Yaşar ATLI

Yaşar ATLI

gordesgazetesi@gmail.com

Kahramanlar

02 Temmuz 2026 - 12:37 - Güncelleme: 02 Temmuz 2026 - 12:38

Bundan birkaç yıl önce memlekette dinlediğim sıradan fakat unutamadığım bir hikâye var. Çay ocağının önünde beş on kişi oturmuş sohbet ediyorlar. Ben de selam verdim bir kenara iliştim. Eskilerden bahsediyorlar. Eski kışların zorluğundan hele hele köylerde kışın daha da çetin olduğundan falan bahsediyorlar. Sonra birisinden bahsetti hikâyeyi anlatan. Biz dedi birkaç kişi ava gitmiştik. Her tarafta kar var. Derken öyle bir noktaya geldik ki yolumuzu kaybettik. Dahası göbeğimize kadar kara saplandık. Eyvah ne yapacağız, herhalde donup kalacağız, iş ciddi. Çünkü daha önce benzer olaylar olmuş ve karda donarak hayatını kaybedenlerin hikâyeleri hafızalarda daha tazeydi.
Neyse, içimizden falanca ben sizi buradan çıkarırım dedi ve bütün gücünü toplayarak düştü önümüze. Karları yara yara bizi selamete çıkardı. Yolun sonunda önümüzde yol açan adam bir kardan adama dönüşmüştü. Bu olayı dinleyen bizler breh breh ne adammış diye ağzımız açık bu hikâyeyi hayretle ve hayranlıkla dinlemiştik. Evet, bu yaşanmış bir olaydı. Ve orada anlatılan, bir kahramanın gerçek hikâyesiydi. Hepimizin gözünde o bir kahramandı.
Bir de mahallemizde birisi vardı. Delice bir tarafı vardı. Kavgaya da düğüne de destursuz dalardı. Tanısın tanımasın her düğüne gider biraz hizmet eder biraz da oynardı. Kavgaya da öyle. Bir duyardım ki bizim ki dayak yemiş. Yavrum bu senin kavgan değil diyenlere de siz karışmayın derdi. En son geçen yıl gördüm. Kahvede oturuyordu kral. Etrafında bir küme insan. Hararetle bir şeyler anlatıyor. Galiba okulun bahçe duvarını boyatmaktan bahsediyordu. Meğerse bizimki muhtar olmuş. Adı neydi bilmiyorum. Benim gözümde o bir kahramandı. İsimsiz bir kahraman. Zaten kahramanların çoğu isimsiz değil midir?
Kahraman kimdir. Tarih kahramanların sırtında mı yükselir. Yoksa kahraman yoktur da kahramanlıklar mı vardır. Tarihin nadir anlarında ortaya çıkan kahramanlıklar. Kimdir kahraman. Atını daima mahmuzlayan kılıcı keskin Don Kişot mu, vicdanını dinleyen Rasko mu? Kafka’nın böceği mi, Süleyman Efendi mi, Herkül mü, İskender mi, adı, sanı, mezarı olmayan bir asker mi, er Ryan mı?
Bir kahraman hep kahraman mıdır? Karnı acıktığında, uykusu geldiğinde, alnının tam ortasını bir arı soktuğunda yine de kahramanlığı devam ediyor mudur? Rüstem hep Rüstem midir? Herkül hep Herkül müdür?
Kahramanların rolünü sıfırlamak istemiyorum elbet. Tabi ki Rüstem her dakika Rüstem değildir ama Rüstem’in kalbi her dakika Rüstem’in kalbidir. Carlyle buna kahramanın ışığı diyor. Evet, kahramanın bir ışığı olduğuna inanıyorum. Büyük sanatçıların, büyük insanların bir ışığı olduğuna inanıyorum. Fakat benim asıl anlatmak istediğim başka bir şey. Kahramandan ziyade kahramanlık anlarının varlığı. Ve kahramanlığın bir standardının var olup olmadığı. Şu söz Niçe’nin miydi. ‘Bir hamam böceğini öldürürsen kahramansın, bir kelebeği öldürürsen şeytansın. Ahlakın estetik standartları vardır’ diyor. Bunun gibi kahramanlığın da standartları var mıdır? Bir kişi öldüren katil, bin kişi öldüren kahraman mıdır? Kahramanlığın böyle istatistikî standartları var mı acaba.
En başa dönelim, Peki eğer kahraman yoksa haydi biraz daha zorlayalım kahramanlık da yoksa biz on kişi, o çay ocağının önündeki on kişi, neden o anlatılan hikâyeyi, o kardan adamın hikâyesini hayretle ve ağzımız bir karış açık dinlediydik. Hayret doğrusu.
Soruyu tekrar soralım. Kleopatra’nın burnu biraz daha küçük olsaydı tarihin akışı değişir miydi?

Bu yazı 58 defa okunmuştur.

YORUMLAR

  • 0 Yorum