Necati KÜÇÜK

Necati KÜÇÜK

Az Efe
necatikucuk@hotmail.com

Okuntu

26 Ekim 2026 - 17:44 - Güncelleme: 26 Ekim 2026 - 17:44

(Davetiye)
Altmışlı yıĺardı. Manisa'nın Akhisar ile Gördes ilçeleri sınırının kesiştiği bir noktada kırsalda yaşıyorduk. Güneş Gördes'in üzerinden doğar, Akhisar'ın üzerinden batardı. Sınırın öyle bir noktasındaydık ki, dağa koyun gütmeye gittiğimizde Gördes'te, koyunları dereye indirip suladığımızda Akhisar'da oluyorduk. 

O yıllarda tütüncülükle iştigal edilen bölgemizde düğünler genellikle kış aylarında yapılırdı. Bir taraftan düğün hazırlıkları yapılırken, düğüne bir hafta kala da düğün okuntusu dağıtılırdı. Okuntu bir nevi davetiye demekti. Üç gün süren düğünlerde, gelin genellikle perşembe ya da pazar günü evden çıkardı. İşte gelinin evden çıkmasına tam bir hafta kala aynı gün insanlara okuntu verilerek düğüne davet edilirlerdi. 

Okuntu, akraba olmayan sıradan köylüler için jelatin kağıtlara sarılmış birer şeker, sağdıçlar için birer mendil, yakın akraba ya da hatırlı aileler için ise "Peşkir" denilen küçük birer havlu şeklinde olurdu. Okuntu, damadın sağdıçları tarafında iş bölümü yapılarak dağıtılır, okuntu verilen kişilere,  düğünün hangi ailelerin düğünü olduğu ve gelinin hangi gün evden çıkacağı sözlü olarak anlatılırdı. Ayrıca hali vakti yerinde olan bazı düğün sahipleri şehirdeki matbaalarda tipo baskı makinelerinde düğün davetiyesi bastırıp dağıtırlardı. 

Düğüne gelen davetliler mutlaka ellerinde hediyelerle gelirlerdi. O yıllarda genellikle kap kacaktan veya battaniye yorgan gibi  ev tekstilinden oluşan bu hediyelere de yine "Okuntu" denirdi. Zamanı geldiğinde yakın değerdeki bir hediye ile mukabele edebilmek için, gelen okuntular ev sahibi tarafından bir deftere not edilirdi. "Zehra alüminyum bir tepsi getirdi, Fatma iki kişilik bir battaniye getirdi..." gibi. Geline altın veya bilezik takmak ise çok nadiren görülen şeylerdi. Sevgilerimle...

Reklam
Reklam
Reklam
Bu yazı 95 defa okunmuştur.

YORUMLAR

  • 0 Yorum