Mert AKAR

Mert AKAR

akarmert2015@gmail.com

Röportaj Serisi-53:Konuk = Doç.Dr.Sermin Ağralı Ermiş(Sporda Psikososyal Alanlar)

27 Ağustos 2026 - 18:59 - Güncelleme: 27 Ağustos 2026 - 19:00

“11 Soru 11 Cevap” röportaj serimin elli üçüncü konuğu; Aydın Adnan Menderes Üniversitesi Spor Bilimleri Fakültesi Beden Eğitimi ve Spor Bölümü Öğretim Üyesi Sayın Doç. Dr. Sermin Ağralı Ermiş olacaktır.
Yoğun akademik programına rağmen röportaj teklifimi nazikçe kabul ederek kıymetli zamanını ayırdığı için kendisine içten teşekkürlerimi sunuyorum.Egzersiz ve spor psikolojisinin bilimsel temellerini sporda psikososyal dinamiklerle birleştiren Öğretim Üyesi Sayın Doç. Dr. Sermin Ağralı Ermiş hocamızın tecrübelerinin, akademiyle ve spor bilimleriyle ilgilenen tüm araştırmacılar için son derece ilham verici olacağına inanıyor; hocam, izninizle sorularıma geçiyorum.
Soru 1: Öncelikle nasilsiniz hocam. Spor psikolojisine yönelmenizde sizi en çok etkileyen kırılma noktası neydi? Bu alana sizi çeken temel motivasyonu çok merak ediyorum.
Cevap 1: Çok teşekkür ediyorum Mert Bey. İyiyim ve umuyorum sizler de iyisinizdir. Öncelikle babamın milli sporcu olması, başarıları ve bizleri spora alanına yönlendirmesi ailece spora olan ilgimizi hep arttırdı. Tüm kardeşlerim bu anlamda sporcu geçmişine sahip. Dolayısıyla hem spor ortamında hem de ev ortamında spor hep gündemimizde olan bir konu oldu. Geçmiş yıllarda sağlık sektöründeki yöneticilik geçmişimde de aslında spordan kazandıklarım beni hep yönlendiren ve başarıya odaklatan bir katkı sağladı. Sonuçta akademik hayata döndüğümde aslında en çok ilgimi çeken konunun insan ve davranışları olduğunu fark etmem çok uzun sürmedi. Sporda fiziksel performans kadar zihinsel süreçlerin de başarı üzerinde belirleyici olduğunun hep farkında olsam da, aynı fiziksel kapasiteye sahip sporcular arasında motivasyon, kaygı yönetimi, özgüven ve mental dayanıklılık gibi psikolojik faktörlerin ciddi fark yarattığını gözlemledim. Bu durum bende büyük bir merak oluşturdu ve sporun psikolojik boyutunu daha derinlemesine inceleme isteği uyandırdı. Zamanla bu alanın yalnızca performansı değil, sporcuların yaşam kalitesini ve psikolojik iyi oluşunu da etkilediğini görmek, spor psikolojisine olan ilgimi daha da güçlendirdi. Özellikle doktora aşamamda kıymetli danışman hocam Pro.Dr. Mustafa Yaşar Şahin’in beni yönlendirdiği konu “Karanlık Üçlü” olduğunda alanımı belirlemiştim artık. İnsan ve davranışları, sporun kişiliğe etkisi, kaygı, stres bunlar benim için akademik hayatın karşılığı olduğuna karar vermiştim. Psikoloji herkes için merak uyandıran bir alan. Kim neyi ne için yapmış, nasıl olmuş, altta yatan sebep ne gibi sorular herkesin ortak alanı. Benim için de aynı şeyler geçerli aslında, bir de bunu spor alanına indirgediğimizde araştırmalar daha da keyifli oluyor.
Soru 2: Çalışmalarınızda sıklıkla ele aldığınız antrenörlük ve liderlik ilişkisinde, başarılı bir antrenörü sadece teknik bilgisi mi yoksa sporcuyla kurduğu psikolojik bağ mı belirler?
