11 Soru 11 Cevap” röportaj serimin otuz altıncı konuğu, röportaj teklifimi yoğunluğuna rağmen nazikçe kabul eden, Zootekni, Biyometri ve Genetik ile Hayvan Islahı alanlarında ülkemizin önde gelen bilim insanlarından Sayın Doç. Dr. Seyrani Koncagül olacaktır. Kendisi, lisans eğitimine Ankara Üniversitesi Ziraat Fakültesi Zootekni Bölümünde başlamış; ardından Amerika Birleşik Devletleri’nin tarım ve hayvancılık araştırmalarında dünyaca ünlü merkezlerinden biri olan Iowa State Üniversitesi’nde Hayvan Islahı ve Genetik üzerine yüksek lisans ve doktora eğitimlerini başarıyla tamamlamıştır. Doktora sonrası ülkemize dönerek sırasıyla Harran Üniversitesi ve 2013 den beri lisans eğitimini aldığı Ankara Üniversitesinde Ziraat Fakültesi Zootekni Bölümü Hayvan Yetiştirme Anabilim Dalı bünyesinde akademik kariyerine ve bilimsel çalışmalarına başarıyla devam eden hocamıza, literatüre ve tarım/hayvancılık dünyasına sunduğu değerli katkılar dolayısıyla teşekkür eder; izninizle sorularıma geçmek isterim.
Soru 1: Laboratuvardan tarlaya, ağıldan üniversiteye kadar uzanan bu tempoda sizi motive eden şey nedir?
Beni motive eden şey aslında bu farklı mekânlar arasında kurabildiğimiz köprüdür: laboratuvardaki bilimsel merak, hayvan barınaklarındaki üretim süreci gerçeği, canlı hayatın sorumluluğu ve üniversitedeki akademik paylaşım. Bu tempoda beni harekete geçiren unsur, bilginin sadece teoride kalmaması gerektiği; doğrudan hayvanların üretim yaşamına, yetiştiricilerin karar alma ve öğrencinin öğrenme sürecine etki edebiliyor olması. Bir başka açıdan bakarsak, motivasyonum temel olarak ve basitçe bilimsel veriyi sahada pratik faydaya dönüştürme arzusu ve çabasıdır. Yani hem yürüttüğümüz araştırmaların sonuçlarını daha büyük kitleye ulaştırmak için yayınlanabilir forma dönüştürmek, hem de damızlık hayvan (erkek/dişi) seçiminde genetik analizler veya sürü idaresi bakımından somut ve uygulanabilir çözümler üretebilmek. Sonuç olarak teorinin üretilmesi, sonraki nesillere (öğrencilere) aktarılıyor olması ve nihayetinde sahada faydalı bir şekilde uygulanabiliyor olması bizleri canlı ve ayakta tutan en önemli etkendir.
Soru 2: Bugün bir üreticinin elindeki inekten daha çok süt alması artık sadece yemle değil, aynı zamanda genetik bilgiyle mi mümkün?
Kesinlikle, artık süt verimini artırmak yalnızca hayvanların içinde bulunduğu çevre şartlarını iyileştirmek, besleme stratejilerini geliştirmekle sınırlı değildir. Günümüzde modern anlamda hayvancılık yapmak, genetik bilginin de en az çevre şartlarının iyileştirilmesi kadar önemli olduğudur. Üretimle (süt, yağ, protein, vb), sağlıkla (hastalıklara karşı dayanıklılık, embriyonik ölümler, yavru atma, vb), üremeyle (buzağılama aralığı, yılda bir canlı buzağı) alakalı genlerin belirlenmesi ve seleksiyon programlarında kullanılması, günümüz süt sığırcılığında elzem hale gelmiştir. Artık damızlık seçiminde SNP analizleri, genomik değerlendirmeler ve BLUP tabanlı tahminler kullanılarak isabetli bir damızlık hayvan belirleme süreçleri devreye girmiştir. Bugünün hayvan yetiştiricisi için daha çok süt almak, sadece çevre şartlarının olabildiğince iyileştirilmesiyle değil, aynı zamanda genetik bilginin de doğru kullanımıyla mümkün. Küçük ölçekli yetiştiriciler daha çok çevre şartlarını ön planda tutarken, büyük ölçekli üreticiler genetik bilginin de çevre ile birlikte kullanılması gerektiğinin bilincine ulaşmış durumdalar.
