“11 Soru 11 Cevap” röportaj serimin otuz dokuzuncu konuğu,Louisiana Eyalet Üniversitesi (LSU) Veterinerlik Fakültesi, Patobiyolojik Bilimler Bölümü öğretim üyesi, aynı zamanda Araştırma Yardımcı Profesörü olarak görev yapan Sayın Dr. Engin Berber olacaktır. Röportaj teklifimi kırmayıp kabul ettiği için kendisine teşekkür ederim. Hocam, izninizle sorularıma geçiyorum.
Soru 1) Öncelikle nasılsınız hocam? LSU’daki çalışmalarınız muhakkak yoğun bir tempoda ilerliyordur; şu anda araştırma grubunuzda en öncelikli bilimsel hedef nedir ve bu hedefi neden kritik görüyorsunuz?
Çok teşekkür ederim, iyiyim. LSU’da çalışmalarımız yoğun bir tempoda devam ediyor. Ben burada aşı araştırma ekibinin bir üyesi olarak özellikle hayvan sağlığını ve dolaylı olarak halk sağlığını tehdit eden viral enfeksiyonlara karşı daha etkili, güvenli ve hedefe yönelik aşı platformları geliştirmeye odaklanıyorum. Bu hedef kritik çünkü viral hastalıklar yalnızca hayvanlarda hastalık oluşturmakla kalmıyor, aynı zamanda ekonomik kayıplara, gıda güvenliği sorunlarına ve bazı durumlarda zoonotik risklere de yol açabiliyor. Bu nedenle temel viroloji, immünoloji ve moleküler biyoloji bilgilerini birleştirerek sahada karşılığı olan aşı stratejileri geliştirmek çok önemli.
Soru 2) Viral immünometabolizma alanında çalışıyorsunuz. Sizce metabolizmanın bağışıklık yanıtını yönlendirmedeki en kritik kırılma noktası nedir?
Bence en kritik nokta, bağışıklık hücrelerinin hangi metabolik yolu kullandığıdır. Metabolizma yalnızca hücreye enerji sağlayan bir süreç değildir, bağışıklık yanıtının yönünü, şiddetini ve süresini de belirler. Örneğin bir bağışıklık hücresinin glikoz metabolizmasına mı yoksa yağ asidi oksidasyonuna mı yöneldiği, onun daha inflamatuvar mı yoksa düzenleyici bir karakter mi kazanacağını etkileyebilir. Biz bu süreci “metabolik yeniden düzenleme” veya “metabolik geçiş” olarak tanımlıyoruz. Viral enfeksiyonlarda bu denge çok önemlidir, çünkü aşırı inflamasyon doku hasarına, yetersiz yanıt ise virüsün temizlenememesine yol açabilir.
Soru 3) HSV-1 ve herpes virüsleri üzerine metabolik müdahaleler yaklaşımınız klasik antiviral stratejilerden nasıl ayrılıyor?
Klasik antiviral yaklaşımlar genellikle doğrudan virüsü hedefler. Viral çoğalmayı, viral enzimleri veya giriş mekanizmalarını baskılamaya çalışır. Bizim yaklaşımımız ise daha çok konak bağışıklık yanıtını düzenlemeye odaklanıyor. Herpesvirüs çalışmalarında gördüğümüz önemli noktalardan biri, bazı durumlarda doku hasarının yalnızca virüsten değil, virüse karşı gelişen aşırı bağışıklık yanıtından da kaynaklanabilmesidir. Bu nedenle temel sorumuz şudur: Bağışıklık sisteminin virüse karşı koruyucu etkisini korurken, dokuya zarar veren patolojik yönünü azaltabilir miyiz?
Soru 4) Hayvan modelleri ile insan immün sistemi arasındaki farklar translasyonel araştırmalarınızı nasıl şekillendiriyor?
