Gülruh DEMİREL

Gülruh DEMİREL

gulruhdemirel123@gmail.com

Memleket Dediğin

18 Ekim 2026 - 14:26 - Güncelleme: 18 Ekim 2026 - 14:33

Memleket nedir, bilir misiniz?
İnsanı görünmeyen bağlarla kendine bağlayan, ruhuna iyi gelen, yüreğine huzur veren yerdir memleket… Yıllarca uzağında yaşasanız da dara düştüğünüzde ana kucağı gibi sizi sarıp sarmalayacak bir yere dönmek istersiniz. Çünkü orada kapısını çalabileceğiniz akrabalarınız,komşularınız, hâlinizi soracak dostlarınız ve sizi geçmişin güzel günlerine götürecek anılarınız vardır.
“Hoş geldin! Gel, akşam bize uğra da bir oturup sohbet edelim.”
“Sana bir yer ayarlarız, merak etme.”
İşte bu sözler insanın yüreğine dokunur, yeniden hayata tutunmasına güç verir. “Neden geldin, ne oldu da döndün?” gibi soruların ardında bile çoğu zaman merakın yanında sevgi ve sahiplenme duygusu vardır.
Yıllar önce Gördesli bir büyüğümüz de ömrünün son yıllarını geçirmek üzere İstanbul'dan  memleketine dönmüştü. Beyefendi duruşu, özenli giyimi ve zarif davranışlarıyla dikkat çeken bu insanı, ben de ilk öğretmenlik yılımda tanıma fırsatı bulmuştum.
Sabahları çarşıdan geçerek 101 Evler’deki Atatürk İlkokuluna giderdim. Yolda karşılaştığımızda birbirimize “Hayırlı günler” der, hâl hatır sorardık. Fakat onu Gördes sokaklarında özel kılan yalnızca beyefendiliği değildi. Memleketine güzellik katmak için çabalayan, yaptıklarıyla çevresine örnek olan bir bilge  insandı.
Manisa’nın Tarzan’ını duymuşsunuzdur. Ben de onu hep Gördes’in Tarzan’ı olarak hatırlarım.
Merkez Ulu Camisi’nin bahçesine, sokaklardaki çukurlara belediyenin temin ettiği fidanları diker; onları bir çocuğu büyütür gibi özenle sulayıp bakardı. 
Ben okuluma giderek geleceğin insanlarını yetiştirmeye çalışırken o da toprağa fidanlar emanet ediyordu. İkimizin de amacı farklı yollardan geleceğe güzellik bırakmaktı.
Yıllar sonra onu düşündüğümde, hayatın zorluklarına rağmen kendi ayakları üzerinde durmaya çalışan ve elinden geldiğince çevresine fayda sağlayan bir insan canlanıyor gözümde.

Babamın anlattığı bir Ramazan hatırası da onun hayatına başka bir pencereden bakmamı sağlar.
Bir Ramazan günü babam, hem hâlini hatırını sormak hem de iftara davet etmek için
bu büyüğümüzü ziyarete gitmiş. Onu, tarhana çorbasına  doğradığı ekmeklerle orucunu açmaya hazırlanırken görünce yalnızlığına  üzülmüş.
“Sen bugün benimle iftarını aç,” demesi üzerine babam davetini kabul etmiş. O akşam paylaşılan yalnızca bir iftar sofrası değil, iki insan arasında kurulan gönül bağı ve dayanışmaymış.
Bazen insanın hayatına dokunmak için büyük şeyler yapmak gerekmez. İçten bir hâl hatır, açık bir kapı ya da paylaşılan bir lokma, yalnızlık duygusunu hafifletmeye yeter.

Bugün Gördes’e her gidişimde Merkez Ulu  Camisi’nin bahçesindeki zeytin ağaçlarını gördüğümde durup düşünürüm. Dalları zeytinlerle dolu bu ağaçları, onun bizlere bıraktığı birer armağan gibi görürüm. Belki fidanları dikerken bir gün büyüyüp meyve vereceklerini, gelecek nesillere fayda sağlayacaklarını umut ediyordu.
Şimdi o ağaçlar, sessizce emeğini anlatıyor.
İnsan bu dünyadan göçüp gitse de iyilikleri, diktiği ağaçlar ve başkalarının hayatına kattığı güzellikler yaşamaya devam ediyor. Çünkü gerçek miras, geride bırakılan güzel izlerdir.
Memleket dediğin; seni bağrına basan, hatıralarını yaşatan ve iyiliklerini geleceğe taşıyan yerdir.
Bu güzel insan Sıtkı Babayiğit'i saygı ve rahmetle anıyorum.
Ruhu şad, mekânı cennet olsun.

Reklam
Reklam
Reklam
Bu yazı 73 defa okunmuştur.

YORUMLAR

  • 0 Yorum