Dedem Halil Zeybek, ben dünyaya gelmeden hayata veda etmiş. Onu babamın, babaannemin anlatılarıyla ve ondan kalan hikâyelerle tanıdım. Arşivlerden çıkan Gördesli İyilikseverler Cemiyeti kayıtlarında adına rastladığımda çok mutlu oldum. Konu komşuya davranışı, hısım akrabaya bağlılığı, eşine ve evlatlarına sevgisi ve saygısı anlatıldıkça, böyle bir dedenin torunu olmakla hep gurur duydum.
Babam Mustafa Zeybek’i tanıyanlar da onun nüktedan, güler yüzlü ve yardımsever hâlini dedeme benzetirlerdi. Babam, söylemek istediğini çoğu zaman doğrudan söylemez, bir hikâyeyle anlatırdı. Hikâyenin sonunda dinleyenlerden biri gülümseyerek:
“Mustafa abi, nasıl da güzel anlattın… Ben payıma düşeni aldım.”
derdi.
İşte Ramazan akşamlarında, teravihten sonra Gördes kahvehanelerinde böyle hikâyeler anlatılırdı. Közde pişen sade kahveler eşliğinde; anlatan memnun, dinleyen memnun…
Babamın her Ramazan anlattığı hikâyelerden biri de bu çeşme hikâyesiydi.
Önce Aşağı Gördes’te, Leyleklerin Süleyman Ağa’nın kahvehanesinde Dedem Halil Zeybek’ten dinlenmiş, yıllar sonra babam Mustafa Zeybek tarafından Yukarı Gördes’te, Cevdet Kurt'un kahvehanesinde tekrar tekrar anlatılmıştı.
Eskiden suyun doğal aktığı yerlere çeşme yaptırmak büyük bir hayır sayılırdı. Çeşmenin üzerine de hayır sahibinin adı yazılırdı:
“Ali Çolak’ın oğlu İbrahim Çolak hayratıdır. Ölmüşlerine Fatiha…” gibi…
Bir gün köy dışında, biraz yıkık bir çeşme gören bir adam, yanında getirdiği bakır tası zincirle çeşmeye bağlamış. O sırada eşeğiyle geçen bir köylüye:
— Emmioğlu, şu çeşmeyi sıvayıp düzene koyar mısın? Şu tası da iyicene yerine bağla. Benim adım Ahmet, adımı da yazmayı unutma, demiş.
Köylü:
— Yevmiyemi ver, yapayım, demiş.
Adam birkaç kuruş verip yoluna devam etmiş.
Köylü çeşmeyi onarmış, su tasının yerini de yapmış. Sonra gelen geçene sormuş:
— Bu çeşmeyi kim yaptırdı?
“Falanca…”
— Suyunu kim getirdi?
“Filanca…”
Bunun üzerine çeşmeyi yapan usta, Ahmet’in istediği gibi onun adını yazmak yerine şu sözleri yazmış:
“SU ELİN, ÇEŞME ELİN,
YALNIZ TAS YERİ KELİN.”
Çeşmeyi yapan ustanın başı da kelmiş…
Babamın hikâyeleri böyleydi işte. Güldürürken düşündürür, kimseyi kırmadan söyleyeceğini söylerdi.
Bugün o kahvehaneleri, közde pişen kahveleri ve dilden dile aktarılan bu hikâyeleri özlemle hatırlıyorum.
Dedemi hiç tanımadım; ama onun hikâyeleriyle büyüdüm.
Belki insanın geride bırakabileceği en güzel miras da budur: Bir çeşmenin başında unutulmayan bir söz, bir kahvede anlatılan bir hikâye ve yıllar sonra bile gönülden gönüle taşınan güzel bir hatıra…
Dedemden babama, babamdan bana… Şimdi de benden sizlere. Ruhları şad olsun.





YORUMLAR