Av.Cenap GÜVEN

Av.Cenap GÜVEN

cenapguven41@gmail.com

Halı Dokuyan Kadınlar ve Şehit Makbule Hanım-6

11 Nisan 2022 - 18:21 - Güncelleme: 11 Nisan 2022 - 18:23

ÜÇÜNCÜ BÖLÜM
DÂVET VE KIZ ÇOCUĞU
(6)

Dış Ses            : (Sahne boştur) Şimdi geldik Nazım Hikmet’in şiirine:

DÂVET          
Dörtnala gelip Uzak Asya’dan
Akdeniz’e bir kısrak başı gibi uzanan
bu memleket, bizim.


Bilekler kan içinde, dişler kenetli, ayaklar çıplak
ve ipek bir halıya benzeyen toprak,
bu cehennem, bu cennet bizim.


Kapansın el kapıları, bir daha açılmasın,
yok edin insanın insana kulluğunu,
bu dâvet bizim…


Yaşamak bir ağaç gibi tek ve hür
ve bir orman gibi kardeşçesine,
bu hasret bizim…

NAZIM HİKMET RAN

(Sahneye günlük giysileriyle Makbule Hanım ile Elif, Ayşe, Fatma birlikte girerler.  Tezgâha oturup birbirleriyle konuşarak halı dokumaya başlarlar. Sesleri duyulmaz. Makbule bir süre sonra kalkar. Seyircilere dönerek:)

Makbule        : Sizlere daha önce Nazım Hikmet’in “Kız Çocuğu” şiirini okuyacağımı söylemiştim. Şiirimi okuyup Güllü Halı’mı dokuyacağım. Bu arada kendimden söz etmeyeceğimi de söylemiştim. Şimdiye kadar bu sözümü tuttum. Bundan sonra da tutup kendimi anlatmayacağım, anlatmak istemiyorum. Ancak, biliyorum, çocukluk, genç kızlık yaşamımı, dağa niye çıktığımı, evliliğimi, Akıncılık günlerimi merak ediyorsunuz. Ben anlatmasam da özel yaşamıma, milis kuvvetleri içinde düşmanla mücadeleme ilişkin birçok yazıda, belgeselde, romanda, araştırmada bunlar yazılmış, anlatılmıştır. Örneğin Şükûfe Nihal Hanımın “Vatanım İçin” romanı ile Av. Mehmet Tekdemir’in “Bilinmeyen Yönleriyle Gördes” kitabından alınan aşağıdaki bazı pasajlar sizlere bir fikir verebilir. Ben yine bu konulara ilişkin bir yorum yapmayacağım. Değerlendirmeyi siz okurlarımızın, seyircilerimizin takdirine bırakıyorum. 

 (Makbule Hanım Nazım Hikmet’in “Kız Çocuğu” şiirini kâğıttan/ezberden okur.)
  NAZIM HİKMET

KIZ ÇOCUĞU
Kapıları çalan benim
kapıları birer birer.
Gözünüze görünemem
göze görünmez ölüler.

Hiroşima'da öleli
oluyor bir on yıl kadar.
Yedi yaşında bir kızım,
büyümez ölü çocuklar.

Saçlarım tutuştu önce,
gözlerim yandı kavruldu.
Bir avuç kül oluverdim,
külüm havaya savruldu.

Benim sizden kendim için
hiçbir şey istediğim yok.
Şeker bile yiyemez ki
kâğıt gibi yanan çocuk.
 
Çalıyorum kapınızı,
teyze, amca, bir imza ver.
Çocuklar öldürülmesin
şeker de yiyebilsinler.

