Ahmet İNCE

Ahmet İNCE

gordesgazetesi@gmail.com

Dolana Dolana Dolandırılıyoruz!

22 Eylül 2026 - 17:41 - Güncelleme: 22 Eylül 2026 - 17:42

Borsa, fon, portföy derken, ortaya büyük bir dolandırıcılık olayı çıktı. Yüz binleri ve hatta milyonları ilgilendiren. Telaffuz edilen rakamlar, devasa mı devasa. Kim bunlar? Onlar mı yoksa şunlar mı?
            Meselenin hem toplumsal zafiyeti ve hem siyasi ve hukuki zafiyeti var. Yıllardır bu toplum; niye bu kadar çok dolandırılır sorusunun cevabını, bence o zafiyetlerde aramak lazımdır. Ama yapmıyoruz, yapamıyoruz. Bu yüzden dolandırıcılık hikâyesi, yaklaşan bir asırda mütemadiyen devam ediyor.
            Bunu anlatmak istiyorum
            İlk dolandırıcımız, Sülün Osman idi. 1950’li ve 60’lı yıllarda, İstanbul’da akıl almaz işler yaptı. Galata Kulesini, Galata Köprüsünü, tramvay hattını, şehir vapurlarını sahte belgelerle çok kişiye sattı ve kiraladı. Alıcısı çoktu. Gazetelerin sayfalarından hiç düşmedi. Mizah yüklü bu hikâyeler yüzünden, ilk ‘Milli Dolandırıcı’ payesi verildi.
            70’li yılların gündemden düşmeyen ismi, Yahya Kemal Demirel idi. Hacı Ali Demirel’in oğlu, Süleyman Demirel’in yeğeniydi. Hayali ihracatla gündeme geldi. Konuşulan rakamlar çok büyüktü. Muhaliflerin Süleyman Demirel’e veryansın ettiği, en can alıcı konuydu. Hakkında davalar açıldı. Kimisinden beraat etti, kimisi zaman aşımına uğradı.
            80’li yılların başında, hikâyenin asıl yüzüyle karşılaştık. Sıcak para hareketleri Türkiye’ye uzanmıştı. Bu parayı kim idare edecekti. Elbette Cevher Özden’in kurduğu Banker Kastelli. 10 bankanın pazarlama ve aracılık hizmetlerini yürütmeye başladı. Yıl içinde 550 bin kişinin, 2,5 milyar dolarını yönetir hale geldi.
            Ülkede Kastelli fırtınası esiyordu. Reklâm filmlerinde Cüneyt Arkın, Fikret Hakan, Eşref Kolçak, Orhan Günşiray gibi sinemanın dev aktörleri yer alıyor, toplumun başını döndürüyordu.
            Kastelli bununla yetinmiyor, Fenerbahçe kulübünün başkanlığı için, Ali Şen’in karşısında aday oluyordu. Seçimi kaybetmesine karşın, bu adaylık bile onun gücüne güç katıyordu.
            Peki, Kastelli bu kaynakları ne yaptı? Kendi operasyonlarında kullanmaya başladı. Balon şiştikçe şişti ve sonunda bomm diye patladı. Dönemin Başbakan yardımcısı Turgut Özal, istifa etmek zorunda kaldı. Kastellinin paraları, Cenevre’deki bankalara kaçırdığı sonradan anlaşıldı. Miktar 5 milyon İsviçre frangı idi.
            Kastelli önce Cenevre’ye, oradan da Tunus’a kaçtı. 2008’de intihar ederek, hayatına son verdi. Ya varlıklarını kaybeden yüz binlerce insan, işte onların dökümü yapılamadı.
            90’lı yılların başında, bir başka dolandırıcılık furyası esti: Jet Fadıl. Bu işin yeni usullerini devreye sokarak literatüre girdi. Yerli ve milli ilk otomobil yapacaktık. İsmi ne olmalıydı. Yarışma düzenlendi, hem de ödüllü olarak. Millet oluk oluk koştu. Yeni otomobilimizin ismi ‘İmza’ idi. Netice yine malum bomm.
            Türkiye’nin dolandırıcıları, kime madalya verelim diye bana sorsalar, şu cevabı veririm: Selçuk Parsadan. Neden mi? Abi adam devlet ricalini dolandırdı. Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel, Başbakan Tansu Çiller, Gaziantep belediye başkanı Celal Doğan, Başbakan Tansu Çiller, iş adamı Adnan Polat.
            Yıl 1995, Selçuk Parsadan emekli Orgeneral Necdet Öztorun’un sesini taklit ederek, Tansu Çilleri aradı. Kemalist Derneği için yardım talebinde bulundu. Başbakan Çiller, örtülü ödenekten 5 milyon lirayı gönderdi. Olay sonra ortaya çıktı. Gazeteler Parsadan’ın devleti nasıl dolandırdığını, pehlivan tefrikası gibi günlerce yayınladı
