Her kapıdan yükselen bir "Merhaba" sözü insanı meğer ne kadar mutlu ediyormuş...
Gördes'imde geçirdiğimiz 17 günlük zaman diliminde, yıllar öncesine doğru uzanan duygu dolu bir yolculuk yaptım. "Hoş geldiniz", "Babanızı tanırım' "Öğretmenim hoş geldin", "Komşuların Ayten Abam gelmiş" sözleri; unutulmamanın, vefanın ve sevginin yüreğimizdeki yerini bir kez daha hissettirdi.
Evimizin her köşesi bizi 1980'li ve 1990'lı yıllara götüren bir zaman tüneli gibiydi. Çekmecelerden çıkan mektuplar, eski vitrinde duran tüplü televizyon, kanaviçe yastık kılıfları ve hele ki torunların "Ben yatacağım" diye aralarında tatlı tatlı çekiştikleri yün döşek... Onların üzerinde kitap okuyup uykuya dalışlarını görmek bile paha biçilemez bir mutluluktu.
Gördes'teki evimizde olmanın keyfini doyasıya yaşadık. Hemen her gün çat kapı gelen misafirlerimiz oldu. Ellerinde salça, pide, kuru biber, yoğurt, bahçelerindeki Mayıs güllerinden yaptıkları gül reçelleriyle geldiler. Yüzlerinde içten bir gülümsemeyle "Bir ihtiyacınız var mı?" diye soran memleketimin güzel insanları, gönlümüzde ayrı bir yer bıraktı.
Gördes'in tertemiz havası ciğerlerimizi adeta bayram ettirdi. Gecenin sessizliği ise uzun zamandır özlediğimiz huzurlu dinlenmenin kapılarını açtı.
Bayramda arkadaşlarımızla, komşularımızla ve akrabalarımızla bir araya geldik. Ailenin en büyüğü olan annemizin etrafında toplandık. Evlatlar, damatlar, gelinler, torunlar... Cümbür cemaat aynı sofranın, aynı sevincin etrafında buluşmanın mutluluğunu yaşadık.
Bayram öncesinde komşu kızının el açması baklavasını tepsisiyle getirip ikram etmesi ve o eşsiz lezzeti paylaşması unutulmayacak güzelliklerden biri oldu.
Bir sabah ikinci kattan bahçeyi seyrettim. Asma çardağı, Mayıs gülleri, sarı ve kırmızı açmış, havuz kenarında öbek öbek açan pembe mineler... Erik, kayısı ve dut ağaçlarının bereketli dalları sokağa doğru uzanmış, adeta "Buyurun, tadına bakın" der gibiydi. Bir kısmı da balkona doğru eğilmiş, "Siz de bizim tadımıza bakmalısınız" diye sesleniyordu.
Girişteki merdivenin yanında cevizlerle dolu dalların arasına karışan kayısılar ve renk cümbüşü ruhumuzu doyurdu.
Asma yapraklarından topladığımız taptaze yapraklarla yapılan sarma, o gün soframızın en özel lezzetlerinden biri oldu.
Bayramda büyükten küçüğe öpülen eller, verilen bayram harçlıkları ve çocukların kendi aralarında "Senin kaç liran oldu?" diye yaptıkları sohbetler, bayramın en güzel sesleri olarak kulaklarımızda kaldı.
Yine her şey çok güzeldi...
Duvarda asılı duran, yıllar önce ailece çekildiğimiz bayram fotoğraflarına baktığımızda, artık aramızda olmayan babam ve eşim sanki bize sesleniyordu:
"Sakın bu paylaşmayı bırakmayın... Bayram dediğin işte böyle olur; çoluk çocuk, ailece bir arada..."
Bayram ziyaretlerinde ikram ettiğimiz baklavalarla ağızlarımız tatlanırken, yapılan sohbetler birbirimize ne kadar ihtiyaç duyduğumuzu ve eski günlerin aslında ne kadar kıymetli olduğunu bir kez daha hatırlattı.
Gördes; havasıyla, insanıyla, güveciyle, ekşi maya ekmeğiyle, helvasıyla ve baklavalarıyla bizleri en güzel şekilde ağırladı.
Sokakta karşılaştığımız insanlarla ayaküstü yapılan sohbetlerin tadı ise bambaşkaydı.
"Obuu kızım, seni bir yerden gözüm ısırıyor..."
Bu sözleri duymak öylesine mutluluk verdi ki, kendimizi zamanda yolculuk yapıyormuş gibi hissettik.
Ve bizim Pembe Köşk... 1980'li ve 1990'lı yılları yaşatan haliyle adeta bir film setini andırıyordu.
Sonunda, tekrar gelme arzusu ve özlemiyle İzmir'e döndük.
Arkamızda; komşulukları, dostlukları, akrabalıkları, tanıdık esnafla yapılan sohbetleri, paylaşılan bayramları ve birlikte geçirilen güzel günleri bıraktık. Ama biliyoruz ki bütün bunlar anılarımızda daima yaşayacak.
Hoşça kal Gördes...
Bir başka baharda, bir başka bayramda, yine aynı sıcaklıkla buluşmak dileğiyle..


YORUMLAR