Prof.Dr.Ayşe İLKER

Prof.Dr.Ayşe İLKER

ayseinceilker@gmail.com

Eylüllerden Temmuza

04 Eylül 2016 - 23:58

Kurtulmak;  bir kötülük, şer, musibet ve dertten salaha erişmek anlamına geliyor. Hastalığa, üzüntüye kedere ve kaygıya duçar olmak, insan için kaçınılmaz bir şey. Çünkü beden dediğimiz hassas giysimiz, soğuktan, sıcaktan, kardan, buzdan etkilenecek özellikte yaratılmış. İçimizde akan sıvı, göğsümüzde tıp tıp işleyen kalp, etkilenmek üzere tasarlanmış. Elleriniz buz tutarsa kalbiniz hızlı hızlı çarpmaya ve 'önlem al' diye uyarmaya başlıyor. Bir şeye üzülürseniz, yüzünüze hakaret edilirse veya üstesinden gelemeyeceğiniz bir sorunla karşılaşırsanız kalbiniz yine tıp tıp atmaya, kan basıncınızı yükseltmeye başlıyor. Bütün bu bedensel ve ruhsal durumlardan kurtulmak için ilaçlar, tedaviler ve tıp dışı yollara başvuruluyor ve büyük ölçüde de sonuç alınıyor. Böylece, salaha erişmiş ve kurtulmuş oluyoruz.
Aynı önlemleri, toplumlar ve uluslar için alamıyoruz ama. Topraklarımızı işgal eden düşmanlar, vücudumuzu saran mikroplara hiç benzemiyor. Toplumların, ulusların yaşadığı coğrafya da sürekli mikrop üretiyor bazı hallerde. Ortadoğu, böyle her daim mikrop, bakteri, mantar üreten bir coğrafya. Bu coğrafyada yaşayanlar, necasetten kurtulamıyor. Her an, bulaşıcı bir sosyolojik mikrop, her an direnci kıracak bir ayrışma mantarı ve her dakika bir çatışma sebebi hazır. Mikropları, bakterileri, mantarları üret, yay ve hastalığı genişlet. Sonra öldür; öldüremiyorsan süründür!
Evet, Türk coğrafyasının kaderi bu, bugün. Büyük devlet kuran Osmanlı Türkleri, 350-400 yıla yakın, bu coğrafyada mikroplarla baş etmesini bildi. Ancak, son dönem, 20. Yüzyılın başından itibaren bağışıklık sistemi çöktüğü için, top yekun bir İstiklal Mücadelesi verildi. Türkiye Cumhuriyeti Devleti, Osmanlı Türk Devletinin bir sürü mikropla zayıf düşürüldükten sonra, yeniden dirildiği bir beden oldu. İşte, o bedenin inşası esnasında, coğrafyamızın bütün kahramanları destanlara yakışan bir kurtuluş mücadelesi başlattı. Erzurum'dan, Gazi Antep'ten, Ankara, Afyon ve İzmir'e kadar, varlığımızı yok etmek üzere yola çıkmış bütün yaban ve ayrık  unsurları temizleye temizleye geldi askerimiz ve Türk Milletinin gazi ve şehitleri.
26 Ağustos'tan 30 Ağustos'a, 30 Ağustos'tan 3-4-5-6-7-8-9 Eylül'e kadar, adım adım Batı Anadolu işgal kuvvetlerinden ve Yunan askerlerinden temizlendi. 30 Ağustos'ta Demirci, 3 Eylül'de Selendi,  4 Eylül'de Kula,  5 Eylül'de Salihli,  Alaşehir ve Gördes,  6 Eylül'de Akhisar, 7 Eylül'de Saruhanlı ve Turgutlu, 8 Eylül'de Manisa ve 12 Eylül'de Kırkağaç kurtuldu. 9 Eylül malumunuz, İzmir'
Gördes'te, mezun olduğum ilkokulun adı Beş Eylül İlk Okulu idi. Okulumuzun, caddeye bakan büyük bahçe duvarında kocaman yazılarla  '5 Eylül 1922' yazıyordu.
Anneannem, Yunan askerleri Gördes'e geldiğinde Çubukçu dağlarına nasıl kaçtıklarını anlatıyordu: Her şeylerini bırakarak' Çoğu, ocağında yemeğini bırakarak, beşiğinde çocuğunu kaparak kaçmıştı. Başı kesilerek, sokaklarda sürüklenenlerin, karınları deşilenlerin hafızalara yerleşen görüntüleri ise ayrı birer gerçek hikaye!
Evet, Batı Anadolu'nun en güzel vilayetinin ilçeleri, mikroptan, bakteriden ve mantarlardan arındırıldı, denizin tuzlu sularına gömüldüler.
Cumhuriyetimiz ilan edildi ve kurtuluşumuz taçlandırıldı.
Ama heyhat!
Bu topraklarda, bu coğrafyada hala 'Kurtuluş Savaşı' vermeye devam ediyoruz.
Düşman bu defa,  pirincin içindeki beyaz taş gibi, goncanın içine zerk edilmiş zehir gibi geldi. Her yerimize işlemiş ve sızmış olarak!
15 Temmuz, Türklerin bu coğrafyadaki yeni Kurtuluş Mücadelesinin adıdır.
5 Eylül'de nasıl savdıysak düşmanı,  şimdi içimizdeki düşmanı da öyle savacağız!
Kurtuluş Günümüz Beş Eylül kutlu olsun!

Bu yazı 2048 defa okunmuştur.

YORUMLAR

  • 0 Yorum