“11 Soru 11 Cevap” röportaj serimin otuzuncu konuğu,
Anadolu Üniversitesi Hukuk Fakültesi Özel Hukuk Bölümü Medeni Hukuk Anabilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Özlem Tüzüner olacaktır. Sayın Tüzüner, Medeni Hukuk alanında akademik çalışmalarını sürdürmekte olup çeşitli dersler ve yayınlarla alana çok önemli katkılar sağlamaktadır. Bilimsel araştırmalara sunduğu değerli akademik katkılar dolayısıyla kendisine çokça teşekkür eder; izninizle sorularıma geçmek isterim.
Soru 1-Hocam, öncelikle nasılsınız bu sahaya yönelmenizin hikâyesi nedir? Medenî hukuk sizi hangi saiklerle cezbetti, bu alanda kalmaya sizi ne motive etti?
Cevap 1-Çok teşekkür ederim, iyiyim. Her işin başı sağlık. Geri kalan her şey sıhhatin etrafında anlam kazanıyor. Medenî hukuka yönelişim gelişigüzel tercih değildi. Medenî hukukla aramda derunî yakınlık vardı. Başka alanda akademisyenlik yapamazdım. Yıllar sonra transkriptime baktım en yüksek notları medenî hukuk anabilim dalının derslerinden almışım. Öğrencilik yıllarımda kamu hukukunun soyut ve düzen merkezli yaklaşımı bana mesafeli geliyordu. Buna karşılık medenî hukuk, kişinin doğum öncesinden ölüm sonrasına uzanan hikâyesini anlamaya ve anlatmaya çalışan benzersiz bilgi kümesi olarak beni derinden etkiliyordu. Medenî hukuk hocalarımın, özellikle insana odaklanan gerekçelendirmelerinin üzerimde büyük etkisi oldu. Bu alana yoğunlaşmamı sağlayan, dışsal motivasyonlardan ziyade içsel ideallerdi. Zamanla şunu farkettim: Medenî hukuk sadece maddî yaptırıma bağlanmış kurallar bütünü değildir; insanın evrelerinin, ilişkilerinin, duygularının ve kırılganlıklarının hukuk diline tercüme edilmesidir. Dünyayı kurtaracak güzellik bana göre medenî hukuktu. Zaman ilerledikçe kurtarıcının hukuk değil sevgi olacağını idrak ettim. Çünkü hayatın, dolayısıyla (medenî) hukukun özü hakikî sevgidir. Yargılama ile; somutta nispi adalete ve gerçeğin yakınına, soyutta ise yeniden başka muhakemelere ulaşılabilir ama mutlak zafere erilemez.
Soru 2-Medenî hukuk aslında evlilikten mirasa kadar hayatın her alanında var. Buna rağmen vatandaş çoğu zaman haklarını bilmiyor. Sizce bu bilgisizlik neden kaynaklanıyor?
Cevap 2-Çünkü hukuk, olması gerektiği gibi hayatın içinde değil; çoğu zaman dışında, ulaşılması zor bilgi alanı olarak kalıyor. Oysa hukuk, gündelik yaşamın en temel dilidir. Ortaokul ve lise seviyesinde temel hukuk bilgisi dersi verilmediği sürece, insanlar haklarını tesadüfen öğrenmeye devam edecektir. Oysa bilinçli toplum, ancak hukukla erken yaşta tanışmış kişilerle inşa edilir.
Soru 3-Lozan Antlaşması’nın bazı maddeleri ile hafta tatili gibi günlük bir konuyu birlikte ele aldığınız çalışmanızda, tarihî düzenlemelerin bugünkü hukuk uygulamalarını nasıl etkilediğini gösteriyorsunuz. Bu bağlantıyı biraz daha anlatır mısınız?
