Mert AKAR

Mert AKAR

akarmert2015@gmail.com

Röportaj Serisi-57: Konuk = Prof.Dr.Ayşe Zarakol (Siyaset Bilimi)

18 Eylül 2026 - 17:06 - Güncelleme: 18 Eylül 2026 - 17:07

“11 Soru 11 Cevap” röportaj serimin elli yedinci konuğu, röportaj teklifimi yoğunluğuna rağmen kabul eden Sayın Prof. Dr. Ayşe Zarakol olacaktır. Lisans eğitimini Middlebury College’da Siyaset Bilimi ve İktisat alanlarında tamamladıktan sonra, yüksek lisans ve doktora derecelerini Wisconsin-Madison Üniversitesi Uluslararası İlişkiler alanında alan Sayın Zarakol; halen Cambridge Üniversitesi Siyaset ve Uluslararası Çalışmalar Bölümü bünyesinde profesör olarak görev yapmaktadır. Küresel tarih, Doğu-Batı ilişkileri, uluslararası sistemdeki statü dinamikleri ve tarihsel sosyoloji alanlarında yürüttüğü ufuk açıcı çalışmalar ve uluslararası literatüre sunduğu kıymetli akademik katkılar dolayısıyla kendisine teşekkür eder, izninizle sorularıma geçmek isterim.

1. Soru: Siyaset Bilimi alanına yönelmenizde temel etkenlerden nelerdi?

Universitede Siyaset Bilimi okudum. Uluslararasi Iliskilere yonelmem doktora programi sirasinda oldu. Daha genis bir alan oldugu ve her sosyal bilimden ayri beslendigi icin ilgimi cekti.

2.    Soru: Uluslararası ilişkilerde neden modern sistemi sadece 1648 Vestfalya Antlaşması ile başlatıyoruz? Bu "Avrupa-merkezci" bakış açısı neleri görmemizi engelliyor?

Avrupadaki Uluslararası ilişkiler tarih anlatimi ordan basliyor. 30 yil savaslarini Vestfalya Barisiyla modern uluslararasi duzen kuruldu deniyor. Eger oradan baslarsak daha oncesini goremiyoruz elbette. O zamanda sanki devlet kavrami bir Avrupa icadi veya uluslararasi iliskiler Batidan once yoktu gibi yanilsamalar olusuyor. 

3.     Soru: Batidan Once kitabınızda Cengiz Han mirasının önemini anlatıyorsunuz. Bugünün küresel siyasetinde (örneğin Çin veya Rusya'nın adımlarında) bu Avrasya mirasının izleri var mı?

Dolayli olarak var, cunku merkezi devlet Avrupadan once Asyada var olan bir olusum. Asyada 13-17 yy arasi gelismeler olmasaydi Avrupada 16 yydan sonraki gelismeler olur muydu tartisilir. Merkezi devletin Asyadaki uzun tarihini gunumuz siyasetine izdusumleri de var elbette. Tek adam rejimlerine daha yatkin bu cografya ama yatkin demek tek olasilik bu demek degildir. 

4.     Soru: Tarihteki büyük Doğu imparatorluklarının sadece savaşla değil, iklimsel ve içsel krizlerle çöktüğünü söylüyorsunuz. Bugün Amerikan hegemonyasının gerilemesinde de benzer sinyaller görüyor musunuz?

Goruyorum. 21. Yyi 17. Yya benzetiyorum bu acidan. Yapisal baskilar cok yogun, siyasi secimlerin otesinde. 

5.     Soru: Yenilgiden Once kitabınızda Türkiye, Rusya ve Japonya’nın maruz kaldığı "damgalanma" (stigma) psikolojisini işliyorsunuz. Bu ülkeler bugün hâlâ Batı'dan takdir ve statü bekliyor mu, yoksa o defteri kapattılar mı?

Tamamen kapattiklari soylenemez. Hala Bati bir kistas. Ama eskisine gore bu psikoloji biraz daha azaldi diyebiliriz. 

6.     Soru: Devletlerin uluslararası alanda "eşit" olduğu varsayılır. Sizin vurguladığınız o örtük "küresel hiyerarşi" günlük siyasette kendini en çok nerede hissettiriyor?

Kimin sorunlari daha cok onemseniyor, haber oluyor mesela buralarda. Veya vize politikalarinda. Ama ulkelerin kredi notlarina kadar gider. 

7.     Soru: Batı dışı toplumların elitlerinde gördüğümüz "Batı'ya karşı hem hayranlık hem hınç (resentiman) duyma" ikilemi, rasyonel bir dış politikanın önündeki en büyük engel midir?

