Ahmet İNCE

Ahmet İNCE

gordesgazetesi@gmail.com

Bugün Kur'an Ne İfade Ediyor?

21 Ekim 2026 - 17:48 - Güncelleme: 21 Ekim 2026 - 17:48

            Bu sorunun cevabı üzerinde, uzun zamandır çalışıyorum. Bugüne gelmeden önce, bir konunun üzerinde durmak istiyorum. Asırlardır yapılan tefsirler, Kur’an üzerine yapılan çalışmalar ve diğerlerinde, bir hakikat daima dikkatlerden kaçtı ya da kaçırıldı.
            Neydi o hakikat?
            Uzun yıllar devam ettiğim Kur’an araştırmalarında, ben işte bu hakikatle karşı karşıya kaldım. Kur’an; insana, hayata ve olaylara indirilen ilahi bir kitaptı. Birkaç ay, birkaç senede vahyedilmiş emir ve yasaklar manzumesi değildi. Sarılıp sarmalanmış ve gökten zembille indirilmiş hiç değildi.
            İnsanı, hayatı ve olayları ön plana almayan; bu çerçevede ayetlere açıklama getirmeyen, aralarındaki illiyet bağını kuramayan tefsirler hep yetersiz kaldı. Arapça gramer ve dilbilgisi kuralları üzerinde oyalanarak, ayetlerin bize ne anlattığı bir türlü açıklığa kavuşamadı.
            Vahyin merkezi Mekke idi. Kur’an bu şehri; “Ümmel Kur’a” olarak tarif etti. Neden? Karyelerin anası olarak tarif edilen bu şehir, Arabistan yarımadasının kalbiydi. Çok sayıda kabilenin yaşadığı, kabile asabiyetinin hakim olduğu bir şehirdi ve tarihi bir geçmişi vardı. Hz. İsmail’in dördüncü kuşaktan gelen çocukları Abdümenafoğulları ile Abdüddaroğullarının siyasi ve iktisadi rekabetine şahitlik yaptı Mekke şehri.
            Vahiyle birlikte bu tarihi rekabet, Haşimi /Ümeyye çatışmasıyla gün yüzüne çıktı. Ümeyyeoğullarının Şanlı Nebiye itirazı, inanç yönünden değildi. Aynen şöyle dediler; “Madem bir peygamber gelecekti, niye bizden değil.” Onların bu tutumu yüzünden çok sayıda ayet nazil oldu.
            Mekke, yarımadanın en büyük ticari merkeziydi. Ön Asya’ya Filistin pazarıyla mal satıyor, mal alıyordu. En az 100 develik kervanlar, yollardan eksik olmuyordu. O dönemde Mekke’nin yıllık ticaret hacmi, 250 bin dinar altın civarındaydı. Kur’an bu ticari hayatı ve zenginliği onlara hatırlatır. Nerede mi? Kureyş suresinde. Bugün kaç Müslüman bunu biliyor acaba?
            Muhammed Aleyhisselamın ümmiliği ile asırlarca övünen Müslümanlar, şu hakikatleri bilemez. Vahiy gelene kadar, Şanlı Nebi ne yaptı, ne işle meşgul oldu. Amcası Ebu Talip’in kumaş dükkânında çalıştı ve uzun zaman idare etti. Hatice’nin Filistin’e gönderdiği büyük kervanın reisi oldu.
            Şanlı Nebi henüz 25 yaşındaydı.
            Tarihçi el-Mesudi’nin verdiği bilgilere göre, Çinliler bazen kendi gemileriyle; Bahreyn, Umman ve Ubulla’yı (Basra) ziyaret ederlerdi. Şanlı Nebi bu bölgedeki ticari faaliyetleri sırasında, Çinlilerle karşılaşmış ve onların endüstrilerinden ve ülkelerinin uzaklığından etkilenmiştir. Nübüvvetinde; “İlim Çin’de de olsa peşinden koşun, çünkü ilim her Müslüman’a farzdır” sözünü, şüphesiz bu yüzden söylemiştir.
            Sizi sıkmadan devam ediyorum.
            Vahiyden sonrada, Müslümanlar içki içmeye devam etti. İki sahabe, sarhoş olunca kavga etti. Birbirlerinin başını yardılar. Yaşandı ve ardından ayetler geldi. Keyif verici maddelerin damlası da, kadehi de yasak edildi.
            Mekke ticaretindeki acımasız faizcilik, borçlunun evladını bile elinden alır hale gelince, ayetler birbiri ardına indi. Allah faizi ve faizli işlemleri kendisine ve resulüne karşı açılmış bir savaş olarak ilan etti.
            İfk olayı yaşandı. Hz. Aişe’ye iftira edildi. Muhammed Aleyhisselam bunalıma düştü. Aişe baba evine döndü. Bir ay böyle geçti. Sahabe toplandı. Kimisi, Aişe’yi boşa diye görüş bildirdi. Kimisi, Allah’ın emrini bekleyelim dedi. Hz. Ali sözle olmasa bile, Aişe’yi boşaması yönünde duruş gösterdi. Aişe bunu hiç unutamadı. Sıffin’de Ali’ye karşı, gitti Muaviye’nin saflarında yer aldı. Sonra titretici ve uyarıcı ayetler geldi. Müslümanların daha önce inen ayetleri, dikkate almamaları şiddetle eleştirildi.
