Hüseyin TUNÇAY

Hüseyin TUNÇAY

htuncay45@gmail.com

Gökçeada Gezimiz-V

11 Ağustos 2026 - 18:51 - Güncelleme: 11 Ağustos 2026 - 18:52

Anemon Günlüğü 8-9-10 Mayıs 2026
Sabahın ilk saatlerinde Gökçeada merkezi sakin görünüyor. Esnafımız dükkânını açıp güne hazırlanmanın telâşında. Gözüme, duvarları taşla örülmüş bir kilise, ona bitişik çan kulesi, Atatürk heykelinin de bulunduğu meydan, biraz ilerleyince iri harflerle adanın meşhur yemeği “Oğlak tandır” adının yazıldığı lokantayı, levhası yeni ve alımlı, oldukça eski görünümlü butik oteli görüyorum.
Savaş Muratoğlu bey bilgiler veriyor. Bir ara eliyle işaret ederek, “Şu bina eski öğretmenevimiz” diyor. Beş mahalleden oluşan (Yenimahalle, Çınarlı Mahallesi, Kuzu Limanı Mahallesi, Cumhuriyet Mahallesi ve Fatih Mahallesi) ilçe merkezinden ayrıldıktan sonra, adanın tarihi, ekonomisi, sosyal yapısı hakkında edindiğimiz malûmatlar zenginleşiyor.
5000 yıllık geçmişe sahip ada, 500 yıl Osmanlı idaresinde kalıyor. 1960 yılına kadar Rum nüfus hakim durumda. Devlet tarafından farklı tarihlerde burada iskân edilen (Trabzon, Kütahya, Çanakkale, Biga, Erzurum, Muğla, Burdur, Bucak, Isparta, Kıbrıs (KKTC), Bulgaristan…) vatandaşlarımız var. Eşelek Köyü’nden geçerken, yaşayanların çoğunluğunun Bigalı olduğunu öğreniyoruz. Günümüzde Gökçeada’da yaşayan 600 civarında Rum ağırlıklı olarak Zeytinli Köy, Tepe Köy, Bademli ve Dere Köy’de ikamet ediyor. Bu nüfus yaz aylarında artıyor.
Birkaç köy hakkında vereceğim bilgi, durumun daha net anlaşılmasına yardımcı olacaktır.
Şahinkaya Köyü

“Adanın yerleşik ilk Türk köyüdür. 1960’lı yıllarda Trabzon ili Çaykara ilçesi Şahinkaya (Şur) köyünden, iskân suretiyle getirilen Karadenizli vatandaşlarımızın yaşadığı köydür. Merkeze uzaklığı 16 km’dir. 1960’lı yılların en büyük köyü olan Dereköy’ün mahallesi olarak hemen yanında, yürüyüş mesafesindedir. Bu köyün arazileri adanın güney kıyılarında yer alan ovalar. Laz Koyu ismini buradan alıyor.” (1)
Zeytinli Köy

“Zamanında adanın en sosyal yerlerinden biri olan Zeytinli Köy, şimdi nispeten sayısı fazla dükkanlarıyla en sık ziyaret edilen köylerden. Yaz-kış sürekli yaşayan kişi sayısı 50-60 civarında. Adından da anlaşılacağı gibi etrafı çok sayıda zeytin ağacıyla çevrili. Merkeze 3 km uzaklıktaki köy, koruma altındaki dört köyden biri. Adanın en eski kilisesi olan Agios Georgios
Kilisesi de bu köyde.
Dünyadaki 300 milyon Ortodoks Hristiyanların ruhani lideri olan 1.Bartholomeos 1940 yılında Zeytinli’de doğmuş. 1991 yılında Patrik ilan edilen Bartholomeos, senede birkaç kez doğduğu evi ziyarete geliyor.” (2)
Şirinköy

