“11 Soru 11 Cevap” röportaj serimin otuz yedinci konuğu, Gebze Teknik Üniversitesi, Mühendislik Fakültesi, İnşaat Mühendisliği Bölümü, Mekanik Anabilim Dalı öğretim üyesi, Prof.Dr.Ferit Çakır olacak. Kagir ve ahşap yapılar, sayısal modelleme ve mühendislik tasarımı alanlarında yıllardır yaptığı değerli çalışmalar ve sunduğu derin bilgilerle mühendislik dünyasına katkıda bulunan hocama, beni kırmayıp röportaj teklifimi kabul ettiği için çokça teşekkür ediyorum. Hocam, izninizle sorularıma başlıyorum.
1. Hocam, öncelikle nasılsınız? Bu alana yönelmenizdeki temel etken neydi?
Teşekkür ederim, oldukça iyiyim. İnşaat mühendisliğine olan ilgim, yapıların yalnızca teknik sistemler değil aynı zamanda toplumların yaşam kalitesini ve güvenliğini doğrudan etkileyen unsurlar olduğunu fark etmemle başladı. Ancak tarihi yapılar ve kültürel miras alanına yönelmemdeki en önemli dönüm noktası, lisans eğitimimin ardından Kültür ve Turizm Bakanlığında kontrol mühendisi olarak göreve başlamam oldu. Bu görev kapsamında Türkiye'nin farklı bölgelerinde bulunan tarihi eserlerin korunması, onarımı ve yapısal sorunlarının değerlendirilmesi süreçlerinde yer alma fırsatı buldum. Sahada edindiğim bu deneyimler, tarihi yapıların yalnızca mimari ve kültürel açıdan değil, aynı zamanda mühendislik açısından da son derece özel yapılar olduğunu görmemi sağladı.
Daha sonraki yıllarda kazandığım yurt dışı bursu ise bu alandaki akademik çalışmalarımı şekillendiren ikinci önemli aşama oldu. Yurt dışında geçirdiğim süre boyunca deprem mühendisliği, tarihi yapıların korunması ve ileri analiz yöntemleri üzerine farklı araştırma yaklaşımlarını yakından inceleme fırsatı buldum. Bu süreç, saha tecrübelerimi bilimsel araştırmalarla birleştirmeme ve kariyerimi tarihi yapıların deprem davranışı, performans değerlendirmesi ve güçlendirilmesi konularına yönlendirmeme önemli katkı sağladı.
Bugün yürüttüğüm çalışmaların temelinde, bir tarafta sahada edindiğim uygulama deneyimi, diğer tarafta ise akademik araştırmalarla geliştirdiğim bilimsel yaklaşım bulunmaktadır. Bu iki alanın birbirini tamamlamasının, tarihi yapıların korunmasında en doğru sonuçları verdiğine inanıyorum.
2. Kariyeriniz boyunca tarihi yapılar ve yığma yapıların deprem davranışı üzerine yoğunlaştınız. Bu alana yönelmenizde sizi en çok etkileyen unsur ne oldu?
Tarihi yapılar, yalnızca taş, tuğla veya ahşaptan oluşan mühendislik sistemleri değildir; aynı zamanda toplumların hafızasını taşıyan kültürel miraslardır. Modern yapılardan farklı olarak her tarihi yapı kendine özgü bir davranış sergiler. Bu nedenle standart çözümler çoğu zaman yeterli olmaz. Bir yandan yapıyı korumaya çalışırken diğer yandan özgünlüğünü de muhafaza etmek gerekir. Bu mühendislik açısından son derece zorlayıcı ve aynı zamanda heyecan verici bir süreçtir. Tarihi yapıların gelecek nesillere aktarılmasına katkı sağlayabilmek beni bu alanda çalışmaya yönlendiren en önemli motivasyonlardan biri olmuştur.
3. Türkiye, dünyanın en önemli kültürel miraslarından bazılarına ev sahipliği yapıyor. Sizce bugün tarihi yapıların karşı karşıya olduğu en büyük yapısal tehditler nelerdir?
Türkiye’deki tarihi yapıların karşı karşıya olduğu en büyük tehditlerin başında depremler gelmektedir. Bunun yanında kontrolsüz kentleşme, yanlış restorasyon uygulamaları, çevresel etkiler, su kaynaklı bozulmalar ve bakım eksiklikleri de ciddi risk oluşturmaktadır. Özellikle geçmiş yıllarda yapılan bazı müdahalelerde yapının özgün davranışını değiştiren betonarme eklemeler veya uygunsuz malzemeler kullanılmıştır. Bu tür uygulamalar kısa vadede çözüm gibi görünse de uzun vadede yapıya zarar verebilmektedir. Günümüzde en önemli yaklaşım, müdahalelerin bilimsel verilere dayanması ve minimum müdahale prensibiyle gerçekleştirilmesidir.
4. Son çalışmalarınızda tarihi köprüler, camiler ve kubbelerin deprem performanslarını inceleyen araştırmalar yürüttünüz. Tarihi bir yapının deprem güvenliğini değerlendirirken en kritik parametreler nelerdir?