Cevap 2: Bence ikisini birbirinden ayırmak çok zor. Teknik bilgi elbette çok önemli; sonuçta antrenörün sporcuya doğru antrenmanı yaptırabilmesi, performansı okuyabilmesi ve gerektiğinde doğru müdahaleyi yapabilmesi gerekiyor. Ama benim çalışmalarım ve gözlemlerim açısından baktığımda, iyi bir antrenörü gerçekten başarılı bir antrenöre dönüştüren şeyin sporcu ile kurduğu psikolojik bağ olduğunu düşünüyorum. Çünkü sporcu, kendisini anlayan, dinleyen ve ona güven veren bir antrenörün söylediklerini çok daha kolay benimseyebiliyor. Özellikle zor dönemlerde, performans düştüğünde ya da sporcu hata yaptığında antrenörün nasıl davrandığı çok belirleyici oluyor. Sadece “daha çok çalışmalısın” demek yerine, “Nerede zorlandığını görüyorum, bunu birlikte çözebiliriz” diyebilen bir antrenör sporcunun üzerinde çok daha güçlü bir etki bırakıyor. İşte tam burada liderlik devreye giriyor. Antrenör sadece antrenmanı yöneten kişi değil; aynı zamanda sporcunun motivasyonunu, özgüvenini ve takıma olan bağlılığını etkileyen bir lider. Teknik bilgisi çok yüksek olabilir ama sporcu onun yanında kendisini değersiz, baskı altında veya anlaşılmamış hissediyorsa o bilgi tek başına yeterli olmayabilir. O yüzden benim için başarılı antrenörün formülü biraz şöyle: teknik yeterlilik + güçlü iletişim + güven + empati + doğru liderlik. Teknik bilgi size iyi bir antrenör olmanın kapısını açıyor; ama sporcuyla kurduğunuz ilişki, o kapıdan ne kadar ileri gidebileceğinizi belirliyor.
Soru 3: Günümüz spor dünyasında yarışma kaygısı ve performans baskısı çok yüksek. Sporcuların bu zihinsel yükle başa çıkabilmesi için en kritik psikolojik beceri sizce nedir?
Cevap 3: Bence tek bir beceri seçmem gerekirse duyguları düzenleyebilme yani duygu yönetimi becerisini söylerim. Çünkü yarışma kaygısını tamamen ortadan kaldırmak zaten gerçekçi değil. Hatta belli düzeyde kaygı, sporcunun performansa hazırlanmasına bile yardımcı olabilir. Asıl önemli olan, sporcunun kaygı geldiğinde onun tarafından yönetilmek yerine kendi duygusunu ve dikkatini yönetebilmeyi öğrenmesi. Bir sporcu yarışma öncesinde “Ya başarısız olursam?”, “Hata yaparsam ne olacak?” diye düşünmeye başladığında zihni çok hızlı bir şekilde geleceğe kayıyor. Burada nefes kontrolü, dikkatini yeniden o ana getirme (mindfullness), kendisiyle konuşma (self-talk) ve düşüncelerini yeniden çerçeveleme (imgeleme)gibi beceriler devreye giriyor. Yani amaç kaygıyı sıfırlamak değil; kaygı varken de performansı korumak ve hatta arttırabilmeye yöneltmek. Bir de bana göre bunun altında çok önemli bir şey var: sporcunun kendilik değerini sadece aldığı sonuca bağlamaması. “Kazanırsam değerliyim, kaybedersem başarısızım” düşüncesi performans baskısını inanılmaz artırıyor. Sporcu, sonucundan bağımsız olarak kendisini kabul edebildiğinde ve kontrol edebildiği şeylere odaklandığında zihinsel yük de ciddi şekilde azalıyor. Kısacası, “Hiç kaygılanma” demek yerine sporcuya “Kaygılandığında ne yapacağını öğren” demek çok daha doğru. Bence psikolojik olarak güçlü sporcu, hiç zorlanmayan değil; zorlandığı anda yeniden toparlanabilen sporcudur.
Soru 4: Beden eğitimi öğretmenlerinin ve bireylerin yaşam doyumu ile öznel iyi oluşu üzerine araştırmalarınız var. Düzenli fiziksel aktivite bir insanın hayat kalitesini ve mutluluğunu tam olarak nasıl değiştiriyor?
