(Anemon Günlüğü 8-9-10 Mayıs 2026)
Hava şartları sebebiyle ertelediğimiz Gökçeada gezimiz için Anemon Dağcılık ve Spor Kulübü olarak bugün yola çıkacağız. Üç günlük gezimizin önemli durakları, Gökçeada ve Çanakkale olacak. Kulüp başkanımız Ömer Bülbül beyin verdiği bilgi ve tavsiyelere göre gerekli hazırlıklarımızı yaptık. Hava şartları gezimiz için gayet uygun. Çoğunlukla açık, zaman zaman bulutlu olacak. Yağış gözükmüyor.
Güzel bir atasözümüz var; “Erken kalkan yol alır!” Biz de öyle yapacağız. Vaktimizi, deniz geçişlerine, feribotların sefer saatlerine göre ayarlayacağız.
Yapılan plânlamaya göre; en geç saat 05.00’te şehir içindeki buluşma noktalarında olacağız. Saat 04.30’da evimden ayrılıp, eski adı Akbaldır olan halk arasında Kumludere/Çaybaşı olarak bilinen derenin kenarından Kırmızı Köprü’ye doğru yürüyorum. Sessiz ve sakin bir ortam. Henüz dinmeyen, kurumayan, yağmur yağdığında canlanan, Dumanlı Dağ’ın suyunu şehrimizin içine taşıyan derenin şırıltısını dinlemeye, ışıkların zenginleştirdiği mahalle ve sokaklar görülmeye değer. Trafiği, gürültüsü ve korna sesleriyle bizi yoran, bezdiren şehrin uyanmamış halini sevdim!
Evliya Çelebi tarafından Çaybaşı Cami diye adlandırılan İvaz Paşa Cami (1484) eskilerin sözüyle ikinci fecri bekliyor. Vakit tamam olduğunda, muhkem bir kaidenin üzerinde yükselen tuğladan yapılmış yivli gövdenin üstündeki şerefeden, mü’minler, ululanacak Allah’ın adıyla namaza davet edilecek ve avlusu hareketlenecek.
Burnuma iğde ağaçlarının ve mahallemizdeki hanımeli çiçeklerinin kokusu geliyor. En geç bir haftaya kadar ıhlamurlar da şehrimizin havasına çeşni katacak.
Muharremin (Kahvesi) Kahvehanesi açık. Çaylarını yudumlayan birkaç kişi var. Bir de bu saatte kapısını müşterilerine açan fırınlarımız hareketli. Hamur, maya ve fırındaki ürünlerin kokusu caddeye yayılmış.
Halil Yurtseven İlkokulunun karşısında, kulüp başkanımız Ömer Bülbül ve bir grup arkadaşımızla otobüsümüze binip diğer üyelerimizi de alıyor, saat 05.30’da Manisa’dan ayrılıp Akhisar istikametine hareket ediyoruz. Otuz yedi arkadaşımızla beraber huzur ve sağlık içinde gidip dönmeyi diliyoruz.
İlk durağımız Akhisar oluyor. Saat 06.30’a gelirken, belediye binasının bulunduğu eski garaj mevkiinden parka doğru uzanan çarşıda, gayet temiz, güzel ve oldukça büyük, adını lâleden alan lokantada çorba içiyoruz. Ben verilen hizmetten, çorbanın lezzetinden memnun kalıyor, teşekkür ediyorum.
Kavunuyla meşhur Kırkağaç’tan geçip Soma’ya ilerliyoruz. Bir grup Anemon Dağcılık ve Spor Kulübü üyesi 15-16-17 Mayıs 2026 tarihleri arasında 5. Darkale Doğa Sporları Şenliği’ne katılacak. Çadırlı kamp etkinliğine farklı illerden yüzlerce kişinin katılması bekleniyor. “Örnek Köyler”imizden biri olan Darkale’ye yıllar evvel meslektaşım Salim Erbay’la gidip görmüş hayran kalmıştık. Manisa’da gidilip görülmesi gereken yerler hanesinde mutlaka olması gereken kültür hazinelerimizden. Tabii, 13 Mayıs 2014 tarihindeki maden kazasında (!) kaybettiğimiz 301 işçimizi asla unutmuyoruz. Onların da mezarlarını ziyaret edip ruhlarına Fatiha okumuş, yürek acımızla geri dönmüştük.
Yaşanılan faciadan 11 saat sonra kurtarılan Murat Yalçın’ın kulağımıza küpe yaptığı, devlet ve millet malını aziz bilen bu kıymetli Anadolu çocuğunun sedyeye alınırken ambulans görevlilerine; “Çizmelerimi çıkarayım mı?” deyişi hâlâ hafızamızda! “Devlet malı deniz…” felsefesini şiar edinip fakir-fukara, garip-guraba malını yiyenleri gördükçe Murat Yalçınların anlayışını bayrak yapıp dalgalandırmalı diyorum…
Yağan yağmurların bereketiyle bahar sıcakları birleşince tabiat ana yeşil yüzünü cömertçe sunup gösteriyor. Ürünlerdeki, meyve ağaçlarındaki ve ormanlarımızdaki canlılığı gördükçe seviniyorum. Ciddi don zararı görmedik çok şükür. Var yılı olacak, fakir-fukaramız da meyve yiyebilecek diye seviniyorum.
Savaştepe gişelerinden otoyola giriyoruz. Ardından Balıkesir. Yanımda oturan ve elan millî eğitimde çalışmaya devam eden meslektaşımla eğitim problemlerimizi konuşuyor, kendimizce çözümler arıyoruz.
Edremit’teyiz. Kıyı şehrimizin kalbi diyebileceğimiz mevkideki parkta, birkaç gün önce yapılan hıdrellez şenliklerinde kullanılan stantlar ve sahne malzemeleri sökülüyor. Kemer şeklindeki takın her iki yüzüne tarihi şahsiyetler ile kültür mekânları yerleştirilmiş. Parkın çevresinde bulunan beton kaideler üzerine, millî kahramanlarımız (Seyit Onbaşı, Şehit Hamdi Bey…) kahramanlık hikâyelerimiz ve daha önceki medeniyetlere ait bilgiler (Krezus, Adramytteıon antik kenti…) işlenmiş. Okuduğunuzda Edremit hakkında kanaat sahibi oluyorsunuz.
Edremit Gençliği ve Atatürk
“Bir millet ki resim yapmaz,
Bir millet ki heykel yapmaz,
Bir millet ki fennin gerektirdiği şeyleri yapmaz;
İtiraf etmelidir ki o milletin
İlerleme yolunda yeri yoktur.”
Bu molamızdaki çay içme mekânımız deniz kenarındaki bir kafeterya oluyor. Servislerimiz vakit kaybetmeden hazırlanıyor. Deniz gayet sakin. Kıyıya yerleştirilen Türk bayrağı nazlı nazlı dalgalanıyor. Denizin on metre kadar içine yerleştirilen yapay küçük su havuzu dikkat çekici. O da deryanın içinde kendince akıp aslına kavuşuyor. Suyun ve bizi selamlayan dalgaların güzelliğine doyamasak da toplanıyor, yolumuza devam ediyoruz.
(Devam edecek)


YORUMLAR