“2000 yılında yerleşime açılan Şirinköy, Bulgaristan’dan gelen Türkler için kurulmuş. 150 hane bulunan köyde kışın sadece 90 hane kalıyor.
Ayrıca, Şirinköy hayvancılığı organik usulde yapmak için Ufuk Tepe’sinin kendilerine mera olarak tahsis edilmesini sağlayıp, Organik Hayvancılık Belgesi almak için başvuruda bulunmuş, sertifikalı organik hayvancılığa geçiş projesini başlatmışlardır.” (3) 
Kendi kendine yetecek su kaynaklarına sahip olan Gökçeada, sınırlı sayıda ülkede yetişen, meyvesi küçük ama yağ randımanı, kalitesi, lezzeti mükemmel Ladolya (Ladolıa) cinsi zeytinin İspanya, İtalya ve Kanada’dan sonraki vatanı.  
Yemyeşil coğrafya içinde ilerlerken alt yapı ve yol çalışmalarının devam ettiğini, bu alanda yapılan ciddi yatırımları görüyoruz.
Adada Özgür Hayvanlar!
Gökçeada denilince ilk aklıma geleceklerden birisi, dağ ve tepelerde, dere ve akarsu boylarında sürü halinde ya da yavrularıyla dolaşıp otlayan keçiler, koyunlar olacak. Başlarında onları yönlendirecek, güdecek ne sahibi ne de bir çoban var! O kadar özgürler! Sınırları denizle çizilmiş bu güzel ada onların sanki… Etlerinin lezzeti, özellikle oğlak tandırın dillere destan ünü buradan geliyor olmalı. At ve eşekler de böyle yaşıyorlarmış. Bu güzel ve dikkat çekici görüntü gezimiz boyunca bize eşlik etti. Savaş bey, “Kimse zarar vermez hayvanlara!” diyor ve ekliyor; “Doğallığı ve lezzetiyle Gökçeada’nın sütü, süt ürünleri, tabii yöntemlerle elde edilen balı aranır, takdir edilir.”
Bitki örtüsü; maki, zeytin, yabani zeytin, sakız ağacı, defne, mersin, laden, kızılçam ve meşeden oluşuyor. Gördüğümüz ormanlar insan eliyle dikilip, bakılmış ve korunmuş.Yol boyunca sağımızda, solumuzda kümeler halinde gördüğümüz, hoş şekil ve renkleriyle dikkatimizi celbeden, keçilerin severek yediği geven otlarını da söylemeliyim. İç ve Doğu Anadolu Bölgeleri’nde de gördüğüm bu ot türü sobalarda odun ve tezek tutuşturmak için  kullanılıyordu. Bir bilgiye göre 700’ü aşkın bitki türü burada hayat buluyor, neslini devam ettiriyor.
Eşelek Köyü’nü geçiyor, gezi rotasının vazgeçilmezlerinde olan bir başka tabiat güzelliği ile buluşuyoruz.

Gökçeada Tuz Gölü
“Aydıncık’ta Tuz Gölü olarak adlandırılan lagün ve biyolojik üretim sağlayan ekosistem düzeniyle adanın en önemli sulak alanlarından biridir. Aralarında koruma altında bulunan flamingolar başta olmak üzere pelikan, yaban ördeği ve kaz gibi göçmen kuşlara da bahar aylarında ev sahipliği yapmaktadır.
 Şiddetli rüzgarlar sonucunda yığılan kum seddinin deniz ve yağmur suyu ile dolması sonucu oluşan göl, yaz aylarında ise suyun buharlaşmasıyla geriye ince bir tabaka tuz bırakarak harika bir manzara oluşturur.
 