Soru 3: “Islah” kelimesi bazen yanlış anlaşılıyor. Sizce gerçek ıslah nedir? Hayvanda sabır, bakım ve gen nasıl bir denge kurar?
“Islah” kelimesi çoğu zaman yalnızca “verimi artırmak” gibi dar bir anlamda kullanılıyor, ama aslında çok daha geniş ve dengeli bir süreci ifade ediyor. Gerçek ıslah, hayvanın genetik potansiyelini, çevresel koşullarını ve çiftlik unsurlarını (insan gücü, üretim girdiler, vs.) ekonomiklik ilkesi doğrultusunda uyum içinde yönetmektir. Genetik, hayvanın doğuştan getirdiği yani ana-babasından aldığı genetik kapasiteyi belirler. Damızlık seçiminde isabetli karar vermek uzun vadeli ilerlemenin temelidir. Barınak koşulları, yemleme rejimi, sağlık hizmetleri ve günlük yönetim genetik potansiyelin ortaya çıkmasını sağlar. İyi genotip, o genotipin istediği çevre koşulları sağlanamazsa kendini gösteremez. Islah bir nesilde yapılan seleksiyona bağlı değildir, nesiller boyunca devamlılık isteyen ciddi sabır isteyen bir süreçtir. Sonuçları görmek için zaman ve istikrarlı takip gerekir. Gerçekte hayvansal üretimde ıslah kelimesinin anlamı, şu üç unsurun dengesiyle oluşur: 1) Genetik (damızlık seçimi), 2) Çevre koşullarının iyileştirilmesi ve 3) Süreklilik, kalıcı genetik ilerlemeyi garanti eder.
Soru 4: Sizce Türkiye’de hangi yerli ırklar geleceğin yıldızı olabilir? Anadolu'nun saklı cevheri hangileri olabilir?
Türkiye’de geleceğin yıldızı olabilecek yerli ırklar arasında özellikle çevreye uyumlu, dayanıklı ve özgün ürünleriyle öne çıkan koyun, keçi ve sığır ırkları dikkat çekiyor.
Koyun Irkları
Akkaraman: Orta Anadolu’nun en yaygın ırkı. Dayanıklılığı, düşük bakım gereksinimi ve adaptasyon kabiliyetiyle gelecekte sürdürülebilir üretimde önemli rol oynayacaktır.
Kıvırcık: Marmara ve Trakya’da yaygın. Özellikle et kalitesi bakımından çok önemli bir ırktır.
Karayaka: Karadeniz bölgesine özgü. Bölgesel adaptasyonu güçlü, et kalitesi yüksek.
İvesi: Güneydoğu Anadolu’da süt verimiyle öne çıkmaktadır; özellikle peynir üretiminde tercih edilmektedir.
Keçi Irkları
Honamlı Keçisi: Toroslar’da yetiştirilmektedir. Et verimi yüksek, dayanıklılığıyla geleceğin damızlık potansiyeli olarak görülmektedir.
Kilis Keçisi: Süt verimi yüksek, özellikle peynir üretiminde önemli bir potansiyele sahiptir.
Ankara Keçisi: Dünyaca ünlü tiftik üretimiyle tekstil sektöründe stratejik öneme sahiptir.
Kıl Keçisi: Zor coğrafyalara uyumlu. Küresel ısınma koşullarında avantaj sağlayabilir.
Sığır Irkları
Doğu Anadolu Kırmızı: Zorlu iklim koşullarına uyumlu, et verimiyle öne çıkmaktadır.
Güney Anadolu Kırmızı: Adaptasyon kabiliyeti yüksek, bölgesel süt üretim için değerli bir yerli sığır ırkımızdır.
Yerlikara: Küçük ölçekli üreticiler için dayanıklı ve maliyeti düşük bakım gerektiren bir seçenek.
Boz Irk: Karadeniz ve Marmara’da yaygın, süt ve et verimi bakımından önemli yerli bir sığır ırkımızdır.
