Hüseyin TUNÇAY

Hüseyin TUNÇAY

htuncay45@gmail.com

Gökçeada Gezimiz-III

24 Haziran 2026 - 18:33 - Güncelleme: 24 Haziran 2026 - 18:33

(Anemon Günlüğü 8-9-10 Mayıs 2026)
            Assos/Behramkale ile Çanakkale arası 90 km. Troya Antik Kenti de ziyaret planımızın içinde. Saat 21.00’de Kabatepe Limanı’ndan Gökçeada’ya kalkacak olan feribota yetişmek zorundayız. Tabii, hareket saatinden evvel de otobüsümüzün sıradaki yerini alması gerekiyor.
Troya Antik Kenti
            Homeros’un İlyada Destanı’nda bahsettiği Troya Savaşı’nın yapıldığı, 1998 yılında UNESCO Dünya Miras Listesi’ne alınan, geçmişi M.Ö. 3000 yılına kadar uzanan Çanakkale’ye 30 km uzaklıktaki Troya Antik Kenti’ne geldik. Saat 17.30’u gösteriyor.
Özellikle çocuklarımızın ve gençlerimizin dikkatini Troya Müzesi ve Troya Ören Yerleri değil de Truva Atı (1) çeker. Öğrencilerimi geziye götürdüğüm yıllardan da biliyorum. Mesai saatleri dışında kapalı olan Troya Müzesini gezme imkânımız olmadı. Troya Ören Yeri açık. Daha önceki yıllara göre daha yeşil daha bakımlı ve temiz buldum. Pitos (2) örneklerinin, su künkleri, öğütme taşları ve el değirmenlerinin sergilendiği Pitos Bahçesi’ni inceledim. İsmi yazılarak dikkat çekilen, ince uzun, gökyüzüne uzanan Toros sediri dikkat çekiciydi.
Pitos Bahçesi’nin bitişiğindeki kapalı mekân, 1932-1938 yılları arasında bu bölgede kazı çalışmaları yapan ekibin kaldığı ev. Heyetin başkanı ise ABD Cincinnati Üniversitesi’nden Carl W. Blegen. Kazı süresince kullanılan bu bina onun adına hatıra evi olarak düzenlenmiş. “1932-1938 Ben Blegen Troya’yı Kazmaktan Geliyorum” cümlesiyle başlayan anılar, o zamana ait fotoğraf ve resmî belgelerle sergileniyor.
Daha önceleri, merdivenle içine kadar girilebilen Truva Atı bu tür ziyarete kapatılmış. Burada tek toplu olarak fotoğraf çektirip bu anı günün hatıralarına ekliyoruz.
Okul gezilerimizde iskeleye genellikle sabahın erken saatlerinde gelirdik. Ziyaretimizi bir güne hatta saatlere sığdırmak, vakti iyi kullanmak mecburiyetindeydik. Bu defa, gün akşama kavuşurken Çanakkale İskelesi’ne geliyor ve Eceabat’a geçiyoruz. Sahil kenarındaki lokantalarda alelacele akşam yemeğimizi yiyip Kabatape İskelesi’ndeki taşıt sırasında yerimizi alıyoruz.
Eceabat Opet Tarihe Saygı Parkı
Yemek sonrasında fırsattan istifade ederek gezip gördüğüm, Eceabat iskelesine yakın bir yerdeki “Opet Tarihe Saygı Parkı”ndan bahsetmek istiyorum. Önce bu güzel çalışmayla ilgili açıklamayı kısaca özetleyeyim:
“Değerli Ziyaretçi! Çanakkale Savaşı’nda şehit kanıyla ıslanmış Gelibolu Yarımadası, Eceabat ve köylerinde 2006 yılı Şubat ayında “Tarihe Saygı” ismini koyduğumuz bir projeyi başlattık.