Tuz tabakasının altında yer alan çamurun ise yapısında, kuvars bileşiğinin yanında yoğun miktarda kükürt, sodyum, potasyum, kalsiyum, demir, baryum, magnezyum, karbonat, sülfat ve bikarbonatın da bulunduğu analizlerden anlaşılmıştır. Bu kimyasal bileşenler nedeniyle sedef, romatizma, kireçlenme gibi hastalıklarda rahatlatıcı etkisine inanılmaktadır.” (4)
Anne Martının Feryadı!
Tuz Gölü’nün ortasında flamingo topluluğu var. Göl kenarındaki yuvasını ziyaret edip, yumurtalarının fotoğrafını çeken çocuklarımızdan ürken ve korkan martı, annelik içgüdüsüyle farklı sesler çıkarıp dairesel şekiller çizerek mütemadiyen uçtu. Yaklaşanlara doğru sortiler yaptı.  Hatta bir ara 3-4 martı gelerek ona yardımcı oldu.  Arkadaşlarımızı ve çocuklarımızı yaşam alanına yaklaşmamaları hususunda uyardık.

Hafif hafif kıyıya vuran deniz dalgalarını seyretmek, kumsalda kısa bir gezinti yapmak, yosun kokulu deniz havasını teneffüs etmek, adalardan bize selam getiren rüzgârı hissetmek çok güzeldi. Bir arkadaşımız burada yüzme sezonunu bile açtı!

Kıyıda yarım dünya gibi kabaran geven öbekleri, yan yana duran kırmızı gelincikler ve sarı papatyalar doyumsuz bir manzara oluşturuyor. Bu kıyıyı, Gökçeada’yı ne kadar da çok sevmişler!

Şirin Köy
İyileştirme çalışmaları süren, denize paralel olarak devam eden yolu takip ederek Bulgaristan’dan gelen Türkler için kurulmuş Şirin Köy’e doğru ilerliyoruz. Saat 12.00’ye geliyor. Yine güzel deniz manzaraları, yeşil örtü, özgürce yaşayan, gezen, otlayan hayvanlar… Savaş Muratoğlu bey, köy muhtarı Hamdi Özkartal’ı arayarak ziyarete geleceğimizi haber veriyor. İlçede MEM görevinde bulunan Savaş bey, köyleri, muhtarları, eğitim ve öğretim kurumlarıyla yöneticileri yakından tanıyor.
 
Mülkü muhtarlığına ait çay bahçesine giriyor, tavanı farklı renklere boyanmış su kabaklarıyla süslü çardağın altında oturuyoruz. Kısa bir süre sonra köy muhtarı Hamdi Özkartal’la tanışıyoruz. Çaylarımız geliyor. Gayet ferah, geniş, temiz ve güzel bir mekân.Hava açık. Girişte, aradığınızı bulabileceğiniz market de var. Bir saat sonra kalkıyor, otobüsümüzle köy içinde tur atarak yolumuza devam ediyoruz. Savaş Muratoğlu bey, bilgi vermeye, arkadaşlarımızın sorularına cevaplandırmaya devam ediyor.

Yunanistan ile yaşadığımız sorunlar dolayısıyla Türk Silahlı Kuvvetleri bazı ilave tedbirler almış. Deniz kenarındaki MEB’ye ait sosyal tesisler askerî amaç için kullanılmaya, gerekli görülen yerlerde de ilave tedbirler alınmaya başlanmış. Muratoğlu, ABD destekli Yunanistan’ın anlaşmalara aykırı olarak adalardaki silahlanmasına dikkat çekiyor.

Dereköy ve Çamaşırhane

Uğurlu Göleti’ni geçtikten sonra, ismi adayla beraber anılan, her gezi turunun vaz geçilmezi Eski Çamaşırhane’yi görmek için Dereköy’e giriyoruz. Eski taş evlerin bulunduğu köyde ilk gözümüze çarpan kilise oluyor. Yıkılmaya yüz tutmuş bir evin tamiratı için hazırlıklar yapılmış, önündeki beton kaidede Rumca ibareler var.