Özetle, Anadolu’nun saklı cevherleri yerli ırkların tamamıdır; hem çevreye uyumları hem de özgün ürünleriyle geleceğin hayvancılığında stratejik rol oynayabilir. Bunun için, Irk temelinde örgütlenme hayat geçirilmelidir. Örneğin, Kıvırcık Yetiştiricileri Birliği, Yerli Kara Yetiştiricileri Birliği veya İvesi yetiştiricileri Birliği gibi, örnekler artırılabilir. Bu hayvanlardan elde edilen (ham/işlenmiş) ürünler markalı olarak pazarlanabilse hem bu cevherlerin korunması hem de sürdürülebilir kullanımları bakımından devrim niteliğinde bir gelişme olur.
Çünkü:
Markalaşma: “Kıvırcık Eti”, “Boz Irk Sucuğu”, “İvesi Peyniri” gibi ürünler, hem tüketiciye güven verir hem de yerli ırkların değerini artırır.
Katma değer: Aynı ürünü sadece “süt” veya “peynir” olarak satmak yerine, ırk kimliğiyle pazarlamak üreticiye daha yüksek gelir sağlar.
Koruma ve sürdürülebilirlik: Irk bazlı birlikler, genetik çeşitliliğin korunması ve damızlık seçimini çok daha bilinçli yapabilir.
Pazar gücü: Örgütlü üretici, hem iç pazarda hem de ihracatta daha güçlü bir ses olur.
Irk bazında örgütlenme talebi üreticilerden gelmelidir, işin sahiplenilmesi ve sürdürülebilirliği bakımından bu şarttır. Devlet teşvikiyle (biraz zorlama bir durum) yapıldığı zaman şu esas unsurlar eksik kalıyor ve başarısızlık kaçınılmaz oluyor:
Sahiplenme: Üretici kendi iradesiyle kurduğu birliklere daha çok sahip çıkar, “devlet zoruyla” yapılan örgütlenmelerde ise motivasyon sürdürülebilir olmayacaktır, teşvikler askıya alındığında aidiyet duygusu da ister istemez ortadan kalkar.
Finansal bağımsızlık: Devlet desteği elbette önemli ama sürekli olarak “devlet para versin” anlayışı, birliklerin kendi ayakları üzerinde durmasına esasında bir engel teşkil eder. Üreticiden gelen örgütlenme talebi ise kendi kaynaklarını yaratmaya yönlendirir.
Pazar bilinci: Üretici kendi ürününü markalaştırmak için örgütlenirse, pazarlama ve satış stratejilerini daha bilinçli kurar. “Kıvırcık Eti” veya “Kilis Sığırı Sütü” gibi markalar ancak üreticinin sahiplenmesiyle değer kazanır.
Devletin rolü: Devlet burada doğrudan örgütlenmeyi kurmak yerine, üreticilerin kurduğu birliklere teknik destek, eğitim ve altyapı sağlayabilir. Böylece üretici bağımsız kalırken devlet de süreci güçlendirir.
Özetlemek gerekirse, ilk adım üreticiden gelmeli, devlet ise destekleyici rol üstlenmeli. Bu model, hem üreticiyi güçlendirir hem de yerli ırkların markalaşmasını hızlandırır.
Soru 5: Bazı yetiştiriciler “yabancı ırk daha verimli” diyor. Size göre dışarıdan ırk getirmek mi doğru, yoksa kendi genlerimizi güçlendirmek mi?
“Yabancı ırk daha verimli” söylemi aslında kısa vadeli verim odaklı bir bakış açısı. Ancak hayvancılıkta uzun vadeli sürdürülebilirlik için mesele sadece verim değil, aynı zamanda uyum, dayanıklılık ve genetik çeşitliliğin korunmasıdır. Dışarıdan ırk getirmek kısa vadede yüksek süt veya et verimi sağlayabilmesi bakımından cazip gelebilir, ancak yerli koşullara uyum sorunları, hastalıklara yatkınlık, yüksek girdi maliyeti bakımından bazı riskleri de beraberinde getirir. Ayrıca yerli genetik kaynaklarımızın da zaman içinde erozyonuna hatta yok olma tehlikesiyle karşı karşıya kalabilir. Diğer taraftan, yerli genetik kaynaklarımızdan faydalanmanın avantajları vardır, yerli ırklar zaten Anadolu’nun iklimine, coğrafyasına ve yetersiz yem kaynakları şartlarına son derece uyum sağlamış durumda. Diğer taraftan, genetik ilerleme istenilen hızda gerçekleşmeyebilir, sabır ve örgütlü ıslah programları gerekir. Doğru yaklaşım, yerli genetik kaynaklarımızı bilimsel ıslah programlarıyla güçlendirmek, yabancı ırkları tamamen reddetmek değil, ama onları körü körüne ithal etmek yerine yerli ırklarla dengeli şekilde kullanmak. Örneğin kontrollü melezleme veya belirli özelliklerin aktarılması düşünülebilir. Ancak temel strateji, Anadolu’nun yerli ırklarını koruyup geliştirmek olmalı.