Cevap 4: Aslında burada fiziksel aktivitenin etkisini sadece “spor yapınca kendimizi daha iyi hissediyoruz” şeklinde açıklamak biraz yetersiz kalıyor. Düzenli fiziksel aktivite, insanın hayatının hem fiziksel hem psikolojik hem de sosyal tarafını aynı anda etkiliyor. Öncelikle kişi kendisini fiziksel olarak daha iyi hissetmeye başlıyor; enerjisi artıyor, uyku kalitesi iyileşiyor ve günlük yaşamda kendini daha zinde hissediyor. Bunun psikolojik tarafında ise stres ve kaygıyla baş etme kolaylaşıyor, kişi kendi bedeniyle ve kendisiyle ilgili daha olumlu bir algı geliştirebiliyor. Bir de bence çok önemli olan sosyal boyutu var. Özellikle grup halinde yapılan fiziksel aktiviteler, insanlara ait olma, iletişim kurma ve sosyal destek alma fırsatı sağlıyor. Ancak bu noktada önemli bir ayrım var: Fiziksel aktivite tek başına “mutluluk garantisi” değildir. Önemli olan bunun kişinin yaşamının doğal ve sürdürülebilir bir parçası haline getirebilmesidir. Kişi yaptığı aktiviteden keyif alıyorsa, kendisini zorunluluk altında hissetmiyorsa ve bunu yaşam tarzına dönüştürebiliyorsa etkisi çok daha güçlü oluyor. Ben yaşam doyumu açısından baktığımda da şunu önemli buluyorum: İnsan sadece daha sağlıklı olduğu için değil, hayatını daha kontrol edilebilir ve anlamlı hissetmeye başladığı için de fiziksel aktiviteden fayda görüyor. “Kendim için bir şey yapıyorum, bedenime ve zihnime yatırım yapıyorum” duygusu bile kişinin genel yaşam değerlendirmesini değiştirebiliyor. O yüzden fiziksel aktiviteyi yalnızca bedeni çalıştıran bir davranış olarak değil, bireyin ruh halini, benlik algısını, sosyal ilişkilerini ve yaşamla kurduğu ilişkiyi destekleyen bütüncül bir araç olarak görmek gerektiğine inanıyorum.
Soru 5: Gençlerin ve çocukların spora katılımında ailelerin tutumu çok belirleyici oluyor. Aileler çocuklarını desteklerken farkında olmadan yapılan en büyük psikolojik hata nedir?
Cevap 5: Bence burada ailelerin yaptığı en büyük hata, çocuğun spor deneyimini sadece başarı ve performans üzerinden değerlendirmek. Yaklaşık 15 yıldır hocam Prof. Dr. Mustafa Yaşar Şahin hocamla birlikte üzerinde çalıştığımız sporda çocuk koruma yaklaşımında da özellikle vurguladığımız noktalardan biri bu: Çocuk sporda öncelikle güvende, değerli ve saygı gören bir birey olduğunu hissetmeli. Aile bazen iyi niyetle “Kazandın mı?”, “Neden oynamadın?”, “Daha iyi yapabilirdin” diyebiliyor. Ama çocuk bunu çok farklı algılayabiliyor. Bir süre sonra “Başarılı olursam ailemi mutlu ederim, başarısız olursam onları hayal kırıklığına uğratırım” düşüncesine kapılabiliyor. Bu da sporun çocuk için keyifli ve geliştirici bir ortam olmaktan çıkıp ciddi bir performans baskısına dönüşmesine neden olabiliyor. Çocuk koruma açısından baktığımızda mesele sadece çocuğu fiziksel zarardan korumak da değil. Psikolojik güvenliğini, duygusal iyilik halini ve gelişimsel ihtiyaçlarını da korumamız gerekiyor. Çocuğun hata yapabilmesine, kaybedebilmesine, fikrini söyleyebilmesine ve gerektiğinde “istemiyorum” diyebilmesine alan açmak çok önemli. Dolayısıyla ailelerin desteğini biraz değiştirmemiz gerekiyor. “Kaçıncı oldun?” yerine “Bugün eğlendin mi?”, “Neyi sevdin?”, “Sana nasıl destek olabilirim?” diye sormak çok daha değerli. Çünkü çocuk spora sadece başarılı olmak için değil, gelişmek, sosyalleşmek, kendini keşfetmek ve sağlıklı bir birey olarak büyümek için katılıyor. Bence çocuğu koruyan spor ortamı, çocuğun sonucundan bağımsız olarak değerli olduğunu hissettiği ortamdır. Ailenin, antrenörün ve spor yöneticisinin ortak sorumluluğu da tam olarak bunu sağlayabilmek.
