Yaklaşık 1 yıl önceydi. Manisa’dan neşet eden bir senaryo, ilk andan itibaren dikkatimi çekmişti. Zira bu senaryo, ülkeyi ve tüm toplumu ilgilendiriyordu. Görülmeyenleri gören bir nazarım vardır. Bazen anlatırım, bazen yazarım.
O gün, gördüm ve yazdım. Yazımın başlığı; “Ferdi Zeyrek Nereye Gitti” idi. Yazının girişindeki iki paragrafta, şöyle yazmıştım:
“Her bildiğini, her gördüğünü yazamazsın. Bu işin kanunu böyledir. Perdenin önü bir başkadır, arkası bambaşkadır. Ferdi Zeyrek öldü diyorlar. Acaba öyle mi?
Manisa’da emsali görülmemiş bir cenaze töreni. Yüz binler yürüyor. Ülkenin dört bir yanı, ruhen bu yürüyüşe eşlik ediyor. Gözyaşları sel oluyor. Yürekler dağlanıyor. Ne bu? Cenazeden öte, başka bir şey bu.
Belki de perdenin arkası!
Nazargah-ı İlahi incindi mi, bu işler böyle olur.
Tebessüm ve güler yüze hasret kalındığı, haysiyetin darmadağın olduğu, liyakatin hükmünü kaybettiği, hak-hukuk-adalet kavramlarının renginin solduğu, insanların bencilleştiği, helal ve haramın birbirine karıştığı, yalan ve iftiranın baş tacı yapıldığı bir iklimde ne olur?
İncinir işte incinir.
Tekrarına kaç kez şahitlik ettiğim, senaryo devreye girer..”
Yürekleri parçalayan, akılları zorlayan, nasıl olur sorularını beyne kıymık gibi saplayan bir ölümdü. Ferdi Başkan toprağa verilirken, mezarın içine giren bir adamın gözyaşları, beyaz gömleğini sırılsıklam ediyordu.
Beyaz gömlekli adamın görüntüleri, bütün dünyaya servis edildi. Anadolu’da milyonlarca yürek, beyaz gömlekli adamın gözyaşlarını aldı, yüreğinin bir köşesine yerleştirdi.
Hiçbir siyaset, hiçbir organizasyon, hiçbir reklâm, hiçbir algı operasyonu böyle bir hikâye gerçekleştiremezdi. Aradan bir yıl geçti. Hiç kimse milyonların yüreğine mühür gibi işlenen, beyaz gömlekli adamın gücünü hesap edemedi. Ne araştırmalar, ne anketler, bu oluşumu göremedi.
Zira yaşananlar, bir senaryonun seyri çerçevesinde cereyan ediyordu. Ne kazınabilir, ne yok edilebilirdi. Yürek yangınlığı, gözyaşı ateşi onu iyice pişiriyordu. Neticede bu gidişat, paniğe sebep oldu.
Bir kararla onu alaşağı ettiler. Daha doğrusu öyle sandılar. Bırakır gider diye hesap ettiler. Nereden bileceklerdi, senaryonun öyle yazılmadığını. Gitmezdi, gitmemeliydi, gidemezdi.
Binayı, rozeti, tabelayı haysiyet fukaralarına bırakıp yürümeye başladı.
Gideceği yer belliydi. Bir yıl önce milyonların yüreğine işleyen adrese yürümeye başladı. Sırtında yine beyaz gömleği vardı. İnancı, inatçılığı, ısrarcılığı gömleği gibi bembeyazdı. O yürüdü, sokaklar, caddeler milyonlar ona kucağını açtı.
Hak, hukuk, adalet, liyakat, haysiyet, gelir adaleti, demokrasi diye haykırdıkça, kalabalıklar çığ gibi büyüdü.
Aziz Anadolu’nun her şehrinin, kendine has bir karakteristiği vardır. Gelenekle, tarihle yoğrulmuştur. Dünden bugüne iz bırakır. Geleceğe istikamet çizer. İş hayatında, siyasette, sosyal hayatta, o karakteristikten örneklere rastlarsınız.
Manisa karakteristiğinde; Hacim Muhittin Bey’in kararlılığını, Hacı Etem Beyin yürekliliğini, Saraçoğlu Reşat Beyin azmini görürsünüz.
Beyaz gömlekli adamın yürüyüşüne, bazı engeller gelecektir. Manisa karakteristiğini özümsemiş beyaz gömlekli adam, o senaryoyu tamama erdirecektir.
Zira perdenin arkasındakileri görüyor ve yazıyorum…


YORUMLAR