            Bedir savaşında, Allah’ın emrinin aksine tercihte bulundu Müslümanlar. Kur’an kervan mı yoksa ordu mu ikilemini ayetle bildirdi. Buna rağmen tercih aksine oldu. Savaş kazanıldı amma Allah ayetiyle tekrar bildirdi; “Şayet daha önce size verdiğimiz bir zafer sözü olmasaydı, helak olacaktınız” dedi.
            Önceki kavimlerin ve Nebilerin hikâyesini anlatan Kur’an, Muhammet Aleyhisselama mucize vermedi. Bunu şu örnekle bildirdi; “Seni ayetlerle/ mucizelerle göndermemizi engelleyen yegane şey, öncekilerin onlar karşısındaki yalanlarıdır….” (İsra–59) Bu ayet asırlarca pas geçildi. Hayali ve gerçek dışı mucize hikâyeleri türetildi.
            40 kere okuyup, ölülerin ruhuna savrulan Yasin suresi, genelde ne anlatıyor? Güneşin ve ayın hareketlerini. Var mı bilen ve anlayıp kafa yoran.
            Mitoz bölünmeyi işaret eden ayet, hangi tefsirde anlatılabilmiş?
            Kur’an Yusuf’un hikâyesinde, babası Yakup’un gözlerini anlatırken, nazik bir ifade kullanmış. Ama (kör) yerine “vebyaddat”. Peki neden? Hiçbir tefsirde, bunun cevabını bulamazsınız. Yakup’un gözleri kör değil, büyük bir bulanıklıktı. Bunun için Kur’an, ‘vebyaddat’ demişti. Niye mi? Çünkü bu bir göz hastalığıydı ve günümüzde “ Santral Seröz Koriyorenopati” olarak literatüre geçmişti.
            Pakistanlı Muhammed Abdüsselam, Nobel ödülü kazanan, ilk Müslüman bilim insanıdır. Nobel ödül töreninde, aynen şunları söyledi; “Beni bu başarıya götüren yol, Mülk suresinin ilk beş ayetidir” dedi. Kim biliyor. Kim merak etti?
            Kur’an iki ecelden bahseder. “ Bir ecel vardır, birde ecel-i müsemma”. Asırlarca ‘ecel-i müsemmanın’ ne olduğuna kafa yorulmamıştır. Tek bir ecel, tek bir alın yazısı, tek bir uyduruk kader anlayışı ile teselli olunmuştur. Ecel-i müsemma anlaşılmadan, şehitlik kavramı anlaşılamaz. Anlaşılamadığı için, şehitlik kavramı asırlarca, sadece siyasi bir malzeme olarak kullanılmıştır.
            Kur’an kadını anlatır. Özel halleriyle ilgili bilgi verir. Nikâhı anlatır, mehri belirtir. Hak ve hukukunu teslim eder.
            Adaletle hükmetmeyi, hak ve hukuka riayeti açık seçik biçimde emreder.
            Örnekler verdim. Kur’an hayata, olaylara, insana inmiştir derken bunları kastettim. Yani her şey yaratılışın ve varlığın kanunu üzerine yürüyor. Mucize yok, olağanüstülük yok, fantezi yok.
            O Kur’an, hayatımızdan bir şekilde uzaklaştırıldı. Asırlar böyle devam etti. Sarmalandı duvarlara asıldı. Abdestsiz el sürülmez denildi. Ölülerin ruhuna üfürülen bir metin haline getirildi. Sonra hatimler çıktı. Bende hatim var diyenler, ölü aramaya başladı. Tecvit icadıyla, kitap beste formuna dönüştürüldü. Güzel okuma yarışmalarının ardı arkası kesilmedi.
            Hayata indirilen, İnsana indirilen, olaylara indirilen Kur’an, ne yazık ki insanın hayatından böyle tasfiye edildi.
            Günümüzde dolandırıcılıkları, yolsuzlukları, hırsızlıkları, mevki ve makam sahiplerinin hırslarını, adalet haykırışlarını, hak ve hukuk arayışlarını, liyakat nidalarını, haysiyet bağırışlarını kahırla izliyor ve o kahrın içinde adeta boğuluyoruz. Ahlakın kaç türlüsünden bahsedip, bunalıyoruz. Film senaryolarına aratmayan cinayetleri, kadınların ve ailelerin hunharca öldürülmelerini, trafikteki tahammülsüzlüğü ve daha nicelerini, kader diye bağrımıza basıyoruz.
            Biz Müslüman ülkeyiz öyle mi? Vah ki ne vah. Bugün Kur’an bizim için hiçbir şey ifade etmiyor.
            Hayatında Kur’an olmayanların, Müslümanlığı nice olur acaba?
            Müslümanlığımızı gösteren, sadece camilerimiz vardı. Onların da içi bomboş.
            Müslümanlık adına, geriye sadece minarelerimiz kaldı…

Reklam
Reklam
Reklam
Bu yazı 367 defa okunmuştur.

YORUMLAR

  • 2 Yorum
  • Abdurrezzak yemani
    1 gün önce
    Kur'an bu günün şartlarında hiçbirşey ifade etmiyor maalesef
  • Mehmet Başer
    1 gün önce
    Ahmet gardaş ım o kadar bir özümleme, araştırma yapmışsın ki... Ayrıntıyı kaçırmak sn meselesi. Çok da güzel sunumlamışsın. Kalemime yüreğinize gönlünüze emeğinize sağlık