Hayvan modelleri translasyonel araştırmalar için vazgeçilmezdir, ancak hiçbir model insan immün sistemini tamamen temsil etmez. Bu nedenle her modelin güçlü ve sınırlı yönlerini bilerek yorum yapmak gerekir. Hayvan modelleri özellikle mekanizmaları anlamak, güvenliği değerlendirmek ve immünolojik hipotezleri test etmek açısından çok değerlidir. Ancak insanlarda yaş, genetik yapı, geçirilmiş enfeksiyonlar, mikrobiyota, çevresel faktörler, aşı geçmişi ve kronik hastalıklar gibi birçok değişken vardır. Bu yüzden tek bir modele bağlı kalmak yerine, hayvan çalışmaları ile insan verilerini birlikte değerlendirmek daha doğru bir yaklaşımdır.
Soru 5) Antiviral bağışıklıkta patolojik inflamasyonu baskılarken koruyucu immüniteyi korumak mümkün mü?
Evet, teorik olarak mümkündür, ancak bu oldukça hassas bir dengedir. İnflamasyonu tamamen baskılamak doğru değildir, çünkü inflamasyon viral temizlenme için gereklidir. Asıl hedef, virüsü kontrol eden koruyucu yanıtı korurken, doku hasarına yol açan aşırı ve düzensiz inflamasyonu sınırlamaktır. Başka bir ifadeyle, bağışıklık sistemini susturmak değil, onu daha kontrollü ve koruyucu bir yöne yönlendirmek gerekir. Bizim çalışmalarımızda da bu denge merkezi bir araştırma sorusudur.
Soru 6) Aşı geliştirme sürecinde sizi en çok zorlayan aşama preklinik modelleme mi, yoksa immün yanıt optimizasyonu mu?
Aslında ikisi birbirinden ayrı düşünülemez. Bir aşı adayı geliştirildiğinde, preklinik modellerde oluşan bağışıklık yanıtı her zaman beklenen şekilde olmayabilir. Böyle durumlarda antijen tasarımı, doz, uygulama yolu veya adjuvan seçimi yeniden gözden geçirilir. Benim açımdan en zorlayıcı nokta, preklinik modelleme ile immün yanıt optimizasyonunu birlikte ve sürekli etkileşim içinde değerlendirebilmektir. Başarılı bir aşı adayı yalnızca bir modelde güçlü yanıt oluşturan aday değil, farklı koşullarda güvenli, dengeli, uzun süreli ve koruyucu bağışıklık sağlayabilen adaydır.
Soru 7) Türkiye’de veteriner viroloji eğitimi alıp ABD’de araştırma yapan biri olarak, iki sistem arasındaki en temel bilimsel farkı nasıl tanımlarsınız?
Türkiye’de aldığım viroloji eğitimi bana çok güçlü bir temel kazandırdı. Özellikle viral enfeksiyonlar, konak-virüs etkileşimleri ve veteriner hekimlik bakış açısı açısından değerli bir altyapı edindim. ABD’de ise araştırma sistemi daha proje odaklı, disiplinler arası ve uygulamaya dönük ilerliyor. Bana göre en temel fark sadece laboratuvar altyapısı değildir. Asıl fark malzemeye, teknolojiye ve hizmete erişim hızı, araştırma kültürü, bilimsel odaklanma ve fikirlerin ürüne ya da uygulanabilir çıktıya dönüşme sürecinde ortaya çıkıyor. Amerika’da araştırmacılar çoğu zaman belirli bir alanda uzun süre derinleşiyor ve bu da bilimsel üretkenliği artırıyor.
Soru 8) Önümüzdeki 10 yılda yeni nesil aşı kavramı sizce hangi teknolojilerle değişecek?
Önümüzdeki 10 yılda yeni nesil aşıların yapay zekâ destekli antijen tasarımı, RNA temelli platformlar, CRISPR teknolojileri, mozaik aşı stratejileri ve hedefe yönelik adjuvan sistemleriyle ciddi şekilde değişeceğini düşünüyorum. COVID-19 pandemisi mRNA aşılarının hızlı ve etkili bir platform olabileceğini gösterdi. Bundan sonra daha dayanıklı RNA yapıları, daha düşük dozla güçlü bağışıklık oluşturan sistemler ve kendini çoğaltabilen RNA platformları daha fazla öne çıkacaktır. Yapay zekâ ise antijen seçimi, epitop tahmini ve immün yanıtın yönlendirilmesinde süreci daha hızlı ve rasyonel hale getirecektir. Mozaik aşı stratejilerinin de önemi artacaktır. Bu yaklaşım, tek bir antijene değil, farklı varyantlarda veya ilişkili virüslerde ortak korunmuş bölgelere odaklanarak daha geniş ve çapraz koruyucu bir bağışıklık yanıtı oluşturmayı hedefler. Özellikle grip, COVID-19 ve hızlı değişen diğer viral patojenlerde bu yaklaşım çok değerli olabilir.