Cevap 3-Hukuk, geçmişin donmuş kalıntısı değil; aksine, şimdide yaşamayı sürdüren çözüm ifadesidir. Lozan Barış Antlaşması gibi tarihî düzenlemeler, sadece diplomatik metinler değil; aynı zamanda toplumsal hayatın ritmini uzun soluklu belirleyen kritik metinlerdir. Hafta tatili gibi gündelik görünen bir konu bile, gerçekte ekonomik tercihler, tarihî ve kültürel dönüşümler ile hukukî düzenlemelerin kesişim noktasıdır. Türkiye’de, 2 Ocak 1924 kabul tarihli Hafta Tatili Hakkında Kanun uyarınca, hangi dinin mensubu olursa olsun tüm yurttaşlar, hep birlikte, Cumartesi-Pazar hafta tatili yapar. İşte bu basit görünen olgunun hafızası; sırf Devletin başı Mustafa Kemâl Paşa’nın (Atatürk’ün) ve Dışişleri Bakanı İsmet Paşanın (İnönü’nün) değil, ayrıca Lozan sürecinde emek harcamış saygın diplomatlarımızın ileri görüşlülüğüne dayanır.
Soru 4-Yoksulluk nafakası konusu toplumda çok tartışılıyor. Sizin bu konuda yaptığınız çalışmalara göre, halkın en çok yanlış bildiği şey nedir? Gerçekten anlatıldığı gibi bir mağduriyet var mı?
Cevap 4-En büyük yanlış, istisnaların genellenmesidir. Toplumda yaygın kanı, yoksulluk nafakasının haksız kazanç kapısı olmasıdır. Eski eşleri birbirlerine düşman kılan bu manipülasyon çok tehlikelidir. Dikkat edilmelidir ki Türkiye’de, yoksulluk nafakası borçlularının çoğu, eski erkek eştir. Bu durumda yoksulluk nafakası alacaklıların ekseriyeti, eski kadın eştir. Görünürdeki yasa eleştirisi, bazı çevrelerde kadın düşmanlığına uzanmaktadır. Nitekim hukukî gerçeklik, haksız kazanç kapısı şeklindeki basit algıya uymamaktadır. Her nafaka, ekonomisi zayıf tarafın insan onuruna yakışır yaşam sürdürebilmesi gayesiyle kanunlarda öngörülür. Sorun; yoksulluk nafakası kurumunun kendisinden ziyade, istisnaî örneklerin nafaka borçlularınca kurban bilincine alet edilmesinden, hatta bazen siyasileştirilmesinden kaynaklanmaktadır. Medenî Yasa’da yoksulluk nafakasının artırılması, kaldırılması ve hatta azaltılması için hukukî çareler mevcuttur. Umut edilen; boşanan eşlerin boşanma yüzünden iktisadî sıkıntı yaşamamaları için soruna özgü sosyal yardımların uygulamaya koyulmasıdır. Ancak sosyal güvenlik hukukuna boşanma sonrası yoksulluğu hafifleten gerçek fonlar (kaymakamlık veya belediye yardımları kastedilmemektedir) ekledikten sonra, Türk Medenî Kanunu'nun 175’inci maddesi, İsviçre Medenî Kanununun 125’inci ve Fransız Medenî Kanununun 271’inci maddeleri örneksenerek güncellenebilir.
Soru 5-“Tapusuz taşınmazlarda lex commissoria yasağı” gibi teknik bir konuyu ele aldığınız çalışmanızda, özellikle borcunu ödeyemeyen kişilerin mallarını kaybetmesi gibi durumlar gündeme geliyor. Bu tür anlaşmalar neden hukuken geçersiz sayılıyor ve vatandaş bu tür risklerden nasıl korunabilir?
Cevap 5-Borçlar hukuku, borç ilişkisinin güç suistimaline dönüşmesini engellemek üzere kurgulanır. Alacaklının borçlunun veya rehin verenin malvarlığına otomatik ve/veya başına buyruk el koyması kabul edilemez. Eğer borç ödenmediği takdirde rehinli malın mülkiyetinin alacaklıya doğrudan geçeceğine dair sözleşmeler geçerli sayılırsa, kişiler arası ekonomik sorun sosyal yıkıma evrilir. İhkak-ı hak yasağının izdüşümü lex commissoria yasağı, işte böylesine hukuk tanımaz malvarlığı geçişlerini kaynaktan engelleyen etik sınırdır. Burada kişinin kendini korumasına gerek yoktur, Medenî Yasa zaten emredici hükümle onu korumaktadır. Yalnız her yurttaşın sözleşme özgürlüğünün sınırsız olmadığını bilmesi önemlidir.