Soru 6: Bir hayvanın süt veriminde sevgi, bakım ve stresin etkisi var mı? Yoksa genetik her şeyi belirler mi?
Hayvanın süt veriminde genetik kabiliyet elbette temel belirleyici faktördür; yani hayvanın doğuştan getirdiği kapasite süt miktarının üst sınırını çizer. Ancak bu sınırın ne kadarına ulaşılacağı, büyük ölçüde bakım ve stres yönetimi gibi çevresel faktörlere bağlıdır. Damızlık seçiminde süt verimi yüksek genotipler tercih edilirse, potansiyel artar, ancak genetik potansiyel tek başına yeterli değildir; o genotipik seviyenin ihtiyaç duyduğu uygun çevre olmadan bu potansiyel ortaya çıkamaz. Düzenli bakım, sağlıklı yemleme ve hijyenik koşullar süt veriminin sürekliliğini sağlar. Gürültü, kötü muamele, yetersiz yem veya barınak gibi stres faktörleri süt verimini ciddi şekilde düşürür. Yani barınakta uygun koşulların sağlanması, yeterli yem ve su, temiz hava, rahat yataklık, uygun sıcaklık ve hijyen; bunların hepsi hem bakımın hem de yetiştirici sevgisinin göstergesidir.
Soru 7: Artık hayvancılıkta sensörler, çipler, veri sistemleri konuşuluyor. Bence bu teknolojiler sahada işleri nasıl değiştirecek?
Sensörler, çipler ve veri sistemleri hayvancılıkta adeta yeni bir çağ açıyor. Bu teknolojiler sahada işleri şu şekilde değiştirecek: Bireysel takip: Her hayvanın süt verimi, yem tüketimi, hareketliliği ve sağlık durumu anlık olarak izlenebilecek. Hastalık erken teşhisi: Ateş, kalp atışı, geviş getirme gibi parametreler sensörlerle takip edilerek hastalıklar erken fark edilecek. Doğum ve kızgınlık takibi: Çipler sayesinde kızgınlık döngüsü daha doğru izlenecek, damızlık yönetimi kolaylaşacak. Bu sistem sonuç olarak büyük bir veri sisteminin oluşmasına da önemli katkılarda bulunacaktır. Böylece, sürüden toplanan veriler, hangi hayvanın daha verimli olduğunu, hangi barınak şartlarında daha iyi sonuç alındığını gösterecek. Yetiştirici, hangi hayvanı damızlıkta tutacağına, hangisini elden çıkaracağına veriye dayalı karar verecek. Yem, bakım ve sağlık maliyetleri ile verim arasındaki ilişki netleşecek, kârlılık artacak. Bu teknolojiler, hayvancılığı “gözleme dayalı” olmaktan çıkarıp “veriye dayalı” hale getirecek. Yetiştirici artık sadece hayvanı görerek değil, sensörlerden gelen veriyi okuyarak karar verecek. Bu da hem verimi hem refahı artıracak, hem de sürdürülebilirliği güçlendirecek. Bu sensörler ve veri sistemleri önce süt sığırcılığında yaygınlaşacak, ardından koyun-keçi sürülerine doğru yayılacaktır. Küçükbaşta sensörlü yetiştiriciliğe adaptasyon biraz daha yavaş olabilir ama özellikle sürü yönetimi ve kızgınlık takibi için büyük fayda sağlayacak.
Soru 8: Yapay zekâ hayvan ıslahında insanın yerini alabilir mi, yoksa tecrübeli göz hâlâ fark yaratır mı?
