Hatice CAVULDAK

Hatice CAVULDAK

haticeomrak93@gmail.com

Hayatımın İçinden

18 Nisan 2026 - 01:20 - Güncelleme: 18 Nisan 2026 - 01:22
Reklam

      1993 yılında doğdum ve 33 yaşındayım. Bir zamanlar biz, edebiyle büyüyen çocuklardık. Utanmayı bilirdik mesela. Yanlış yaptığımızda yüzümüz kızarır, gözlerimizi yere indirirdik. Büyüklerimizin yanında sesimizi yükseltmez, söz kesmez, saygıyı bir zorunluluk değil, bir değer olarak görürdük.
      Ailemizden öğrendiğimiz ilk şeylerden biriydi “EDEP”. İlkokul birinci sınıfa kadar dedem, babaannem ve hatta dedemin annesi bir evde yaşadık. Sevginin, saygının temelini kimsenin ayrı odasının olmadığı küçük ve müstakil hâlâ dedemin yaşadığı o evde attım. Dedem işten geldiğinde herkes o evde olmak zorundaydı. Tok bile olsa o yemek sofrasına oturulurdu.
      Bayram sabahlarımız vardı. Düşününce bile burnuma kokusu gelen o bayram sabahları… Annem ve babaannemin dedemlerin namazdan çıkıp geldiğinde tüm sofrayı hazır ettiği o bayram sabahları… Biz böyle büyüdük. Zaman zaman belki fazla disiplinli geldi, belki içimizden bazen of dedirtti ama şimdi dönüp baktığımda iyi ki de böyle büyüdük.
      Öğretmenlerimiz sadece ders anlatmazdı; hayatı öğretirdi bize. Oturmayı kalkmayı, konuşmayı dinlemeyi, büyüğe hürmeti, küçüğe sevgiyi. Hepsi bir bütünün parçasıydı.
     Sokakta yürürken bile bir ölçümüz vardı. Bir gün dedemle dışarıda yürürken ayakkabımın bağcığı çözüldüğü için eğilip bağlamak istedim ve azar duydum dedemden. Sokakta eğilmemem gerektiğini o gün anladım. Eskiden büyükler, özellikle dışarıda davranışlara çok dikkat ederdi. Yola eğilmek; dikkatsizlik (arkadan biri çarpabilir), dağınık görünmek ya da toplum içinde ölçüsüz bir hareket olarak görülebilirdi. Benim yaptığım edepsizlik değil, bu ; eski terbiyenin hassasiyetiydi. Bana da çok şey kattı.
      İlkokul birinci sınıfta abimin vesilesiyle karate kursuna yazıldım. Dedemin gelmediği tek bir antremanım olmamıştır. Her antremana beraber gider ve her antreman sonrası köfte, döner dönüşümlü olarak yerdik. Abim ve benim Türkiye Şampiyonalarımız dışında tüm il ve bölge şampiyonalarımıza maaile giderdik. Şimdi dönüp özeleştirimi de yaptığımda bir saat parkta zor bekliyoruz çocuklarımızı. Ne büyük fedakârlıkmış.
      Kimseyi rahatsız etmemeyi, kimsenin hakkına girmemeyi bilirdik. Birinin kalbini kırmanın, bir eşyayı kırmaktan daha ağır olduğunu öğretmişlerdi bize. Arkadaşlıklarımız güzeldi. Ortaokul çağlarından şimdiye uzanan dostluklarım oldu. Evimize misafir geldiğinde “HOŞGELDİNİZ” deyip giderken kapıya kadar geçirmemiz gerektiği öğretildi ve yaşatıldı. Oturmak istemiyorum deyipte odamıza geçmezdik. Dinlerdik hâl ve hatrın sorulduğu hoş sohbetleri.
     Şimdi dönüp bakınca, eksilen bir şeyler var gibi… Belki teknoloji değil, zaman değil; unuttuğumuz değerlerdir bizi bu noktaya getiren. Oysa biz “ayıp olur” diyerek kendini sınırlayan, “yakışmaz” diyerek haddini bilen bir neslin çocuklarıydık. Belki de yeniden hatırlamamız gerekiyor. Saygıyı, edebi, vicdanı…
      Ve şimdi iki kız çocuğu annesi olarak, içimde bambaşka bir kaygı büyüyor. Onları büyütürken sadece iyi bir eğitim almalarını değil; edebi, saygıyı, vicdanı bilen bireyler olmalarını diliyorum. Ama biryandan da içinde yaşadığımız dünyanın hali, bir anne olarak yüreğimi tedirgin ediyor.    Eskiden bize öğretilen o değerleri, şimdi onlara aktarabilmek için daha çok çaba göstermem gerektiğini hissediyorum. Çünkü biliyorum ki; bu dünya ancak iyi yetişmiş, değerlerini unutmamış çocuklarla yeniden güzelleşecek.

Bu yazı 93 defa okunmuştur.

YORUMLAR

  • 0 Yorum