İçinde ikamet edilen evler canlı ve bakımlı. Muhtarlık, küçük bir avlu içinde, önünde çam ağacı olan gayet sempatik iki katlı taş binanın bir bölümünü mekan edinmiş. Çamaşırhanenin bulunduğu mevkiye doğru ilerliyoruz. Bir sokakta, “Gündüz Düşleri Resim Sergisi” başlığı kullanılarak duvarlara yapılan resimler ilgimizi çekti. Saçları gayet uzun kadınlardan birisi, diğerinin saçlarını örüyor. Başka bir temada, yerel giysilerin içinde yine iki kadın tasvir edilmiş. Başka bir evin önünden geçerken de iki liseli öğrencinin evlerinin sokağa bakan cephesine resim yaptıklarını gördük. Çizimini yeni bitirdikleri, ağzında çiçek dalıyla çok mutlu görünen tavşan mükemmeldi. Güzel sanatlara olan ilgilerinden dolayı tebrik ettik. Dar sokaklarda ilerlerken bir yiyecek içecek yerinin evin duvarına sabitlediği reklam yazılarını okuyoruz: “Reyhan şerbeti, Rum tatlısı, Kahvaltı, Oğlak Tandır, Oğlakburger, Kalyopi Tatlısı, Frappe…)

Hagia Panaghia Kilisesi’nin yanında, taş duvarlarla inşa edilmiş, dikdörtgen planlı çamaşırhaneye giriyoruz. Giriş kapısının üstündeki ahşaba “Çamaşırhane” yazılmış.  Sağ tarafta iki çeşme, sol tarafta su ısıtmak ve çamaşır kaynatmak için hazırlanan ocakları, önlerinde çamaşırları yıkamak ve dövmek için oyulup çukurlaştırılan taşları, ocak başlarının sağında, solunda ise eşya ve malzeme koymak için duvara yapılan gözler görüyoruz.   Geçmişe ilginç bir yolculuk yapıyoruz. Anadolu köylerinde de buna benzer ortak kullanım (çamaşırhane, fırın…) yerleri vardır. Buraya elveda derken yönümüzü Tepeköy’e çeviriyoruz.

Tepeköy ve Anıt Çınar
Savaş hocam, Tepeköy’deki okulda, Rumların kendi dillerinde eğitim yaptığını, MEB personeli bir öğretmeni müdür yardımcısı olarak tayin ettiklerini açıklıyor.

Merakımız celbeden anıt çınar ağacının da bulunduğu mevkiye doğru gidiyoruz. Bizi, 625 yaşında olduğu söylenen çınar ağacı karşılıyor. Gökyüzünü kucaklayan dallarıyla, toprağa sımsıkı yapışan gövdesiyle gayet muhkem ve haşmetli duran anıt ağaç bana güven telkin ediyor. Görüp geçirdiği asırların bilgeliğine, barındırdığı hafızaya saygı duyup Bursa İnkaya’daki kardeşinden getirdiğim selamı kulağına fısıldıyorum...

Altında buz gibi akan çeşmede serinliyor, kana kana su içiyoruz. Bir ara elinde damacanalarla gördüğüm kişiyle selamlaşıp tanışıyoruz. “Biz, Gökçeada’dan buraya su almak için geliriz.” diyor. Suyu kıymetli. Her pınarın suyu içilmez! Çeşmeyi yapan, ulu çınarı diken ellerin sahiplerini şükran ve minnetle anıyorum.

Rüzgârın püfür püfür estiği seyir terasına doğru gidiyoruz. Muhteşem bir görsel şölen. Önümüzde uçsuz bucaksız deniz… Esen yelin önünde vals eden dalgalar… Peşlerinde beyaz köpükler bırakarak ilerleyen tekneler… Ve zaman zaman haberlere konu olan, görünce “Bu kadar mı yakın!” dediğimiz 37 km ötedeki Semadirek Adası…
(Devam edecek)
https://www.gokceada.bel.tr/sahinkaya-koyu/
  1. https://www.gokceada.bel.tr/zeytinli-koy/
  2. https://www.gokceada.bel.tr/sirinkoy/
  3. https://gokceada.gov.tr/gokceada-tuz-golu

Bu yazı 64 defa okunmuştur.

YORUMLAR

  • 0 Yorum