Prof.Dr.Ayşe İLKER

Prof.Dr.Ayşe İLKER

ayseinceilker@gmail.com

Kültürel Boşluklarla Döşenen Temmuz Darbesi

10 Eylül 2016 - 14:22

Adım adım gelen ve toplumu yozlaştıran, kültürsüzleştiren bir süreçti bu. Bir taraftan, Batı ve Amerikan tarzı maddi ve kültürel tüketim, büyük şehirlerden köylere kadar körüklenirken;  bir taraftan da yerlilik ve millîlik adına, şehirlerimizde asıl kültür kodlarından koparılmış, muhafazakâr ve dinî olduğu iddiasıyla gelip geçici modalıklara bel bağlamış başka bir anlayış körükleniyordu. Bir bağı, kökü olmayan fikirler, dinî inanç ve yenilik olarak sunulmuş; ağlayarak sahabenin hayatını anlatanlar 'günahsız-saf mümin' kabul edilmiş ve gözyaşlarından yüzlerce hikmet çıkarılmıştı.
 Gecekondudaki evinin divanında, televizyondan edindiği bilgileri, arabesk şarkıların sözleriyle karıştıran yarı eğitimli veya hiç eğitimsiz vatandaş, dişinden tırnağından arttırdığı beş kuruşu, 'himmet' olarak verdiğinde, vicdanen müsterih oluyor ve cennet kapısını araladığına inanıyordu.
Türkiye'nin 'simit devi' simit dünyasının sahibi, bir televizyon programında 'Biz vatandaşın cebindeki en küçük paraya talip olduk' demişti. En küçük paralar, damlayarak göl oluyordu.
 Adına cemaat denilen yapılanma da önce, saf ve eğitimsiz vatandaşın cebindeki en küçük paraya talip oldu, aktı aktı bu küçük paralarSonra görüldü ki büyüğüne da talip olunursa akmaya devam edecek. Ne de olsa, 'cennet vaadi' muhteşem. Buna inananlar, en yüksek seviyede okumuşlara kadar çıktı. Vatandaşın cebindeki en küçük paraya talip olmakla kalmadı iş; özellikle öğrencilerin yoksuluna, sahipsizine, kimsesizine,  büyük şehirlerde ev-bark kuramayacaklarına dikildi gözler. Ve onları besleyecek esnafa, karın tokluğuna çalışan işçiye, memura.  İşçi, memur, esnaf;  kolayca kandılar. Küçük paralar, önce küçük evler ve yurtlar yaptı; sonra büyüyen nakitler, dayalı döşeli, konforlu evlere, yurtlara dönüştü. Bütün bu dönüşüm sırasında, devlet okullarında edinilen eğitim, sıfırlandı. Belki de beyinlere yeni bir format atıldı.
İşte burada kilitleniyor her şey!
Eğer okullarımızda gerçekten 'millî' bir eğitim verilebilmiş, Türk kültürünün ve tertemiz İslam anlayışının sarsılmaz örnekleri içselleştirilmiş olsaydı, bu kadar kolay aldatılan, bu kadar kolay veren ve cennet vaadlerine bu kadar kolay inanan vatandaşlarımızın sayısı az olacaktı. Format atılma eylemi, o zaman 'sıfır' hükmünde kalırdı.
Arif Nihat'ın 'Na't'indeki fevkalade temiz Peygamber sevgisini ve dine bakıştaki yalınlığı hissettirmiş olsaydık öğrencilerimize, salya sümük ağlayanlar karşısında çılgın bir robota dönerler miydi?
 Mehmet Akif'in 'Asrın idrakine giydirmek gerek İslam'ı' cümlesi, siyaseten 'İslamüzerinden gidenlerin dahi, kaçında bir şiar olmuştur?
Tarık Buğra'nın, Sait Faik'in veya Mustafa Kutlu'nun hikâyelerindeki cümleler, kaç kişinin ezberindedir?
Edebî eserleri ve fikir eserlerini, tahlil edecek ve yorumlayacak biçimde işlemedik tedrisatı. Ezberlettik; isim olarak bildi çocuklarımız ama içerik olarak uzak kaldı.
Bunun için küçük bir örnek vermek istiyorum:
Yıllar önce, bir eğitim ve öğretim dönemi başlangıcında öğrencilerime 'Yaz tatilinde edebî ve fikrî eserlerden neler okudunuz?' diye sormuştum. Zaten okuyanların sayısı kırk-elli kişilik sınıflarda on kişiyi geçmiyordu. Okuduğunu söyleyen öğrencilerimden biri, kitap adı olarak Fethullah Gülen'in bir kitabının adını verdi. Şaşırmadım desem, yalan olur. 'Nasıl oluyor da bu eseri bir fikir eseri olarak görüyorsun,  bu kitap bir fikir eseri olmaktan çok, duygu ve heyecanla yazılmış vasat bir kitap' dediğimi, Fethullah Gülen'in de bir fikir adamı olmadığını, ona ancak duygusal hallerini terennüm eden biri olarak bakabileceğimizi eklediğimi hatırlıyorum. Öğrencim, onun bir fikir adamı olduğundan öylesine emindi ki söylediğim sözlerden dolayı aramız açıldı. Edebi eserlerimizi küçümseyen, roman ve hikâye okumayı vakit kaybı gören pek çok genç öğrencim olduğunu da söylemeliyim.
Sonraki zamanlarda, evlerde kalan kız öğrencilerimden sabah namazı için erken vakitlerde kaldırıldıklarını, Gülen'in kitaplarından ve risalelerden başka kitap okunmasına müsaade edilmediğini, kendilerine ödev olarak verilen edebî eserleri bile gizlice okuduklarını öğrendim. Bunlar çoğaldı, çoğaldı.  Evler, imtiyazlı hale geldi, dayandı, döşendi, yoksul öğrenciler ve Orta Asya'dan gelen onlarca öğrenci, bu evlerde öğrenimlerini sürdürdü. Beyinleri yıkanarak Türk kültüründen, temiz İslam'dan ve Kur'an hakikatinden uzaklaştırılarak.
Tiyatrodan, sinemadan fersah fersah kaçan gençler, kendi dar dünyalarına, cemaatleri tarafından darlaştırılmış beyin hücrelerine tıkıldılar.
Ortak edebiyat ve sanat eserleri üzerinde buluşacak gençler yoktu artık. Dolmuşta, otobüste bilmem kaç defa salat-ı tüncina okuyan veya ellerindeki küçük risaleleri tutan, yüzleri beyaz mı renksiz mi anlaşılmayan gençler vardı.
Evet, bu başımıza gelen, kültürel boşluklar üzerinde inşa edilmiş bir darbeydi. Türk kültürünü, Türk dilini, Hz. Peygamber'in İslam'ını ve ayaydını Kur'an'ı uzaklaştırarak hayatımızdan, onlardan hâsıl olan boşluk üzerine doldurulmuş bir darbe.
Eğer önlem almaz, özümüze dönmezsek; hayatlarımız, fikirlerimiz ve ruhlarımız daha çok darbeler almaya devam edecek!
Kaynak: haberiniz.com

Bu yazı 2193 defa okunmuştur.

YORUMLAR

  • 0 Yorum