Av.Cenap GÜVEN

Av.Cenap GÜVEN

cenapguven@ttmail.com

Siyaset Anıları-14

22 Temmuz 2017 - 15:59

Avukatlık yazıhanemi 7 Ekim 1967 tarihinde açtım. Bir süre geçtikten sonra iyi kötü para kazanmaya başladım. Paramız olunca çarşıda bir Parti merkezimiz olsun istedik. Şimdi tuhafiyeci Kıymet Hanım'ın işyerinin olduğu yerde kahvehane vardı. Kahveyi işletenle konuşup aylık 50 liraya (ortalama memur aylığı 250-300 liraydı) anlaştık. Yalnızca kapının üstüne tabelamızı asacak (bu bizim için gurur vericiydi) ve burasını ilçe merkezi olarak bildirecektik. Bir de yılda bir kez kongremizi yapacaktık. Bu kadarı bize yetiyordu. Kahvehane yine eski düzen işlemeye devam edecek, biz de herkes gibi kahve müşterisi olarak gelip gidecektik.
            Emin ve Ahmet Yülü kardeşler Parti kurucusu olarak görev almış olsalar da bizimle ilişkileri çok azdı. Biz de kendilerinden fazla bir şey beklemiyorduk. Onlar bizim zor zamanlarımızda kurucu olarak bize gereken desteği vermişler ve hiç geri adım atmamışlardı.  Yani Ahmet Yülü ile bu kahvede bir iki defa konuştuğumuzu hatırlıyorum, o kadar. Sanıyorum sonraki yönetim kurullarında da görev almadılar.
Şehir merkezinden başka üyemiz yoktu. Köylerdeki partili arkadaşlarımız da merkeze yalnızca Gördes'in pazarı olan pazartesi günleri geliyorlar, diğer günler köylerinde oluyorlardı. Zaten öyle gelip gitmek için şimdiki gibi araba, dolmuş falan da yoktu. Bu nedenle partili arkadaşlarla yalnızca pazartesileri birlikte olabiliyorduk. Ancak o gün de benim yazıhanede bulunmam bir zorunluluktu. Yine de bir fırsatını bulup partili arkadaşlarla kahvemizde oturup sohbet ediyor, gelip gidenlere parti yayını falan veriyorduk. Ben fırsat buldukça, gündüzleri, geceleri, tatil günleri kendi arkadaşlarımı da kahvemize götürüyordum.
            Başka ne yapıyorduk? Okullarda, özellikle Lisede, okul içinde olsun, dışarıda olsun öğrenciler arasında sol-sağ kavgaları olurdu. Bazen bu kavgalar sonucu öğrenciler adliyelik olurlar, ben de avukatım ya, sol görüşlü öğrencilerin avukatlığını yapardım. Daha sonraki yıllara ilişkin bir kavgadır ama örnek bir olay olduğu için yazıyorum: Liseye çıkan yokuşun başında bir fırın vardı. Fırının odunları yokuşun kaldırımında yığılı dururdu. Bir defasında kavga burada olmuş, öğrenciler odunları kaparak birbirlerine girmişler ve adli kovuşturma sonucu tutuklananlar olmuştu. Ben solcu öğrencilerin savunmanı olmuştum. Bir de Parti olarak bir bildiri hazırlamış, matbaada bastırmış ve Pazartesi günü tek başıma bu bildiriyi çarşı pazarda halka dağıtmıştım. Şimdi bildirinin içeriğini tam hatırlamıyorum ama her halde yargılama ve tutuklama aleyhine bir şeyler yazmış olacağım ki adliyede savcı ve hâkimler bana karşı aşırı bir tepki göstermişlerdi.
Genel durum buydu. Özele gelirsek: Manisa İl Başkanlığına Cahit Tanör gelmişti. Emekli Kurmay Albaydı. 1952'de binbaşı olarak Kore savaşına katılmış, 1957-59 arası Belgrad'da Askeri Ataşe olarak görevde bulunmuş, 1959'da kendi isteğiyle ordudan ayrılmıştı. Manisa'da tavukçuluk da yapıyordu. Çok çalışkan, aktif biriydi. Gördes'e birkaç kez geldi. Onunla ilgili bir anım da İzmir'deki bir parti toplantısından sonra, onun arabasıyla Çetin Altan'la birlikte İzmir'den Akhisar'a geldiğimizdir. Cahit Bey Anayasa Hukuku Profesörü Bülent Tanör'ün babasıydı.
Genç yaşta yitirdiğimizçok değerli bir bilim insanı ve hukukçu sevgili Bülent Tanör'le ilgili anıma gelince: İ.Ü. Hukuk Fakültesinde bazı dersler seçmeli derslerdi. Sosyoloji, İş Hukuku, Kriminoloji vb. 9 dersten 3 dersin içinde olduğu bir grubu seçip o dersleri okuyordunuz. Benim seçmeli ders grubumda Sosyoloji, Umumi Hukuk Tarihi, Türk Hukuk Tarihi bulunuyordu. Hukuk Tarihi derslerimize Ord. Prof. Ömer Lütfi Barkan ve Roma Hukuku hocamız Prof. Ziya Umur geliyordu. Bülent Tanör sanıyorum benden bir sınıf öndeydi ve aynı grup derslerini seçmişti. Çok zaman bu seçmeli derslerde birlikte oluyorduk. Az seçilen derslerdi ve sınıfta 6-7 kişi olurdu. Biz birlikte oturur sohbet ederdik. Bülent'le bir de sinematek arkadaşlığımız vardı. Şimdiki Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi'nin adı o dönemde ‘Güzel Sanatlar Akademisi' idi. Akademi'den yetişmiş bir genç, Sami Şekeroğlu (Daha sonra aynı okulda profesör, dekan oldu. Kendisini saygıyla, minnetle, şükranla anıyorum) Akademi'de Sinematek (Sinema 7)'yi kurdu. İşte biz o yıllarda (1962-64) Akademi'de, haftada bir gün, akşamları, sinema tarihinin en değerli başyapıtlarını izlerdik. Gösteriye sinemacılar, oyuncular, sanatçılar, filim eleştirmenleri de gelirdi. Eleştirmenlerden aklımda kalan Ciovannı Scognamıllo'dur.
Bir anımı örnek olarak yazıyorum. İtalyan yönetmen Visconti'nin başyapıtı sayılan Leopar filmini izlemiştik. Film İtalya'da aristokrasinin son zamanlarıyla burjuvazinin yükseliş dönemini, ikisi arasındaki mücadeleyi anlatıyordu.  Gösteri sonunda film üzerinde görüşmeler, eleştiriler, tartışmalar başladığında Aziz Nesin söz almış, özetle şöyle demişti: 'Visconti de ne diyecek, ne söyleyecekse öyle belirsiz, dolambaçlı değil, doğrudan söyleyip anlatmalıydı.' İşte Bülent Tanör'le bu film gösterilerinde de birçok kez birlikte olup film izlemiştik.               

Bu yazı 1418 defa okunmuştur.

YORUMLAR

  • 0 Yorum