Hüseyin TUNÇAY

Hüseyin TUNÇAY

htuncay45@gmail.com

Afyon Kocatepe Zafer Yolu Yürüyüşümüz-II

06 Kasım 2026 - 18:09 - Güncelleme: 06 Kasım 2026 - 18:10

(Anemon Günlüğü 24, 25, 26 Ağustos 2026)
            Daha önceki gezi notlarımda birçok defa ifade ettim. Gezip gördüğüm yerlerde yenilenebilir enerji yatırımlarından GES ve RES’leri gördükçe çok seviniyorum. Güneş enerji panelleri artık tarlalarda bile kullanılır olmuş. Yolun sağında ve solunda gördüğüm yüzlerce rüzgâr enerji santrali bana ümit ve heyecan verdi. Cebeli Tarık Boğazı’ndaki RES’leri hatırlattı.
Ankara’nın doğusundaki illerde öğretmenlik yaparken, otobüsümüzün kısa da olsa mola verdiği, yolcu alıp indirdiği illerden birisi Uşak’tı. Kış mevsimindeysek, ayazı ve soğuğu haber verir, Afyon ve ötesi için ikaz eder, adeta “dikkat” çekerdi!
Şehrin içinden geçen transit yola yapılan alt ve üst geçitler trafiğe düzen getirmiş, zaman ve yakıt tasarrufu sağlamış. Bahsettiğim bu yolun gece aydınlatması harikadır. Gün akşama kavuştuktan sonra buradan geçerseniz bana hak vereceksiniz.
            Uşak eşrafından Mehmet Hacım öncülüğünde, Cumhuriyetin ilk şeker fabrikasının kurulduğu (1926) şehrimiz bir zamanlar deri sanayisine de öncülük etmişti. Bir süre önce şeker fabrikalarının özelleştirme furyası başladığında bu kurumları incelemiştim. Halkın emeği, parası ve gücüyle kurulan müesseseden etkilendim. Çünkü sadece fabrika değil, kültürel ve sosyal kurumlarıyla da halkı kucaklayan, çalışma hayatına katkı sağlayan, önderlik eden misyonu var. Merhum Mehmet Hacım’ın hoşuma giden bir sözüyle bu bahsi kapatayım: “Sınai mamul meydana getirmek, devamlı surette iş demektir.”
            Tarhanası, haşhaşı, Mende ekmeği ile meşhur, her gidişimde hayran hayran bakıp incelediğim, gayet anlamlı ve estetik Atatürk ve Kurtuluş Anıtı heykellerinin sahibi güzel ilimizi saat 11.35’te arkamızda bıraktık.
AFYONKARAHİSAR
            “Karahisar-ı Sahip”e girdik! Osmanlı arşivlerinde bu isimle geçen şehir, Cumhuriyetimizin kuruluşundan sonra Afyonkarahisar olarak anılmış. Adı; şehre hakim tepe ve üzerindeki kale ile yetiştirdiği afyon bitkisinden geliyor. Şehrin tarihi MÖ 3000 yılına kadar uzanmaktadır.
            Manisa’ya göre havanın biraz serin olacağını düşünürken, burada da yazın sıcak yüzüyle karşılaştık.  Otobüsümüzü park ettikten sonra, Valilik, belediye, kütüphane, müze (eski belediye) gibi binaların olduğu kent meydanını keşfe daldık.
            1940 yılında açılışı yapılan Valilik binasının önündeki Anıt Park ve heykeltıraş   Heinrich Krippel tarafından yapılan Utku (Zafer) Anıtı dikkat çekici.
“24 Mart 1936 tarihinde büyük bir törenle, İsmet İnönü tarafından açılmıştır. Kurtuluş Savaşı anısına, taş kaide üzerine galip gelen Türk askeri ve yenik düşen düşman askerini betimleyen bronz heykel bulunmaktadır. Taş kaidenin dört tarafına da savaşla ilgili bronz kabartmalar işlenmiştir.” (1)
Anıtı daha yakından inceleyerek, grup fotoğrafı çektiriyoruz. Yüksekçe bir yerde bulunan anıttan kent meydanına doğru bakınca, bir zamanlar belediye binası olarak kullanılan, günümüzde Zafer Müzesi olarak hizmet veren bina çok şirin ve güzel görünüyor.
Baktığınızda sizi etkileyen, bütün asaletiyle ayakta duran, devletin yüzünü gösteren Valilik binasını da fotoğraflıyorum. Buradan öğle yemeğimizi yiyeceğimiz, lokantaların bulunduğu çarşıya doğru yürüyoruz.
Afyon denilince akla gelen tatlardan birisi de tabii lokum. Adım başı lokum satan dükkân! Manda kaymaklısı, kadayıflısı, çifte kavrulmuşu, cevizlisi, fındıklısı, güllüsü, meyvelisi… Saymakla bitiremeyeceğim çeşitlerini… Alışveriş için girdiğinizde güler yüzle karşılanıyor, ikram edilen lokumlardan tadıyor, sahibi ya da ustasından yapılan açıklamaları ağzınızdaki lokum tadıyla dinliyorsunuz. Şinasi hocamla girdiğimiz bir lokumcuda, “Tam da yerine geldiniz, geleneksel lezzetin merkezi!” diyerek karşılandık. Yıllar evvel ailece yaptığımız Afyon gezisinde, çarşıdaki bir dükkânın camında “İmalâthanemizi gezip görebilirsiniz” yazısını görünce girip, lokumun üretim aşamalarını incelemiştik.
Öğle yemeğimizi yediğimiz lokanta, ünü dört bir tarafa yayılmış, sosyal medyada sıkça konu edilen, geçmişi neredeyse asra dayanan bir mekân. Şehrin göbeğinde, ulaşımı gayet kolay, üç katlı ferah, temiz bir yer. Biz de biraz sırada bekleyip içeriye girdik, yemek siparişlerimizi verdik. Damağına biraz düşkün birisi olarak Salim Usta’nın yemeklerini fevkalâde güzel ve lezzetli buldum. Keşkek ve benzeri geleneksel yemeklerimizi de ihmal etmemişler. Sunum, hizmet ve nezaket harikaydı. Tam karşısındaki lokumcuda da sırada bekleyen müşteriler gördüm. Halk katında yer edinmek, marka olup damaklarla buluşmak ve aranır olmak; sabır, çalışma ve kalitede ısrar etmekten geçiyor galiba…
Söz yiyecekten açılmışken, dükkânı Cumhuriyet Meydanı’na bakan Kabakçı Halil Usta’dan söz etmeliyim. Önünde oldukça büyük (30-40 kg) beyaz renkli kabakların sıralandığı “tatlı” mekânı var. Ekmek kadayıfı (sade, vişneli…), kabak tatlısı (manda kaymaklı, fırında pişmişi…) arzuya göre ceviz, fındık, tahin eşliğinde yenebiliyor. Kabakları merak ettim. Hatay’dan geliyormuş. Sosyal medyada Sakarya’dan temin edildiğini de öğrendim. Benim tatlıya karşı mecburi bir mesafem var! Siz tatlıcıysanız, manda kaymağı bol fırında kabak tatlısı ve vişneli ekmek kadayıfının tadına bakabilirsiniz.
Konaklama yerimiz Sandıklı Türk Telekom Fen Lisesi pansiyonu olacak. Saat 16.00’ya yaklaşırken hareket ediyor, kulüp başkanımızın farklı özelliklerinden bahsettiği, 2020 yılında ibadete açılan, 30 dönümlük alana kurulu Hasan Karaağaç Mahallesi’ndeki Paşa Cami’sini incelemek için kısa bir mola veriyoruz.
                                                                                      Paşa Cami
            İlk bakışta, son cemaat mahallinin cephesindeki ahşap kaplamalarla dikkati çeken, oldukça geniş bir alanın içine yapılan caminin tek minaresi var. Anlatıldığına göre özgün örneğine sadık kalınmış.
            Camiye gelenlerin ihtiyaçlarına cevap verecek her türlü bölüm düşünülmüş. Tuvalet, lavabo ve abdest alma yerleri oldukça temiz ve bakımlı. Buz gibi suyla abdest alıp içeriye giriyorum. Selçuklu mimarisinin izlerini taşıyan gayet büyük, güzel bir mihrap tam karşımda. İlk adımımı attığımda kokusu burnuma gelen, tavandaki ahşap yuvarlamalara kadar uzanıyor sanki… Gayet heybetli…  Her başlığı muazzam bir ustalıkla işlenen, şekil verilen ahşap direklerin arasından tekrar tekrar bakıyorum. Renk ve süslemeleri cezbedici … Rahatsız edici hiçbir şekil, renk, sembol, hat ve çizgi yok! Her şey kararında… Muhteşem bir divan!
Caminin ortasına gelecek şekilde yapılan minik havuzda oluklardan akan suyun raksını duyuyorum… Kendi dillerince terennüm ettiklerini anlamaya, verdikleri “Selatü selâmı” duymaya çalışıyorum…
Ahşapla kaplı tavanı yine 67 ahşap direk taşıyor. Bu doğallık insana bambaşka bir enerji veriyor. Mihrabı, minberi, kürsüyü, müezzin ve kadın mahfillerini inceliyorum, fotoğraflarını çekiyorum. Bu mabette kendimi huzurlu hissettiğimi kaydetmeliyim…