Soru 6: ODTÜ’deki lisans eğitiminizden Gazi Üniversitesi’ndeki doktora sürecinize kadar uzanan akademik yolculuğunuzda, kariyerinizi şekillendiren en önemli dönüm noktası ne oldu?
Cevap 6: Bence akademik yolculuğumda tek bir dönüm noktası seçmek zor ama Gazi Üniversitesi'ndeki doktora sürecim benim için gerçekten önemli bir kırılma noktası oldu. ODTÜ'deki lisans eğitimim bana çok sağlam bir akademik temel, disiplin ve çalışma alışkanlığı kazandırdı. Ancak Gazi Üniversitesi'nde doktora yaparken, özellikle birlikte çalışma fırsatı bulduğum hocalarımın bana kattığı akademik bakış açısı kariyerimin yönünü belirledi. Onlardan sadece bir konuyu araştırmayı değil, bir probleme akademik olarak nasıl yaklaşılması gerektiğini, doğru soruyu nasıl soracağımı ve ürettiğim bilginin alana nasıl katkı sağlayabileceğini öğrendim. Her bir hocamın farklı bir bakış açısı olması da benim için büyük bir zenginlikti. Doktora sürecinde spor bilimlerine özellikle psikososyal açıdan bakmaya başlamam da aslında bu akademik ortamın bir sonucu oldu. Sporun yalnızca fiziksel performanstan ibaret olmadığını; motivasyonun, kaygının, psikolojik dayanıklılığın, liderliğin, ilişkilerin ve sosyal çevrenin sporcu ve birey üzerindeki etkilerini gördükçe bu alan benim için çok daha anlamlı hale geldi. Bugün geriye dönüp baktığımda, Gazi'deki hocalarımın bana bıraktığı en önemli şeyin akademik merak ve sorgulama kültürü olduğunu düşünüyorum. Bazen bir hocanın söylediği tek bir cümle bile yıllar sonra sizin araştırma anlayışınızı şekillendirebiliyor. Ben de doktora sürecimde hem çok kıymetli hocalarımdan hem de akademik ortamdan böyle bir birikim elde ettim. O nedenle ODTÜ benim akademik yolculuğumun temelini oluşturduysa, Gazi Üniversitesi ve oradaki değerli hocalarım da o temelin üzerine nasıl bir akademisyen olmak istediğimi inşa ettiğim dönem oldu diyebilirim. Sanırım bugün hâlâ beni akademik olarak motive eden şey de bu: öğrenciyken bana yol gösteren hocalarımın bende oluşturduğu öğrenme ve üretme isteğini, şimdi kendi öğrencilerime ve genç araştırmacılara aktarabilmek.
Soru 7: Spor psikolojisinin Türkiye’deki mevcut durumunu ve gelişimini nasıl değerlendiriyorsunuz? Yeterli bilincin oluştuğunu düşünüyor musunuz?