            Sıkılmadıysanız, devam edeyim!
            Sahnede yeni bir isim var: Cem Uzan. Bankasının ismi İmar Bank. Piyasaya fırtına gibi girdi. Silahı faizdi. Günün rayiç değerinin çok çok üstünde faiz vaadiyle, mevduat toplamaya başladı. Yıl 2003 idi.
            Baş döndürücü bir reklâm furyası başladı. Toplumun adeta şakülü kaydı. Bileziklerini bozdurup gelenler, evini arabasını satıp banka şubelerine koşanlar, uzun kuyruklar oluşturdu. Reklâmlar harikaydı mesela. Berberler İmar Bankta, Bakkallar İmar Bankta gibi. Hele Hıyarcılar İmar Bankta reklâmı müthişti. Tabii olarak, cümlesi hıyar olmuş bankaya koşuyordu.
            Ne oldu sonunda abi? Toplanan mevduatın, bankanın resmi defterlerine işlenmediği, hazine bonosu alınmış gibi gösterildiği ortaya çıktı. Balon böylece yine bomm dedi. Yanan yandı, kalanı BDDK tarafından fona devredildi.
            Yıl 2017, karşımıza inekler çıktı. Süt, yoğurt ve peynir. Dünya çapında bir çiftlik kuruyor, yalnız Türkiye’nin değil, Avrupa’nın ihtiyacını karşılıyordu. Adı Mehmet Aydın. Namı neydi? Hatırlayın bakalım, “Tosuncuk”. İnekti, süttü, peynirdi aşkına millet Tosuncuk’a koştu. Kaç kişi? 130 bin. Para 511 milyon lira. Uçtu abi, uçtu gitti. Nereye gitti Tosuncuk, Uruguay’a. İneklerin yanına.
            Yakın zamanda birde Kripto para dolandırıcılığı var. Henüz taptaze. Faruk Fatih Özer, gencecik bir insan. Thorex isimli şirketiyle kripto para hikayesiyle vurdu geçti ve gitti.
            Tabii arada birde mahalli dolandırıcılıklar var. ‘Sazan sarmalı’, ‘Tırnakçılık’ gibi. Kenan Şeranoğlunun ‘Saadet Zincirini’ ve benzerlerini saymıyorum. Sarraflara parasını, altınını yatırıp, varlığını kaybedenler işin cabası. Telefonla dolandırılanların, bu cetvelde fazla bir kıymeti harbiyesi yok bence.
            Bir toplum bu kadar sık ve bu kadar çok, mütemadi nasıl dolandırılabiliyor. Bu ayrı bir yazı konusudur benim için. Son dolandırıcılık için, “asrın dolandırıcılığı” tabirini kullananlar var. Dünden bugüne bir sunum yaptım, artık kararı siz verin.
            Bugünün hikâyesi, aslında karmaşık görünüyor. Net anlaşılabilmesi için bir örnek vereyim:
            Adı GÜNDOĞDU GIDA. Borsa kodu ‘GUNDG’. 2024’te başlamış. Süt, peynir üreteceğiz, memlekete faydalı olacağız demiş. Reklâmı müthiş. Hisseler 35 liradan satışa çıkıyor. Kasaya giren para, 350 milyon lira. Buraya kadar bir problem yok.
            1,5 yıl sonra, hisseler tam 9 katına çıkıyor. Şubat 2026’da, süt inek işi açmıyor artık. Üretimi durduruyorlar. Mesele burada kalmıyor. Fabrikayı, makineleri, panelleri yandaş şirketlere nakit karşılığı satıyorlar. Çalışanları kapının önüne koyuyorlar.
            Geriye ne mi kalıyor? Sadece bir tabela.
            Sıkı durun! Faaliyetini sonlandırmış, işçiyi çıkarmış, malzemesini satmış bir şirketin hissesi, acayip biçimde 2700 liraya kadar çıkıyor. Yani Borsa değeri Arçelikten, Migrostan kat be kat fazla.
            İnekler gitmiş, peynir yok, yoğurt yok. Piyasa değerin Arçeliğin iki katı.
            Fazla uzatmayayım. Balon sonunda burada da gümlüyor. Sadece bir hisse senedi bu, düşünebiliyor musunuz? Gerisini siz hesap edin artık.
            Dolana dolana dolandırılıyoruz. Sanki kaderimiz olmuş.
            Vurgun, büyük mü büyük. İşin içinde ihmaller var, zorlamalar var, hatırlı isimler var. Soruşturmalar sürüyor. Ne çıkar bilmem. Bildiğim şu; Dolandırılmak bu milletin kara yazgısı olmuş.
            Neden mi?
            Çünkü bu işlerin, artık ne okkası kalmış, ne terazisi…..

Reklam
Reklam
Reklam
Bu yazı 122 defa okunmuştur.

YORUMLAR

  • 0 Yorum