Soru 9) Veteriner virolojide çalışırken sizi en çok etkileyen zoonotik hastalık hangisi oldu ve neden?
Beni en çok etkileyen zoonotik hastalıklardan biri Kırım Kongo Kanamalı Ateşi oldu. Çünkü bu hastalık hayvan sağlığı, insan sağlığı ve halk sağlığının kesiştiği çok kritik bir noktada yer alıyor. Virüs hayvanlarda çoğu zaman belirgin hastalık oluşturmadan dolaşabilirken, insanlarda ağır ve ölümcül enfeksiyonlara neden olabiliyor. Ayrıca kene gibi vektörler aracılığıyla yayılması, hastalığın kontrolünü daha da zorlaştırıyor. Bu nedenle Kırım Kongo Kanamalı Ateşi, Tek Sağlık yaklaşımının önemini çok net gösteren hastalıklardan biridir.
Soru 10) Hayvanlardan insanlara geçen virüslerin önlenmesinde veteriner hekimlerin rolünü nasıl tanımlıyorsunuz?
Veteriner hekimlerin rolü çok merkezi ve stratejiktir. Çünkü birçok zoonotik virüs insanlara ulaşmadan önce hayvanlarda ortaya çıkar, çoğalır veya yayılır. Bu nedenle erken teşhis, hastalık taramaları, aşılama, biyogüvenlik, hayvan hareketlerinin kontrolü ve saha epidemiyolojisi gibi alanlarda veteriner hekimler ön cephede yer alır. Ancak bu rolün toplum tarafından yeterince anlaşıldığını düşünmüyorum. Veteriner hekimlik çoğu zaman yalnızca klinik hayvan sağlığıyla ilişkilendiriliyor. Oysa veteriner hekimler gıda güvenliği, zoonotik hastalık kontrolü, aşı geliştirme, halk sağlığı ve biyogüvenlik açısından çok önemli görevler üstleniyor.
Soru 11) Viroloji ve immünoloji alanına yönelmek isteyen genç veteriner hekim adaylarına en önemli tavsiyeniz nedir?
Genç araştırmacılara en önemli tavsiyem meraklı, sabırlı ve gözlemci olmalarıdır. Viroloji ve immünoloji ezberle öğrenilecek alanlar değildir. Bu alanlarda ilerlemek için soru sormak, mekanizmaları anlamaya çalışmak ve çözüm odaklı düşünmek gerekir. Mümkün olduğunca erken dönemde laboratuvar ortamına girmelerini öneririm. Boş zamanlarda, hafta sonlarında veya yaz dönemlerinde gönüllü olarak laboratuvar deneyimi kazanmak çok değerlidir. Başlangıçta her şeyi bilmeleri gerekmez, önemli olan merak, istek ve sürekliliktir. Bilim uzun ve sabır isteyen bir yolculuktur. Çaliştiğim laboratuvarların birinin girişinde Pasteur’a ait şu söz asılıydı “Şans yalnızca hazırlıklı zihinlerden yanadır.” Bu söz, bilimde meraklı, hazırlıklı ve arayış içinde olmanın önemini çok güzel özetliyor.
Hocam, değerli vaktinizi ayırdığınız ve sorularıma anlamlı cevaplar vererek gösterdiğiniz ilgi için teşekkür ederim. Çalışmalarınızı anladığım kadarıyla büyük bir takdirle takip edeceğim. Sağlık, mutluluk ve başarı dolu bir yaşam diliyor, işlerinizde kolaylıklar temenni ediyor, saygı ve sevgilerimi sunuyorum.


YORUMLAR