Geçmişine saygılı, geleceğin ancak geçmişini bilmekle sağlam temellere inşa edileceğini bilen bireyler olarak bölgedeki ziyaretiniz sırasında çevreye, doğal ortama, tarihi mekânlara gerekli özeni göstereceğinize inanıyoruz.
Her şey çağdaş bir Türkiye için!”
 Çanakkale Şehitlik Alan Rehberi tarafından verilen bilgiye göre: “Tarihe Saygı Parkı bir minyatür parktır. Minyatür park olmasının nedeni ise içerisinde bulunan objeler. Park içerisinde Çanakkale Boğazı ve Gelibolu Yarımadası savaş alanları ve yerleşim alanlarını kapsayan zemin üzerine 3 boyutlu olarak yapılmış bir minyatür haritası var. Aynı şekilde siper hayatı ve siper mücadelelerini yansıtmak amacıyla yine üç boyutlu bir canlandırma yapılmış.” (3)
Hem feribottan inerken hem de parka girdiğimde gördüğüm, etkilendiğim, birçok kavramı, bağımsızlık ruhumuzu, milletimizin azim ve kararını millî kahramanlarımızla bütünleştirerek anlatan Tarihe Saygı Anıtı muhteşemdi. Yukarıda alıntı yaptığım kaynağa göre:
“Eceabat Tarihe Saygı Parkı içerisinde yer alan ve parkı tamamlayıcı unsurların başında gelen 12 metre yüksekliğindeki Tarihe Saygı Anıtı Heykeli ihtişamıyla ziyaretçileri çok uzaklardan selamlamaya başlıyor.
Tarihe Saygı Anıtı‘nı önemli kılan bir diğer unsur da Gelibolu Yarımadası tarihine birçok eserle katkı sağlayan ünlü heykeltıraş Prof. Dr. Tankut Öktem‘in son eseri olmasıdır. Gelibolu Yarımadası sınırları içerisinde birçok anıt ve heykel onun imzasını taşır. 
Tarihe Saygı Anıtı, figürlerden bir kompozisyon şeklinde oluşturulan bir heykeller bütünüdür. Tarihe Saygı Anıtı ‘Atatürk Anafartalar’da’, ‘Kucağında yaralı bir Avustralyalı askeri taşıyan bir Türk askeri’, ‘İngiliz, Fransız, Yeni Zelandalı, Avustralyalı, Hintli askerler ile Mehmetçik’, ‘Seyit Onbaşı’, ‘Ellerini göğe uzatan bir Türk askeri’ ile ‘Metanetli bir kadın’ figürlerinden oluşmaktadır.” Yaptığı kültür hizmetinden dolayı Opet’e teşekkür ediyorum.
“Gökçeada 1” Feribotu
Saat 21.00’de Gökçeada 1 feribotuna binerek Türkiye’nin en batı ucuna, Gökçeada’ya doğru hareket ediyoruz. Öğrendiğime göre yolculuğumuz 1,5 saat sürecek. Benim en uzun feribot yolculuğum olacak. Bir de derslerde öğrencilerime anlattığım Gökçeada’yı ilk defa görüp ziyaret edeceğim. Yeni bir yer görmenin, bir özlemi gerçeğe dönüştürmenin heyecanını yaşıyorum.
399 yolcu kapasiteli feribotun salonuna asılan bilgi notları arasında, feribotun ismi ve ada hakkında açıklama yer alıyor.
“Seyahat etmekte olduğunuz ‘Gökçeada 1’ gemisi adını Türkiye’nin en büyük adası olan Gökçeada’dan almaktadır. Antik adı Imbros (İmroz) olan Gökç şöyşeeada, yaklaşık 10 bin nüfusa, 91 km kıyı şeridine sahiptir.
Gökçeada’nın batısında yer alan İncirburnu, Türkiye’nin en batı noktasını oluşturmaktadır.
Dünyanın yavaş şehirlerinden (cittaslou) olan Gökçeada her sene hem yurt içinden hem yurt dışından birçok turist ağırlamaktadır. Özellikle sörf tutkunları için ideal bir bölgedir. Eski çağlardan beri çeşitli kültürlere ev sahipliği yapan, Rum köylerinin özgün mimari yapılarını da içerisinde barındıran Gökçeada’da gezilecek yerlerin en bilinenleri; Marmaros Şelalesi, Peynir Kayalıkları, Tuz Gölü, Kuzu Limanı ve Yıldızkoy’dur. Türkiye’nin ilk ve tek Sualtı Millî Parkı bu yörededir.” Okuyunca Gökçeada hakkında da genel hatlarıyla bilgi sahibi oluyorsunuz.
Geziyi yaptığımız tarih itibarıyla feribotun, Kabatepe-Gökçeada taşıt ve yolcu taşıma tarifesi şöyle: Yolcu (215 TL), 65 yaş üstü (107,5 TL), GestCard Öğrenci (25 TL), Adakart Otomobil (535 TL), 1-7 Kişi Otomobil (1.330 TL), Otobüs (3.940 TL). Yaya yolcu biletleri gidiş-dönüş olarak kesiliyor.