Soru 6-Osmanlı dönemine ait nafaka kararlarını incelediğiniz çalışmanızda, geçmişteki uygulamalarla bugünkü hukuk arasında nasıl benzerlikler ya da farklar gördünüz? Bu bize ne anlatıyor?
Cevap 6-İnsanlar dışarıdan bakınca medenî hukuk tarihinde kesintiler olduğunu zannediyor. İstanbul’un fethi, Cumhuriyetin ilânı, hilafetin lağvedilmesi, Mecelle’nin yürürlükten kaldırılması gibi dönüm noktalarından sonra (medenî) hukuk tarihi makaslanmıyor, bilakis aralıksız sürüyor. Geçmiş ile bugün arasında düşünülünden daha güçlü bağ ve süreklilik vardır. Yine insanlar, örneğin İsviçre-Fransız-Türk hukuklarının birbirlerinden çok farklı olduklarını sanıyor. Yahut Diyarbakır’da ve İzmir’de kadılarca uygulanmış İslâm şeriatının kökten ayrıştığını… Elbette nüanslar bulunur. Ancak her koşulda, aklın yolu Bir’dir. Osmanlı uygulamalarında da nafakanın temelinde, ailenin bekası, zayıfın korunması ve toplumsal dengenin sağlanması amaçlanıyordu. Bugün kullandığımız terimler değişmiş veya çeşitlenmiş olabilir; ancak iaşe ve nafaka konularındaki adalet arayışımızın özü büyük ölçüde aynıdır.
Soru 7-Sağlık alanında, özellikle hemşirelerin hukukî sorumluluğu üzerine çalışmalarınız var. Bir hasta zarar gördüğünde sorumluluk nasıl belirlenir, burada en çok yanlış anlaşılan nokta nedir?
Cevap 7-Sağlık özel hukuku; tıbbî hataların, kusur çeşitlerinin, sözleşmeye aykırılık-haksız fiil normlarının birlikte değerlendirildiği uzmanlık alanıdır. Çoğunluk, her tıbbî müdahale kaynaklı zararın tek başına sorumluluk doğuracağını düşünüyor. Oysa sağlık hizmetinden hastanın zarar görmesi mesuliyet için kâfi gelmez. Ayrıca, hukuka aykırılık, kusur ve nedensellik bağı araştırılır. Diğer taraftan, her somut sağlık hukuku uyuşmazlığında, sağlık personelinin tıp biliminin güncel meslekî standartlarına uyup uymadığı, adlî tıp uzmanları tarafından belirlenir. Kısacası en büyük yanlış, sağlık çalışanlarının sağlık hizmetiyle ilgili her olumsuz sonuçtan sorumlu tutulabileceği düşüncesidir.
Soru 8-Helâl sertifikası gibi alışveriş hayatında karşımıza çıkan ama hukukî boyutu çok bilinmeyen konuları ele alıyorsunuz. Bu tür sertifikalar gerçekten hukukî sorumluluk doğurur mu?
Cevap 8-Helâl sertifikasından; marka hukukundan tüketici hukukuna, ticaret hukukundan idare hukukuna değin oldukça geniş çerçevede, çok yönlü ve çok taraflı sorumluluk sebepleri doğabilir. Helâl sertifikası tüketiciye yönelik güven beyanıdır. Bu beyan gerçeğe aykırı ise tüketicinin ayıba karşı korunmasına dair kanun hükümleri, üretici-ithalatçı-satıcı-
Soru 9-Soybağı ve genetik testler üzerine çalışmalarınızda, DNA testlerinin hukukta nasıl kullanıldığını ele alıyorsunuz. Bu testler her durumda kesin delil midir, yoksa tartışmalı yönleri var mı?