Bir tarihi yapının deprem performansını değerlendirirken öncelikle malzeme özelliklerinin doğru belirlenmesi gerekir. Bunun yanında mevcut hasarlar, çatlak sistemleri, geometrik düzensizlikler, temel-zemin etkileşimi, taşıyıcı sistemin sürekliliği ve yapının dinamik özellikleri büyük önem taşır. Günümüzde çevresel titreşim testleri, lazer tarama sistemleri, jeofizik yöntemler ve sonlu elemanlar analizleri sayesinde bu parametreleri oldukça detaylı şekilde inceleyebiliyoruz. Ancak hiçbir zaman sadece bilgisayar modeline güvenilmemelidir. Saha gözlemleri ve deneysel veriler her zaman değerlendirmenin temelini oluşturmalıdır.
5. Karbon fiber kompozit halatlar ve hibrit kompozit malzemelerle güçlendirme üzerine önemli çalışmalarınız bulunuyor. Bu teknolojilerin gelecekte geleneksel güçlendirme yöntemlerinin yerini alabileceğini düşünüyor musunuz?
Kompozit malzemelerin önemli avantajları bulunmaktadır. Yüksek dayanım, düşük ağırlık, korozyon direnci ve kolay uygulanabilirlik bunların başında gelir. Özellikle tarihi yapılarda ek yük oluşturmadan güçlendirme yapılabilmesi büyük bir avantajdır. Ancak ben geleneksel yöntemlerin tamamen ortadan kalkacağını düşünmüyorum. Gelecekte daha çok hibrit çözümler göreceğiz. Yani geleneksel malzemeler ile ileri teknoloji kompozitlerin birlikte kullanıldığı sistemler ön plana çıkacaktır. Her yapının ihtiyacı farklıdır ve doğru çözüm her zaman yapı özelinde belirlenmelidir.
6. Kahramanmaraş depremlerinin ardından tarihi yapıların hasar mekanizmaları üzerine değerlendirmelerde bulundunuz. Bu afet, deprem mühendisliği açısından hangi önemli dersleri ortaya koydu?
Kahramanmaraş depremleri bize birçok önemli ders verdi. Öncelikle deprem yönetmeliklerine uygun tasarlanmış yapıların genel olarak başarılı performans gösterdiğini gördük. Tarihi yapılarda ise geçmiş müdahalelerin etkileri çok net şekilde ortaya çıktı. Uygunsuz betonarme ekler, rijitlik uyumsuzlukları ve bakım eksiklikleri birçok yapıda hasarı artırdı. Ayrıca deprem sonrası hızlı hasar değerlendirme sistemlerinin ve dijital veri altyapılarının ne kadar önemli olduğu da görüldü. Afet yönetiminde yalnızca müdahale değil, risk azaltma çalışmalarının da en az müdahale kadar önemli olduğu bir kez daha ortaya çıktı.
7. Sonlu elemanlar analizi günümüzde mühendisliğin vazgeçilmez araçlarından biri hâline geldi. Sizce genç mühendisler bu alanda hangi yetkinlikleri mutlaka kazanmalıdır?
Öncelikle genç mühendislerin temel mekanik ve yapı davranışı bilgilerini çok iyi öğrenmeleri gerekir. Sonlu elemanlar programlarını kullanabilmek tek başına yeterli değildir. Bir modelin doğru kurulması, sınır koşullarının doğru tanımlanması ve elde edilen sonuçların mühendislik bakış açısıyla yorumlanabilmesi gerekir. Ayrıca deneysel doğrulama, model kalibrasyonu ve veri analizi konularında da yetkinlik kazanılmalıdır. Yazılım kullanabilen mühendis sayısı her geçen gün artıyor ancak sonuçları doğru yorumlayabilen mühendis sayısı aynı hızda artmıyor.
8. 2026 yılında yayımlanan çalışmalarınızda tarihi kemer köprülerin ve Osmanlı camilerinin deprem davranışlarını ele aldınız. Tarihi yapıların korunmasında sayısal modelleme ile saha gözlemleri arasında nasıl bir denge kurulmalıdır?
Ben her zaman “önce yapı konuşur, sonra model konuşur” yaklaşımını benimsiyorum. Sayısal modeller son derece güçlü araçlardır ancak doğru veri ile beslenmedikleri sürece yanıltıcı sonuçlar üretebilirler. Bu nedenle saha gözlemleri, malzeme testleri, çatlak haritaları ve dinamik ölçümler öncelikli olmalıdır. Sayısal modelleme ise bu verileri bütüncül şekilde değerlendirmemizi sağlayan bir araç olarak kullanılmalıdır. En başarılı çalışmalar, saha verileri ile doğrulanmış modellerin kullanıldığı çalışmalardır.
9. Yapay zekâ, makine öğrenmesi ve dijital ikiz teknolojileri hızla gelişiyor. Bu teknolojilerin gelecekte deprem mühendisliği ve tarihi yapıların korunması alanlarında nasıl bir rol üstleneceğini öngörüyorsunuz?