Yapay zekâ hayvan ıslahında giderek daha güçlü bir araç haline geliyor, ama “insanın yerini tamamen alır mı?” sorusu biraz daha karmaşık. Yapay zeka, binlerce hayvanın süt verimi, büyüme, sağlık ve genetik verilerini aynı anda işleyebilir, hangi çiftleştirmelerin en iyi genetik ilerlemeyi sağlayacağını öngörebilir, insan gözünün fark edemeyeceği küçük verim farklılıklarını yakalayabilir, ve kişisel önyargılardan bağımsız karar desteği sunabilir. Ancak, hayvanın davranışını, sürü içindeki sosyal ilişkilerini, stresini gözlemlemek hâlâ insan deneyimine bağlıdır. Yem kaynakları, iklim, üretici alışkanlıkları gibi faktörleri yapay zekâ tek başına tam anlamıyla değerlendiremeyebilir. Tecrübeli yetiştirici, verilerin ötesinde “hayvanın halinden anlamak” gibi bir beceriye de sahiptir. Sonuç olarak, yapay zekâ karar destek sistemi olarak müthiş bir güç sağlar; ama nihai karar hâlâ insanın tecrübesiyle birleştiğinde en doğru sonucu verir. Yani geleceğin modeli “yapay zekâ + tecrübeli göz” olacaktır, olmalıdır. İnsan faktörü tamamen ortadan kalkmaz, ama yapay zekâ sayesinde daha bilinçli ve veriye dayalı seçimler yapılır. Yapay zekânın, günlük sürü yönetiminde de ciddi katkısı olacak: kızgınlık takibi, hastalık erken teşhisi, yem tüketim optimizasyonu gibi konularda üreticiye anlık uyarılar verecektir.
Soru 9: Ziraat mühendisliği sizce gelecekte hangi yöne evrilecek? Genetik, teknoloji ve doğa arasında nasıl bir köprü kuracak?
Ziraat mühendisliği gelecekte aslında genetik, teknoloji ve doğa arasında köprü kuran disiplin haline gelecek. Genomik seleksiyon, SNP analizleri, ROH/FROH gibi yöntemlerle hayvan ve bitki ıslahı daha hassas hale gelecek. Ziraat mühendisleri, sadece fenotip değil, genetik veriyi de kullanarak damızlık ve ırk seçiminde daha doğru kararlar verecek. Sensörler, çipler, yapay zekâ ve büyük veri analizi ile üretim süreçleri tamamen dijitalleşecek. Ziraat mühendisleri artık “veri okuyan ve yorumlayan” uzmanlar olacak; sahadaki gözlem ile dijital veriyi birleştirecek. Akıllı tarım sistemleri, otomatik yemleme, iklim kontrollü barınaklar ve robotik sağım gibi teknolojiler mühendisliğin rutin parçası olacak. Diğer taraftan, iklim değişikliği ve sürdürülebilirlik baskısı, ziraat mühendislerini doğa ile uyumlu çözümler geliştirmeye zorlayacak. Yerli genetik kaynakların korunması, ekosistem dostu üretim ve çevreye duyarlı ıslah programları ön plana çıkacak. “Doğayla uyumlu verimlilik” kavramı, geleceğin ana felsefesi olacak. Ziraat mühendisliği gelecekte bir “entegratör” rolü üstlenecek. Genetik bilimiyle doğanın sunduğu çeşitliliği koruyacak, teknolojiyi kullanarak verimliliği artıracak ve tüm bunları sürdürülebilirlik çerçevesinde birleştirecek. Yani hem bilim insanı, hem teknoloji kullanıcısı, hem de doğanın koruyucusu olacak. Bir başka değişle, ziraat mühendisliği, gelecekte “biyoinformatik + yapay zekâ + ekolojik sürdürülebilirlik” üçlüsünün kesişim noktası haline gelecek.
Soru 10: Sizce “en verimli hayvanı üretmek mi daha önemli, yoksa “sürdürülebilir ve dengeli üretim” mi?
