Gülruh DEMİREL

Gülruh DEMİREL

gulruhdemirel123@gmail.com

Helvanın Tadı Duaların Huzuru

06 Kasım 2026 - 18:12 - Güncelleme: 06 Kasım 2026 - 18:13

Bir zamanlar dualarla Allah’a yakaran, ellerinden tesbihi, ağızlarından duayı eksik etmeyen kanaatkâr bir nesil yaşardı. Büyüklerimiz, dilekleri gerçekleştiğinde bazen “Dileğim olursa Zekeriya sofrası açayım”, bazen de “Üç beş komşuyla dilsiz Yasin okutayım” diye niyet ederlerdi.
Sizlere, küçüklüğümden beri sessizce izlediğim dilsiz Yasin geleneğini anlatmak istiyorum.
Her şey, “Kızım bir işe girsin de ben de bir dilsiz Yasin okutayım” gibi bir yakarışla başlardı. Dualar kabul olup dilek gerçekleşince evde bir sevinç yaşanır, ardından niyet edilen gece için hazırlıklara girişilirdi.
Annem, konu komşudan yedi sekiz kişiyi ve mahallemizin hocalarından Nazire ya da Gülsüm Hoca’yı davet ederdi. Komşularına, “Kızım öğretmen okulunu bitirdi. Ben de onun için dilsiz Yasin okutmaya niyet etmiştim. Bu gece sizi bekliyorum” derdi.
Bu duanın kendine özgü kuralları vardı. Önce abdest alınır, dua bitene kadar kimse konuşmazdı. Hazırlık için küçük bir tüp, derin bir tava, un, çiçek yağı, şeker, su, tahta kaşık, 41 leblebi, iki küçük tas ve üç yeşil yaprak hazır edilirdi. Yere serilen muşambanın üzerine tüp ve malzemeler yerleştirilir, ortadaki sehpanın üzerine 41 leblebinin bulunduğu tasla boş bir tas konurdu.
Şimdi sıra, mahallemizin helva ustası Yarenlerin Feride Teyze’yi çağırmaya gelirdi. Annem beni ona gönderirdi.
“Feride Teyze, dilsiz Yasin okumaya gelir misin?” diye sorardım.
“Gelirim, ben Arapça bilmem ama helva karmaya gelirim” derdi.
Feride Teyze, tahta kaşığını eline alır, duaların sessizliğine uyarak helvasını kavururdu. Önce yağla unu pembeleşinceye kadar kavurur, ardından suda erittiği şekeri ilave ederdi. Mis gibi helva kokusu odayı sararken onun kaşığı da sessizce dönmeye devam ederdi. Adeta helva bile dilsiz olurdu.
En fazla on kişiden oluşan komşularımız, abdestlerini alıp sessizce içeri girerdi. Herkes içinden niyetini eder, Fatiha okuyarak elindeki Arapça Yasin-i Şerif’i okumaya başlardı. Her Yasin’i bitiren, 41 leblebinin bulunduğu tastan bir leblebi alıp boş tasa koyardı. Sedirlerde huşu içinde dualar okunurken leblebiler bir tastan diğerine geçer, boş tas dolardı.
Feride Teyze’nin helvasıyla Yasin okumalarının aynı anda bitmesi, o gecenin en güzel uyumuydu. Benim çocuk yüreğimde en çok yer eden, sessizlik içinde Allah’a yakaran komşularımın bir arada oluşuydu. Gecenin huzuru, dualara ve helva kokusuna karışırdı.
Eller dua için kaldırılır, üç İhlas ve bir Fatiha sessizce okunurdu. Ardından “Allah kabul etsin” denirdi. Ben de içimden, “Benim de bir niyetim olsun da Allah’ım, bana da dilsiz Yasin okumayı nasip et” diye geçirirdim.
Herkes duasını bitirince helvadan üç parça alınır, üç yeşil yaprağın üzerine konurdu. Annem bunları dışarı çıkarıp çatıya bırakır, “Erenler, evliyalar, kuşlar yesin” derdi. Sonra küçük tabaklara konan helvalar komşulara ikram edilirdi. Hocamızın, “Allah’ım, dualarımızı kabul eyle” diye başlayan duasıyla gecenin sessizliği sona erer, ardından hâl hatır sormalar ve içten sohbetler başlardı. “Allah duanı kabul etsin", “Ben de yapayım inşallah" sözleriyle gönüller birbirine yaklaşırdı.
O gecenin bir başka kuralı daha vardı: Dua edilen odaya girilmez, odadan hiçbir şey alınmaz, hiçbir şey yıkanmazdı. Her şey sabaha kadar olduğu gibi bırakılırdı. Büyüklerimiz, o gece meleklerin de gelip ibadet ettiğine inanırlardı.
İşte bizim dilsiz Yasin geleneğimiz böyle yaşatılırdı. Yıllar geçse de o gecelerin huzuru hafızamdan silinmedi; o güzel insanların yeri gönlümde hiç dolmadı. Çocukluğumun sessiz duaları, Feride Teyze’nin mis kokulu helvasıyla birleşerek ömür boyu unutamayacağım bir hatıraya dönüştü. Helvanın tadı damağımda, duaların huzuru yüreğimde kaldı.

Reklam
Reklam
Reklam
Bu yazı 108 defa okunmuştur.

YORUMLAR

  • 0 Yorum