(Makbule Hanım şiirini okuduktan sonra seyircileri selamlayıp çıkar. Bir süre halı tezgâhında sessizce oturanları izleriz. Sonra…)
Elif                 : Ayşe Abla, Fatma Abla, benim canım hiç halı dokumak istemiyor, ne yapsak?
Ayşe                : Kız, benim de hiç dokuyasım yok. Görüyorum, Fatma Abla da isteksiz.          
Fatma             : Hee kız. Benim de elim gitmiyor. Vakit de biraz erken gibi. Ne yapsak?
Ayşe                : Emine Ablamız gelse de biraz laflasak… Hem de bize Makbule Ablamızı bir de o anlatsa…
Fatma             : Ne müthiş bir kadın değil mi Makbule Ablamız. Ne kadar güzel sözler söylenmiş onun için. Doğrusu hepsini fazlasıyla hak etmiş.
Ayşe                : Cesaretinin, gözü pekliğinin yanında halı dokuması da güzel… Sevecen bir kadın…
Elif                 : Ne iyi ettik de Makbule Ablamızın tiyatrosunu yapıp oynadık. Benim aklım yine hep tiyatroda. Emine Ablamızı bulup çağırayım da anlatsın tiyatroyu. 
Fatma             : Tiyatroyu da anlatsın; Japonya’yı da… Biliyorsunuz Japonca iki tane kitabı var. Sonra…
Ayşe                : Fatma Abla, kitaplar Japonca değil. Japonya’yı ve Japon rehberliğini anlatan Türkçe kitaplar.
Fatma             : Ne fark eder, Japonca biliyor değil mi, istese Japoncasını da yazar. Allah bilir şimdi yine buralarda dolanıyordur.
Elif                 : Emine Ablam geldiğinde Hiroşima’yı sorarız da…
Fatma             : Eee…?
Elif                 : Halı dokumuyorsunuz diye yine fırça çekmesin bize?..
Fatma             : Yok. Ben iyi tanırım. Bu kez bir şey demez. Oyunumuzu izlemiş, beğenmiştir.
Elif                 : Ben tiyatro isterim…
Fatma             : Kız sen daha gitmedin mi? Hadi çabuk ol…
Elif                 : (Sahnenin önüne doğru yürürken) Tamam şimdi bulup getiririm… (Sahnenin önüne gelir, salonu kolaçan eder, ön sırada oturmakta olan Emine Ataman Koç’u görüp seslenir.) Sayın Hocam, hani halı işinde bir sorun çıktı da size danışalım, dedik. Ben oraya gelip sizi alıyorum… (Elif geriye döner, sahne gerisinden çıkar… Bir süre konuşmaksızın duran Ayşe ve Fatma’yı izleriz. Biraz sonra Emine Hanım ve Elif birlikte sahneye girerler. Ayşe ve Fatma tezgâhtan kalkıp Emine Hanımı karşılarlar. Emine Hanım tezgâhtaki halıyı inceler. Göstererek bir şeyler sorar. Konuşulanları duymayız…)                         
Ayşe                : Hocam Makbule Ablamızın hem yaşadıklarından, yaptıklarından hem de burada açıklanıp söylenenlerden çok etkilendik.
Fatma             : Bunca çetin savaştan, çarpışmalardan, zorlu bir yaşamdan sonra kardeşlikten, sevgiden, dostluk ve barıştan söz etmesi de çok anlamlıydı.
Emine Hanım: Çocuklar, yurt sevgisi, insanlık sevgisi, dostluk ve barış bir bütündür. Bu bütünü daha da anlamlı kılan kadının gücü, dayanışması, etkinliği, ülke yönetiminde söz ve karar sahibi olmasıdır. Gördesli Makbule kardeşimiz bunun bilincine varmış, yaşamıyla bunu kanıtlamış, hepimize örnek olmuştur. Halı dokuması da güzel… Sizlerin dokuduklarıyla tam uyum sağlamış… 
Fatma             : Hocam, Makbule Hanım Kız Çocuğu şiirini okuyup Hiroşima’dan söz etti ya, neler oldu Hiroşima’da, anlatsanız ya?..
Emine Hanım: Hiroşima, biliyorsunuz Japonya’da büyük bir şehir. İkinci Dünya Savaşı’nın sonunda 6 Ağustos 1945’te Amerika Hiroşima’ya atom bombası attı. 140.000 ölü, 100.000 yaralı… Radyasyonun etkisiyle yıllar süren hastalıklar, sakat çocuk doğumları…
Elif                 : Nazım Hikmet’in, bir Türk şairinin bu şiiri yazması çok etkili ve anlamlı… Olay Japonya’da ya, acaba Japonca da yazmış olabilir mi diye kafama takıldı?
Emine Hanım: Yok. Nazım Hikmet bütün şiirlerini yalnızca Türkçe yazmıştır. En anlamlı, güzel şiirlerinden birisi de Kurtuluş Savaşı Destanı’dır. Ayrıca yine hepsi Türkçe, romanları ve tiyatro oyunları vardır.
Elif                 : Emine Ablacığım, benim bütün derdim, bütün isteğim tiyatro. Yani, hani bize Japonca öğretirsen bu oyunumuzu Japonya’da bile oynamak isterim. Japonlara hem onurumuz Gördes kızı Makbule’yi tanıtırız hem de güzel bir oyun sergilemiş oluruz. Hadi Japonya olmadı, Manisa’da, İzmir’de oynayalım. Yarışmalar oluyor. Bir yarışmaya katılalım. Yani bizim bu oyunumuz her yarışmada birinci olur…
Emine Hanım: ?.. (Güler… Hep birlikte sahneden çıkarlarken içeriye Makbule Hanım girer, halısının başına oturur.)
                                                                                                                    (Devamı Haftaya)

Bu yazı 237 defa okunmuştur.

YORUMLAR

  • 0 Yorum