Haydi bugün gündelik koşturmacanın ritminden, şehrin o yorucu gürültüsünden ve hayatın üzerimize biriken stresinden biraz uzaklaşalım. Sadece bir şiirin, bir imgenin peşine düşelim... Var mısınız?
Belma Sebil ismini duydunuz mu hiç? Eğer bu isim size bir şey çağrıştırmıyorsa, Attila İlhan’la ya da şiirin o büyülü dünyasıyla aranıza biraz mesafe girmiş demektir.
Belma Sebil, Attila İlhan’ın Beyoğlu’nun o gizemli Kallavi Sokağı'nda zihnine düşen, oradan da edebiyatımıza kazandırılan unutulmaz bir şiirinin adıdır.
Şiirle hemhal olanlar iyi bilir; şairler her zaman somut, kanlı canlı bir sevgiliye yazmazlar dizelerini. Bazen bir duygu, bazen hiç var olmamış bir hayal girer kadraja. Şairin, “Gözlerinin mavisini bitirdim, saçlarının siyahına başladım” diyerek âdeta bir ressam gibi zihninde tuvale döktüğü Belma Sebil de böyledir işte... Aslında hiç var olmamış, tamamen şairin hayal dünyasından doğmuş bir imgedir. Ancak okuyanı alıp uzaklara, kendi iç dünyasının derinliklerine götürecek kadar da gerçektir.
“Seni ben Kallavi Sokağı'nda gördüm” derken, aslında anlık bir karşılaşmanın insanda bıraktığı o derin izin peşine düşer şair. Hemen arkasından gelen “Sen beni görmedin, görmedin” sitemi ise tek taraflı bir yalnızlığın, fark edilmeyişin belgesidir.
Aslında Belma Sebil, şairin aradığı bir isimden, bir silüetten çok daha fazlasıdır; insanın içindeki o bitmeyen arayışın, tükenmeyen umudun simgesidir. Nitekim şiir, karamsar bir kabullenişle değil, zamana meydan okuyan bir umutla noktalanır:
“Bunca yıl sönmemiş umudum
Nisan değilse mayıs
Perşembe değilse pazar
Ben Belma Sebil’i bulurum...”
Hayat da biraz böyle değil midir zaten? Belki de hepimiz gündelik hengamenin içinde kendi "Belma Sebil"imizi, ulaşamadığımız bir hayali, yarım kalmış bir umudu aramıyor muyuz?
Sağlıcakla kalın.


YORUMLAR