Yolcu salonunda Anemon ekibi olarak gruplar halinde oturuyoruz. Hafta sonu olduğu için oldukça kalabalık. Bütün koltuklar dolu. Gece yolculuğunu yaşamak, rüzgârını hissetmek, denizin kokusunu almak ve dalgaların sesini dinlemek için bir ara güverteye çıkıyorum. Güvertenin bir tarafı rüzgâr aldığı için epeyce serin. Benim gibi güverteye çıkıp etrafı seyredenler, adanın ışıklarına dikkat kesilenler var. Salona, arkadaşlarımın yanına dönüyorum.
Anemon Dağcılık ve Spor Kulübü Feribot Yolcularını Selamlıyor!
Genç Anemonlar yaratıcı! Kulüp başkanımız Ömer Bülbül ve bir grup arkadaşımızla otururken yanımıza gelip, gemi kaptanının izniyle, feribot yolcularını Manisa Anemon Dağcılık ve Spor Kulübü olarak selamlamak istediklerini söylüyorlar. Bu güzel jesti Ömer beyin tensipleriyle Nazlı Kılınç, Bekir Üzeyen ve Zeliha Hasputçu arkadaşımız üstleniyor.
Gemi kaptanımızın izniyle Zeliha Hasputçu mikrofondan yolcuları selamlıyor: Sayın yolcularımız! Manisa Anemon Dağcılık ve Spor Kulübü olarak tüm Çanakkale şehitlerimizi anmaya geldik. Burada bulunmaktan Anemon Dağcılık ve Spor Kulübü olarak mutluyuz, gururluyuz. Tüm yolculara hayırlı yolculuklar dileriz.”
Gayet güzel ve şık bir davranıştı. Genç Anemonları tebrik ediyorum.
Oturma salonunda koltuğuma gömülüp gayet güzel ve huzurlu yolculuğu yaparken, Gökçeada (İmroz) Atatürk İlköğretmen Okulunda okuyan arkadaşlarımızın o yıllarda çektikleri sıkıntılar aklıma geldi. 1 Aralık 1965 yılında eğitim ve öğretime başlayan güzide okulumuzdan mezun olanların hikâyelerini merakla dinlemişimdir. Onların birbirlerine olan saygı ve hürmetine, aralarındaki hiyerarşiye, “Sen de Adalı mısın?” deyişlerine, aradan 50-60 yıl geçmesine rağmen devam eden sıcak ilişkilerine ve en önemlisi kutsal mesleği onurla nasıl taşıdıklarına şahit olmuşumdur.
Pek çok “Adalı” tanıdım. Gazi İlkokulunda yıllarca beraber çalıştığımız kıdemli “Adalı” Davut Türe arkadaşıma, kayda geçmek için o günlere dair bir hatıra rica ettim. Kırmadı sağ olsun. O zamanın okul fotoğrafıyla beraber gönderdi.
  Kıdemli “Ada”lıdan Bir Hatıra
“Şimdilerde çocuklarını komşu apartmanın altındaki markete göndermeye kıyamayan anne ve babaları görünce, o yaşlarda nerelere gitmişiz diye düşünüyorum…
            1970 yılında ortaokulu henüz bitirmiş, Gökçeada Atatürk İlköğretmen Okulu sınavlarını kazanmıştık.
Manisa'dan İzmir’e oradan da Çanakkale'ye otobüs yolculuğu yapardık.
Artık limanda, İstanbul’dan gelip bizi Ada’ya (Gökçeada) götürecek vapurun yolunu gözlerdik. Fırtına ve lodos olmazsa zamanında gelir, bizi sabahlara kadar bekletmezdi. Vapura bindiğimizde ise 7-8 saatlik zorlu bir yolculuk bizi beklerdi.
Sabaha karşı Ada cılız birkaç lâmbasıyla görünmeye başlar, gemi kıyıya uzak bir noktada demirler, kıyıdan kalkan balıkçı motorlarının gemiye yanaşmasını beklerdik.
Sırayla, önce tahta teneke valizlerimizi gemiden motorlulara atar ardından biz atlardık... Motorlular sırayla gelir gemiyi boşaltır yolcuları adaya taşırdı.
Burada bekleyen minibüslerle okulumuza gider, zorlu ve aktarmalı yolculuğumuzu bitirmiş olurduk.” (Gökçeada Atatürk İlköğretmen Okulu, 1974 mezunu Davut Türe)
Var olsunlar. Öğretmenlik mesleğini, onur ve haysiyetine yakışır şeklide yapıp binlerce öğrenci yetiştiren meslek büyüklerime minnettarım.
Saatime baktım, bir buçuk saat dolmak üzere. Tekrar güverteye çıktım. Gökçeada’nın ışıkları “Hoş geldiniz!” diyor. Kuzu Limanına yanaşıyoruz. Tenha sokak ve caddeleri geçerek kalacağımız yere, Gökçeada Öğretmenevine geliyoruz.
(Devam edecek)

  1. Yunan mitolojisinde Truva Savaşı’nı bitirmek için kullanılan içi boş devasa bir tahta at  hilesidir. Askerler bu atın içine saklanarak Truva surlarından içeriye sızmış ve şehri ele geçirmişlerdir.
  2. Antik Çağ'da şarap, zeytinyağı, tahıl ve kuru meyve gibi sıvı veya katı gıdaları saklamak için kullanılan pişmiş topraktan yapılan büyük küpler. 
  3. https://www.canakkalesehitlik.net/anit/tarihe-saygi-parki

Bu yazı 65 defa okunmuştur.

YORUMLAR

  • 0 Yorum