Bunca yıldır yazıyorum. Aslında insanlığın sorunu ortak. Binlerce yıllık serüvende, değişen bir şey yok. Bizde yaşananlar, diğerlerinde niye yok. Diğerlerinde olmayan, bizde niye var.
Yakın zamanlarda, neler yazmışım diye geriye gidiyorum. “Neredesin Haysiyet” başlığını atmışım. Başka bir başlık; “Âdem ve Adam”, Hele “Liyakat Hançerlenirse” yazısı, oldukça titretici. Ya “Zaaf” başlıklı yazı, oldukça düşündürücü. Bunun gibi nicelerini yazdım.
Neticede çürüyen insan. İnsan çürüdü mü toplum çürür. Toplum çürüdü mü, bütün kurumları çürütür. Bunu görmek ve yazmak, her vicdan sahibi kalemin görevidir. Bugüne kadar, vicdani insiyaklarımla yazdım hep.
Bugünlerde kaygılarım zirve yapmış, daha ne söyleyeyim diye düşünürken, bir dostum bana Ömer Hayyamı hatırlattı. Yaklaşık bin sene önce yaşamış bu kelam ustası, vicdani kırılmalarıma elbette merhem olabilirdi.
Fars asıllı, dünyaca ünlü Matematikçi, Astronom, filozof ve şairdir. 1048 yılında Nişabur’da doğdu. 1131 yılında, yine aynı şehirde vefat etti. Selçuklu veziri, büyük devlet adamı Nizamülmülk ile aynı medresede tedrisat gördü. Babası çadır ustasıydı. Çadır anlamına gelen ‘Hayyam’ ismi, babasından yadigâr kaldı.
Matematikte kübik denklemleri (üçüncü dereceden bilinmeyen) sınıflandıran, bunlara koni kesitleriyle geometrik çözüm getiren ilk isimdir. Binom açılımını ve katsayılarını bulduğu kabul edilir.
Selçuklu Sultanı Melikşah’ın büyük desteğiyle, Isfahan’da rasathane kurdu. Miladi takvime göre, daha üst düzey olan Celali Takvimini hazırladı. Takvimi hazırlayan heyete başkanlık yaptı.
Hayatın kısalığına dikkat çeken, insanları bu yönde uyaran, yöneticilere tavsiyelerde bulunan filozof tarafı, hep ön planda oldu. Sözlerinde ve şiirlerinde akılcılığı ve özgür düşünceyi benimsedi. Şiirde Rubai tarzını kullandı. Kitaplar dolusu bir meseleyi, birkaç satırda ifade etme başarısı gösterdi. Onların çoğunda bazen hiciv, bazen mizah öğeleriyle asırlara hükmetti.
Mesela şu harika mısralar, benim dilimden hiç düşmez:
Karanlık aydınlıktan
Yalan doğrudan kaçar
Güneş yalnız da olsa
Etrafına ışık saçar
Üzülme doğruların kaderidir yalnızlık
Kargalar sürüyle
Kartallar yalnız uçar..
Sizi Ömer Hayyam’ın dünyaca ünlü şu şiiri ile baş başa bırakıyorum.
Gün gelir
Hırsızlar zengin
Metresler eş
Serseriler adam olur
Odundan kapı, taştan saray olur
Gün gelir
Kezbanlar destan
Onları destan yapanlar mestan olur
Gün gelir
Çivisi çıkar dünyanın
Konuşmayanlar hatip
Şifa vermeyenler tabip
Yazamayanlar kâtip olur
Öyle bir zaman gelir
İşler tersine döner
Aldatan, bir gün sadakat için
Çalan, bir gün adalet için
Döven, bir gün şefkat için yalvarır
“Piyon” deyip geçme, gün gelir şah olur
Şaha da güvenme
Gün gelir mat olur
İnsan Yaratıcısına bile nankör iken
Sana vefalı mı olur?
Oluruna bırak her şeyi
Bak neler neler olur.





YORUMLAR