Cevap 7: Bence Türkiye’de spor psikolojisi son yıllarda çok ciddi bir gelişim gösteriyor, ama henüz olması gereken noktada olduğumuzu söylemek zor. Özellikle son dönemde sporcuların yalnızca fiziksel olarak değil, psikolojik olarak da performansa hazırlanması gerektiğine dair farkındalık belirgin biçimde arttı. Kulüplerde, federasyonlarda ve milli takım düzeyinde spor psikologlarına ve spor psikolojisi alanında çalışan uzmanlara yönelik ilgi de bunun önemli bir göstergesi. Ama burada hâlâ bir kavram karmaşası olduğunu düşünüyorum. Spor psikolojisi denildiğinde bazen yalnızca “sporcunun kaygısını azaltmak ya da maç öncesi motivasyonunu artırmak” gibi oldukça dar bir çerçeve akla geliyor. Oysa spor psikolojisi bundan çok daha geniş. Motivasyondan psikolojik dayanıklılığa, takım ilişkilerinden liderliğe, sporcu kimliğinden tükenmişliğe, yaralanma sonrası psikolojik süreçlerden mental sağlığa kadar çok geniş bir çalışma alanından bahsediyoruz. Ben özellikle akademik tarafta Türkiye’de önemli bir birikim oluştuğunu düşünüyorum. Üniversitelerde yapılan araştırmalar, lisansüstü çalışmalar ve yetişen genç akademisyenler ve pek çok başarıya imza atan kıymetli hocalarımız bu alanın gelişmesine ciddi katkı sağlıyor. Fakat akademik bilgi ile saha uygulaması arasındaki mesafeyi biraz daha kapatmamız gerekiyor. Ürettiğimiz bilgiyi sahaya daha fazla taşımalıyız. Bir de bence bundan sonraki aşama, spor psikolojisini yalnızca “problem ortaya çıktığında başvurulan bir alan” olmaktan çıkarmak. Bir sporcu psikolojik olarak zorlandığında uzmana gitmesi elbette önemli; ama ideal olan, psikolojik becerilerin performans gelişiminin ve sporcu gelişiminin doğal bir parçası haline gelmesi. Dolayısıyla “yeterli bilinç oluştu mu?” derseniz, bilinç oluşmaya başladı ama henüz yeterli düzeyde değil derim. Bence artık Türkiye’de soru “Spor psikolojisine ihtiyacımız var mı?” olmaktan çıkıp, “Bunu spor sistemimizin içerisine nasıl daha doğru ve profesyonel şekilde yerleştirebiliriz?” noktasına gelmeli. Asıl gelişimin de bundan sonra yaşanacağını düşünüyorum.
Soru 8: Bir akademisyen ve araştırmacı olarak, Aydın Adnan Menderes Üniversitesi Spor Bilimleri Fakültesi’nde geleceğin spor adamlarını ve eğitmenlerini yetiştirirken en çok önem verdiğiniz değer nedir?
Cevap 8: Bence tek bir değer seçmem gerekirse “insana dokunabilme” derim. Çünkü spor bilimleri alanında öğrencilerimize sadece mesleki bilgi vermiyoruz; gelecekte sporcularla, çocuklarla, gençlerle, takımlarla ve toplumla çalışacak insanlar yetiştiriyoruz. Dolayısıyla teknik bilgiyi öğretmek elbette çok önemli ama bunun yanında insanı anlamayı, dinlemeyi ve ona saygı göstermeyi öğretmek benim için çok daha kıymetli. Aydın Adnan Menderes Üniversitesi Spor Bilimleri Fakültesi’nde öğrencilerime özellikle şunu anlatmaya çalışıyorum; iyi bir antrenör, öğretmen ya da spor yöneticisi olmak sadece alanında bilgili olmakla bitmiyor. Adil olmak, etik davranmak, sorumluluk almak, empati kurmak ve karşısındaki bireyin gelişimine gerçekten katkı sağlamak gerekiyor. Çünkü spor ortamında bazen söylediğiniz tek bir cümle, bir sporcunun ya da öğrencinin kendisine bakışını bile değiştirebiliyor. Özellikle psikososyal alanda çalıştığım için, öğrencilerimin insan davranışının arkasındaki nedenleri merak etmesini çok önemsiyorum. “Bu sporcu neden motivasyonunu kaybetti?”, “Bu çocuk neden spordan uzaklaştı?”, “Bu takım neden bir türlü bütünleşemiyor?” diye sorabilmeleri gerekiyor. Çünkü iyi bir spor insanı, sadece davranışı görmez; o davranışın arkasındaki insanı anlamaya çalışır. Sonuçta biz öğrencilerimize yalnızca bir meslek kazandırmıyoruz; onların ileride başka insanların hayatlarına dokunacaklarını da hatırlatıyoruz. Bu nedenle benim için bilgiyle birlikte karakter, etik ve insan sevgisi eğitimin vazgeçilmez parçaları. Eğer öğrencimiz mezun olduğunda alanını iyi biliyor ama çalıştığı insanlara değer vermiyorta, eğitimimizin önemli bir kısmı eksik kalmış demektir.