“Afyonkarahisar’da 1933’te yıkılan 478 yıllık Umur Bey At Pazar Camii, elinde rölöveleri bulunan bir hayırseverin girişimleriyle yeniden inşa edilip ‘Paşa Camii ve Külliyesi’ ismiyle 29 Mayıs'ta (2020) ilk cuma namazıyla ibadete açılarak küllerinden doğdu.

Hasan Karaağaç Mahallesi Şehit Murat Saraç Caddesi'nde 30 bin metrekarelik bir alanda inşasına 2018 yılında başlanan ‘Paşa Camii ve Külliyesi’, aynı anda yaklaşık 1500 kişinin ibadet edebileceği bir mekâna dönüştü.

Afyonkarahisar Ulu Camii, Sivrihisar Ulu Camii ve Beyşehir Eşref Paşa Camisi'nden esinlenerek Selçuklu mimarisine uygun şekilde tamamlanan cami, sedir ağaçlarından oluşan 62 ahşap direği, revakları, kesme taş kaplaması ve kurşun çatısı ile dikkati çekiyor…” (2)

Etkilendiğim bu güzel camiden ayrılırken, yapılmasına vesile olanlara, emek ve katkı sağlayanlara hayır duada bulunuyor, Müslümanların, Allah’ın emrettiği şekilde dosdoğru olmalarını, akletmelerini diliyorum.
  1. https://www.afyonkarahisar.gov.tr/utku-zafer-aniti
  2. https://www.aa.com.tr/tr/turkiye/kullerinden-dogan-selcuklu-mimarisi-pasa-camii-ve-kulliyesi/1860542
(Devam edecek)

Reklam
Reklam
Reklam
Bu yazı 61 defa okunmuştur.

YORUMLAR

  • 0 Yorum