Önümüzdeki yıllarda bu teknolojilerin etkisinin çok daha fazla hissedileceğini düşünüyorum. Özellikle sürekli izleme sistemlerinden elde edilen büyük verilerin değerlendirilmesinde yapay zekâ önemli avantajlar sağlayacaktır. Dijital ikiz teknolojileri sayesinde yapıların gerçek zamanlı davranışları izlenebilecek ve olası riskler önceden tespit edilebilecektir. Bununla birlikte yapay zekânın mühendisin yerini alacağını düşünmüyorum. Yapay zekâ güçlü bir yardımcı olacaktır ancak nihai mühendislik kararları her zaman uzman değerlendirmesi gerektirecektir.
10. Kapadokya Alan Başkanlığı Bilim Kurulu üyeliğine atanmanız akademik camiada büyük ilgi gördü. Bu görevin size yüklediği sorumluluklar nelerdir ve Kapadokya’nın korunmasına yönelik hangi bilimsel katkıları sunmayı hedefliyorsunuz?
Kapadokya dünyanın en özgün kültürel ve doğal miras alanlarından biridir. Bu nedenle bilim kurulu üyeliğini büyük bir sorumluluk olarak görüyorum. Amacım kaya oyma yapılar, tarihi kiliseler, manastırlar ve jeolojik oluşumların korunmasına yönelik bilimsel çalışmaların geliştirilmesine katkı sunmaktır. Özellikle yapısal sağlık izleme sistemleri, sayısal modelleme teknikleri ve risk temelli koruma yaklaşımlarının bölgede daha etkin kullanılmasını hedefliyorum. Bilimsel verilerle desteklenen koruma kararlarının uzun vadede Kapadokya’nın sürdürülebilir şekilde korunmasına katkı sağlayacağına inanıyorum.
11. İnşaat mühendisliği eğitimi alan gençlere, özellikle deprem mühendisliği ve kültürel mirasın korunması alanlarında kariyer yapmak isteyen öğrencilere hangi tavsiyelerde bulunursunuz?
Merak duygularını hiçbir zaman kaybetmesinler. Temel mühendislik derslerine hâkim olsunlar ve yalnızca yazılım kullanmayı öğrenmekle yetinmesinler. Saha çalışmalarına katılsınlar, laboratuvar deneyleri yapsınlar ve farklı disiplinlerle iş birliği kurmayı öğrensinler. Deprem mühendisliği ve kültürel mirasın korunması alanları sabır, disiplin ve sürekli öğrenme gerektiren alanlardır. Bilimsel etik ilkelerinden ödün vermeden çalıştıkları sürece başarılı olacaklarına inanıyorum.
12. Türkiye’deki mevcut yapı stokunun depreme hazırlığı konusunda sizi en çok endişelendiren konu nedir?
Beni en çok endişelendiren konu, riskli yapıların sayısının hâlâ çok yüksek olması ve bazı bölgelerde yapı envanterinin yeterince bilinmemesidir. Bir diğer önemli konu ise deprem riskinin yalnızca mühendislik problemi olarak görülmesidir. Oysa bu konu aynı zamanda bir yönetim, planlama ve toplum bilinci meselesidir. Risk azaltma çalışmalarına daha fazla önem verilmesi gerektiğini düşünüyorum.
13. Eğer sınırsız araştırma bütçesine sahip olsaydınız, deprem mühendisliği veya tarihi yapıların korunması alanında çözmek istediğiniz ilk problem ne olurdu?
Türkiye’deki tarihi yapıların tamamını kapsayan ulusal ölçekte bir dijital ikiz ve yapısal sağlık izleme ağı kurmak isterdim. Böylece binlerce tarihi yapının davranışı sürekli olarak izlenebilir, riskler önceden belirlenebilir ve koruma kararları bilimsel verilere dayandırılabilirdi. Bu tür bir sistem kültürel mirasın korunmasında devrim niteliğinde bir adım olurdu.
14. Bundan 20 yıl sonra geriye dönüp baktığınızda, bilimsel çalışmalarınızla hangi etkinin bırakılmış olmasını istersiniz? Bu sizin akademik miras tanımınızda nasıl bir yer tutuyor?
Yayın sayıları veya atıf istatistiklerinden çok, çalışmalarımın gerçek yapıların korunmasına katkı sağlamış olmasını önemserim. Eğer geliştirdiğimiz yöntemler sayesinde tarihi yapılar ayakta kalabilmiş, insanlar daha güvenli yapılarda yaşayabilmiş ve yetiştirdiğimiz öğrenciler bu alanda yeni çalışmalar üretebilmişse, bunu en değerli akademik miras olarak görürüm. Benim için akademik başarı yalnızca bilgi üretmek değil, üretilen bilginin topluma fayda sağlamasıdır.
Çok sağ olun hocam. Çalışmalarınızı, anladığım kadarıyla ilgiyle takip ediyor ve herkese tavsiye ediyorum. Bundan sonraki yaşamınızda sağlık ve mutluluğunuzun daim olmasını diliyorum. Tekrar görüşebilmek ümidiyle, sizlerle tanışmaktan çok memnuniyet duymakla birlikte; saygı, sevgi ve teşekkürlerimi sunuyorum.


YORUMLAR