Soru 9: Beden Eğitimi ve Spor alanında kariyer yapmak isteyen veya bu alanda akademik uzmanlaşmayı hedefleyen genç öğrencilere vereceğiniz en temel tavsiye ne olurdu?
Cevap 9: Bence gençlere vereceğim en temel tavsiye meraklarını kaybetmemeleri ve kendilerine bir alan açmaları olur. Spor bilimleri çok geniş bir alan; antrenörlükten spor psikolojisine, spor yönetiminden öğretmenliğe kadar pek çok farklı yol var. Öğrencilik döneminde her şeyi aynı anda öğrenmeye çalışmak yerine, zaman içerisinde “Ben bu alanın neresinde olmak istiyorum?” sorusunun cevabını aramalarını öneririm. Özellikle akademik kariyer düşünüyorsanız, sadece dersleri geçmeye değil, araştırmayı öğrenmeye odaklanın derim. Bir makaleyi nasıl okuyacağınızı, araştırma sorusunun nasıl oluşturulduğunu, doğru yöntemin nasıl seçileceğini ve elde edilen bulguların nasıl yorumlanacağını öğrenmek size uzun vadede çok daha fazla şey kazandırır. Bir de İngilizceyi kesinlikle ihmal etmesinler. Çünkü bugün bilim dünyasını takip etmek ve uluslararası akademik çevrenin içinde yer almak için İngilizce artık bir avantaj değil, neredeyse bir gereklilik. Elbette tüm bunların yanı sıra gençlere hep söylediğim bir şey var: Kendinizi sadece CV oluşturmak için geliştirmeyin. Her sertifika, her yayın, her proje bir anlam taşımalı. Gerçekten merak ettiğiniz bir konuda çalışın. Çünkü akademik yolculuk oldukça uzun ve zaman zaman yorucu bir süreç. Sadece unvan ya da kariyer hedefiyle yürürseniz motivasyonunuzu korumak zor olabilir. Bir de hata yapmaktan korkmasınlar. Ben kendi akademik yolculuğuma baktığımda, bugün bildiğim pek çok şeyi deneyerek, yanılarak ve yeniden öğrenerek kazandığımı görüyorum. Genç bir araştırmacının her şeyi bilmesi gerekmiyor; önemli olan öğrenmeye devam etmesi ve doğru soruları sormaktan vazgeçmemesi. Son olarak şunu söylemek isterim: Spor bilimlerinde iyi bir kariyer yapmak istiyorsanız, alanınızı sevin ama alanınızla sınırlı kalmayın. Psikolojiyi, sosyolojiyi, eğitimi, yönetimi, teknolojiyi takip edin. Çünkü spor artık tek bir disiplinin sınırları içerisinde açıklanabilecek kadar basit bir alan değil. Bence geleceğin başarılı spor bilimcileri, disiplinler arasında bağlantı kurabilen ve öğrendiği bilgiyi gerçek hayattaki problemlere aktarabilen kişiler olacak.

Soru 10: Son olarak; spor bilimleri alanındaki uzun yıllara dayanan tecrübenizi ve hayat felsefenizi tek bir cümleyle özetlemek isteseydiniz, bu cümle ne olurdu?
Cevap 10: Bilginin peşinden giderken insanı unutmadan, her öğrendiğimi paylaşarak ve dokunduğum her hayatta küçük de olsa bir iz bırakmaya çalışarak ilerledim.
Hocam, değerli vaktinizi ayırdığınız ve sorularıma anlamlı cevaplar vererek gösterdiğiniz ilgi için çok teşekkür ederim. Çalışmalarınızı anladığım kadarıyla takip edeceğim. Sağlık, mutluluk ve başarı dolu bir yaşam diliyor, işlerinizde kolaylıklar temenni ediyor, saygı ve sevgilerimi sunuyorum.

Reklam
Reklam
Reklam
Bu yazı 75 defa okunmuştur.

YORUMLAR

  • 0 Yorum

Son Yazılar