En buyuk engel midir bilemem. Bu sorunu yasamayan ulkelerin de cok rasyonel oldugunu zannetmiyorum. Dis politikanin duygusalliktan yalitilabiliecigini dusunmek bence bir hata.

8.     Soru: Herkes "Çok Kutuplu Dünya Düzeni"nden bahsediyor ancak siz bu kavramı pek kullanmıyorsunuz. Önümüzdeki dönem bizi net kutuplar mı bekliyor, yoksa bir "küresel başsızlık" (fetret) dönemi mi?

Cok kutuplu dunya kavramini biraz tehlikeli buluyorum cunku 19. Yy Avrupa duzeninden cikmis bir kavram. O zaman dunya tek merkezden yonetiliyordu ama o merkezde bir cok buyuk guc oldugunu iddia eden devlet vardi. Ben 21. Yyin boyle ilerleyecegini dusunmuyorum. Daha boluk porcuk bir uluslararasi sisteme dogru gittigimizi dusunuyorum. 

9.     Soru: Batı dünyası normatif ve ahlaki üstünlüğünü kaybediyor gibi görünüyor. Peki, Çin veya BRICS gibi alternatif güçlerin dünyaya sunabileceği yeni bir "ahlaki/evrensel düzen" vizyonu var mı?

Henuz yok. 

10.  Soru: Uluslararası İlişkiler (IR) disiplini uzun süre Amerikan siyaset biliminin ve matematiksel modellerin tekelindeydi. Sizin gibi tarihsel ve sosyolojik çalışan akademisyenler bu katı yapıyı kırabildi mi?

Amerika disinda biraz kirildi. Amerikada kirilmasi cok zor ama Amerikanin oznel agirligi azaldikca kirilmamasi cok da farketmeyebilir. 

11.  Soru: Türkiye’nin bugün zikzaklar çizen ve "stratejik özerklik" arayan dış politikasını, onun o tarihsel statü ve kimlik arayışının neresine oturtuyorsunuz?

Dunyanin geldigi noktada bir cok ulke ayni yerde. Belirsizlik ortaminda “grand strategy” dedigimiz uzun vadeli dis politika pek mumkun degil. Herkes gunu kurtarmaya bakiyor. 

12.  Soru: Cambridge gibi köklü bir kurumda, Batı dışından gelen bir teorisyen olarak Batı-merkezci teorileri eleştirmenin getirdiği en büyük lütuf ve en büyük zorluk neydi?

Acikcasi pek bir zorlugunu gormedim. Batinin bircok elestirelecek yonu var ama en begenilecek taraflarindan biri en azindan entelektuel kesimlerinin elestiriye acik olmasi.  

13.  Soru: Uluslararası ilişkiler ile karşılaştırmalı siyaset (comparative politics) arasındaki sınırların giderek muğlaklaştığı bir dönemdeyiz. İç siyasetteki otoriterleşme eğilimleri ile küresel sistemdeki hiyerarşik çözülme arasında nasıl bir yapısal bağ görüyorsunuz? Küresel düzenin krizi, ulus-devletlerin rejim karakterini nasıl şekillendiriyor?

Tek adam rejimlerinin cogalmasinin uluslararasi konjenkture bagli oldugunu dusunuyorum. Eskiden nasil demokrasiye dogru bir ittirme vardiysa simdi bunun tersini goruyoruz. Bunun yapisal sebepleri var. 

14.  Soru: Siyaset biliminde devlet, genellikle sınırları belli ve kurumları rasyonelleşmiş sabit bir analitik birim olarak ele alınır. Sizin makro-tarihsel ve sosyolojik yaklaşımınız ise devleti sürekli bir oluşum ve ilişki ağı olarak okuyor. Günümüz dijitalleşme ve küreselleşme çağında, klasik siyaset biliminin "devlet" tanımı iflas mı etti, yoksa devlet hiç olmadığı kadar geri mi döndü?

Ulus-devlet dedigimiz yapi su anda varolussal bir savas veriyor. Ozellikle teknoloji sektorunun yarattigi gucler ulus-devlete tamamen zit. Su anda is birligi yapmis gibi gozukseler de onumuzdeki yakin donemde bu iliskilerin gerildigini ve koptugunu gorebiliriz. 

Kıymetli cevaplarınız ve bu değerli anınız için çok teşekkür ederim.Başarılarınız ve sağlığınız daim olsun hocam.Saygılarımı sunarım.

Reklam
Reklam
Reklam
Bu yazı 53 defa okunmuştur.

YORUMLAR

  • 0 Yorum

Son Yazılar