Cevap 9-Delilin niteliğini belirlemek maddî hukukçuların değil yargılama hukukuyla ilgilenenlerin işidir. Doğrusu, bu soru maddî hukuktan ziyade usul hukukunu ilgilendirir. Yine de şu çerçeve bakış açısı paylaşılabilir. DNA testleri, hukukta; soybağının, mirasçının, suçun ve/veya suçlunun belirlenmesine dair çok geniş spektrumda kullanılır, bilimsel olarak son derece güçlüdür. Ancak yargılama hukukunda bazı deliller kanun gereği hâkimi bağlarken diğerleri takdiridir. Hâkim kural olarak delilleri serbestçe takdir eder. Bu bakış açısında, DNA testleri takdiri delildir. Türk özel hukukunda DNA testi, uygulamada son derece güçlü kabul edilse de teoride hâkimi mutlak anlamda bağlayan kesin delil kategorisinde yer almaz. Hukuk, sadece gerçeği değil, aynı zamanda bu gerçeğe nasıl ulaşıldığını önemser. Örneğin hukuka aykırı yoldan elde edilmişse DNA verisi yargılamada pekâlâ tartışılabilir.
Soru 10-Antarktika hukuku ve “res communis” kavramını medenî hukukun temel prensipleriyle birlikte ele aldığınız çalışmanızda, aslında tüm insanlığa ait kabul edilen alanların hukukî statüsünü tartışıyorsunuz. Bu kavramı daha basit nasıl açıklarsınız?
Cevap 10-“Res communis” çok sade bir fikri ifade eder: Bazı şeyler kimsenin değildir, çünkü herkesindir. Açık denizler, hava, Antarktika gibi varlıklar, insanlığın ortak mirasıdır. Bu kavram, mülkiyetin ve işgalin sınırlarını Devletlere hatırlatır, onlara şunu söyler: Her şey sahip olunacak nesne değildir; ortak şeyler korunacak değerdir. Antarktika’da; bazı deniz canlıları henüz tespit ediliyor, çok sınırlı bitki örtüsü iklim değişikliğiyle (yosunlar, likenler ve algler bazında) azar azar artıyor, ekosistemi etkileyebilecek patojenler ve hastalık riskleri tartışılıyor, bazı bilimsel olgular (örneğin buzulların altından gelen anonim sinyallerinin sırrı) şimdilik hâlâ çözülemiyor. Daha gelişmiş dedektörlerle malum nötrinolar dışında kalan yeni parçacık türleri araştırılıyor. Kısacası, ıssız kıtanın spiritüel gizemi söylene gelmekte, bilimsel araştırmalardaki jeolojik-kozmik-ekolojik önemi sürmekte, gezegenin güç odakları nezdinde cezbediciliği de gün geçtikçe artmaktadır. Ademin Dünya gezegenindeki bekası açısından, Antarktika’nın insanlığın ortak mirası addedilmesi, barış ve bilime adanması, maden çıkarma faaliyetlerinden ve çatışmalardan korunması çok önemlidir.
Soru 11-Son olarak, sizin çalışmalarınızdan yola çıkarak sormak isterim: Günlük hayatta sıradan bir vatandaşın, farkında olmadan en çok risk aldığı hukukî alan hangisidir? İnsanlar kendini korumak için en temel neyi bilmelidir?
Cevap 11-Farkında olmadan alınan büyük risklere, sözleşmeler ekseninde rastlanır. Çünkü modern hayat çoğunlukla akitlerle işler. İnsanlar çoğu zaman metinlerin hukukî sonuçlarını kavramadan bunları imzalar. Oysa anlaşılmayan hiçbir şeyi imzalamamak ve hukuku sadece ihtilaf çıktığında değil, karar verirken de rehber edinmek gerekir. Diğer sorun kaynağı ise insanların kendi başlarına dava açmaya veya davalara cevap vermeye kalkışmalarıdır ki yapay zekâya veya arzuhalciye dilekçe yazdırarak kendi kendine yetme girişimi yargılamada sonradan telafi edilemez zararlara sebep olmaktadır. Nasıl hasta olunca hekime gidilir, hatta bazen uzman doktora başvurulur, hukukî uyuşmazlık belirince de işinin ehli avukata usulünce vekâlet verilmelidir.Beni kırmayarak hasbihal tarzındaki röportaj serime konuk olduğu, bıraktığı bu kıymetli anı ile saygıyı sonuna kadar hak ettiğini; yalnızca başarılarıyla değil, kişisel hayatıyla da bizlere örnek olduğunu bir kez daha gösterdiği için çok değerli hocama tekrar ve tekrar minnet ve teşekkürlerimi sunarım. Sağlığınız daim olsun, sayın hocam. Saygılarımla.



YORUMLAR