“En verimli hayvan” üretmek ile “sürdürülebilir ve dengeli üretim” aslında birbirini tamamlayan ama farklı önceliklere sahip iki yaklaşım. Kısa vadede yüksek süt veya et verimi, üreticinin gelirini artırabilir. Ancak, yüksek bakım maliyeti, hastalıklara yatkınlık, çevreye daha fazla yük (yem, su, enerji), uzun vadede sürdürülebilirliği zayıflatabilir. “En verimli hayvan” hedefi, ancak sürdürülebilir üretim çerçevesinde anlamlıdır. Yani amaç, sadece maksimum verim değil; verim + dayanıklılık + refah + çevre uyumu dengesini kurmak olmalı. Geleceğin hayvancılığı, orta düzeyde yüksek verimli ama aynı zamanda dayanıklı ve sürdürülebilir hayvan tipleri üzerine kurulacaktır. Diğer taraftan, “en verimli hayvan” kavramı çevresel koşullara bağlı olarak farklı anlamlar alabilir. Burada, “en verimli hayvan” yerine “en ekonomik hayvan” demek daha doğru olabilir. Çünkü, yüksek girdiyle çalışan büyük kapasiteli işletmelerde bir süt sığırının günlük 20 litreden aşağı süt vermesi yeterli olmayabilir, o hayvan için yapılacak günlük masrafları bile karşılamayabilir. Diğer taraftan, daha az girdiyle üretim yapan başka bir işletme için 10 litre yeterli bir seviye olabilir. Burada önemli olan hayvanın veriminin yüksekliğinden ziyade, o hayvanın içinde bulunduğu çevre şartlarında ekonomik olup olmamasıdır. Biz bunu hayvan ıslahında “Ekonomik Verim Seviyesi (EVS)” olarak tanımlamaktayız ki bu ise “söz konusu hayvana için yapılan masrafların karşılandığı verim seviyesidir”. Bu seviyenin üzeri ise kardır. EVS çevre koşulları ile birlikte değişkenlik gösterir.
Soru 11: Eğer bir genç size “Hocam hayvancılığı ya da ziraat mühendisliğini bırakmak istiyorum” veya “bu alana yeni başlamak istiyorum” dese, ona ne önerirsiniz? Eklemek istediğiniz bir şey var mı?
Bir genç size “Hocam, bu alandan çıkmak istiyorum” ya da “bu alana yeni başlamak istiyorum” dediğinde aslında iki farklı ruh hâliyle karşılaşıyorsunuz: biri umutsuzluk ve yorgunluk, diğeri ise merak ve heyecan.
Yeni başlamak isteyenler için:
Cesaretlendirmek: Ziraat mühendisliği ve hayvancılık geleceğin en kritik alanlarından biri. Gıda güvenliği, sürdürülebilirlik ve teknoloji entegrasyonu bu mesleği daha da değerli kılacak.
Yön göstermek: Ona genetik, biyoinformatik, yapay zekâ ve sürdürülebilir üretim gibi yeni ufukları anlatmak, bu alanın sadece “çiftlik işi” değil, aynı zamanda bilim ve teknolojiyle doğayı birleştiren bir köprü olduğunu göstermek gerekir.
Motivasyon: “Senin emeğin, gelecekte milyonların gıda güvenliğini sağlayacak” mesajı çok güçlüdür.
Bırakmak isteyenler için:
Dinlemek: Önce neden bırakmak istediğini anlamak gerekir. Ekonomik kaygı mı, akademik yorgunluk mu, yoksa motivasyon eksikliği mi?
Alternatif göstermek: Bu alanı tamamen bırakmak yerine, farklı bir uzmanlık yönüne kayabileceğini hatırlatmak faydalı olur. Örneğin klasik üretim yerine veri analizi, biyoteknoloji veya sürdürülebilirlik projelerine yönelmek.
Değer hatırlatmak: “Senin tecrüben, bu alanda kalmak isteyen gençlere yol gösterebilir” diyerek, birikiminin hâlâ kıymetli olduğunu vurgulamak.
Eklemek istediğim bir şey: Ziraat mühendisliği ve hayvancılık, gelecekte genetik + teknoloji + doğa üçlüsünün kesişiminde en stratejik mesleklerden biri olacak. Bu alanı seçmek, aslında geleceğin gıda güvenliği ve sürdürülebilirliği için bir liderlik rolü üstlenmek demektir. Benim önerim gençlere, “Bu alanı bırakmak yerine, kendi yolunu yeniden tanımla” demek. Çünkü bu meslek, klasik kalıpların ötesine geçerek çok farklı kapılar açabilir.
Sayın Hocam, değerli vaktinizi ayırdığınız için asıl biz çok teşekkür ederiz. Çalışmalarınızı, anladığım kadarıyla ihtimam ile takip edeceğim. Sağlık, mutluluk ve başarı dolu bir yaşam diliyorum. İşlerinizde kolaylıklar diler, saygı ve sevgilerimi sunarım.



YORUMLAR