Kelimenin Osmanlı Türkçesinde aslı, “Za’f ”. Kullanım dilinde “Zaaf” olarak yazılıp ifade edilmiş. Lügat anlamı şöyle verilmiş; “meyil, gönül akışı, bir şeye karşı duyulan aşırı istek”.
Bir şeye, bir nesneye olan aşırı düşkünlüktür zaaf. Maddi olduğu kadar, manevi yönü de vardır. Zaaf sahibi olanlar, zafiyetlerini her an gösterme eğilimindedir. Meşruluk ve makullük sınırını aşan her zaaf, insana bir fiyat biçer. İnsanın fiyatının olmasından, daha vahim ne olabilir?
Aslında insanın fıtratında bu var. Bir bakıma, şeytanın çalışma sahası diyebilirim.
Allah, şeytana karşı Âdemi ikaz eder. Kur’an’da anlatılan hikâyenin nihayetinde, Allah Âdeme şöyle seslenir; “ Sonra, Âdemi şeytana karşı şöyle uyardı: ‘Bak Âdem! Bu sana da eşine de düşmandır. Sakın sizi bu bahçeden çıkarmasın. Sonra mutsuz olursunuz.’ ” (Taha 117–119)
Buna rağmen şeytan, Âdemi avlamayı başardı. Peki, nasıl? Onun zaafını araştırdı ve buldu. Kur’an bu konuda şu bilgiyi verdi: “Âdem! Sana ölümsüzlük ağacını ve yıpranmayacak bir saltanat göstereyim mi?”
Ölümsüzlük ve yıpranmayacak saltanat, Allah’a aitti. Şeytan Allah’a ait olanı, Âdeme vaat ederek, insanlığın ilk zaafını kullanmış oldu. O günden bugüne, bu hikâye hiçbir şekilde değişmedi.
Konuyla ilgili, güzel bir halk fıkrası vardır. Şeytan yeryüzüne üç tüy bırakmış. Birincisi hırs, ikincisi mevki ve makam, üçüncüsü para. Ve o günden bugüne, yeryüzüne bir daha uğramamış.
Tarih boyunca insanlık, zaaf derdini hep dile getirmiştir. Mitolojik hikâyelerde, konuyla ilgili güzel anlatımlar vardır. Homeros’un İlyada destanında anlatılan Troya savaşı, bu konuda güzel bir örnektir.
Savaşın en önemli figürü Aşil’dir. Anne Thetis, oğluna ölümsüzlük kazandırmak ister. Onu Stiks ırmağına götürür. Bu ırmakta ıslananlar ölümsüz olmaktadır. Anne Thetis, oğlu Aşil ile ırmağa varır. Ancak elini suya değdirmesi yasaktır.
Aşil’i topuklarından tutarak, suya bandırır ve çıkarır. Aşil’in bu yüzden topukları suya değmemiştir. Vücudu ölümsüzlük kazanan Aşil, ancak topuklarından vurularak öldürülebilecektir.
Truva kralının erkek güzeli ölümlü oğlu Paris, savaşta Aşil’i gözlemektedir. Onu topuğundan vurabilirse, hedefine ulaşabilecektir. Sonunda Paris, Aşili topuğundan vurarak öldürmeyi başarır.
Vücudu ölümsüz olan Aşil’in zaafı, topuklarıdır.
Hem Kur’an anlatımı ve hem mitolojik hikâyeler, aynı noktayı işaret ediyor: Zaaf.
Bu insanlık meselesini, son derece önemsiyorum.
Ekonomi bugün kötüdür, yarın düzelir.
En ağır siyasi konular, gün gelir yoluna girer.
Hak, hukuk ve adalet kavramları bugün çok tartışılıyordur. Vakti gelince yerli yerine oturur.
Sağlığın bozulur, tedavi ettirirsin bir şekle girer.
Parayı kaybedersin, çalışır yine kazanırsın.
Peki, ya zaaflarımız? Sosyal hayatımız, iktisadi hayatımız, siyasi hayatımız, basın hayatımız zaafların şaha kalktığı bir çürümüşlüğe sahne oluyorsa, çok düşünmek lazım.
Her zaafın bir fiyatı vardır. Para, hırs, mevki-makam adına ortaya çıkan zafiyet görüntüleri ürkütücü değil mi? Âdemin kıssasından Troya hikâyesine, işaret edilen bu durum, toplumumuzun en büyük meselesi haline gelmiştir.
Toplumsal çürümüşlük filan deniyor. Bence asıl mesele şu. Bu toplum, zaafların alınıp satıldığı bir uçuruma nasıl yuvarlandı?





YORUMLAR