Av.Cenap GÜVEN

Av.Cenap GÜVEN

cenapguven@ttmail.com

Siyaset Anıları-28

13 Kasım 2017 - 00:31

Gözaltına Alınma ve Arama:  1982 yılının 23 Şubat Salı günü Gördes adliyesinin baro odasında otururken odanın açık olan kapısında ortaya yakın kısa boylu, esmer, kara gözlü, gür bıyıklı, 35 yaşlarında bir Yabancı durdu. İçeriye girmedi, ama dışarıda da değildi. Yabancı'nın biraz arkasında, biraz yanında da başka birisi duruyordu. Yabancı:
      'Avukat Cenap Güven kim?..' diye sordu. Benim olduğumu öğrendiğinde dışarıya gelmemi istedi. Üçümüz aynı binadaki Emniyet Komiserliği odasına geçtik. İlçenin bütün polisleri oradaydı. Yabancı masanın üzerindeki siyah bond çantasından bir kâğıt çıkarıp göstererek: 'Şu andan itibaren Ege Sıkıyönetim Komutanlığının emriyle gözaltındasınız. Biz Manisa Emniyetindeniz. Evinizde ve yazıhanenizde arama yapacağız'' dedi. Gözaltına alınışım böyle oldu.
      Yabancı, iki arkadaşı, ilçeden bir polis memuruyla komiserlikten çıkarak adliye avlusundaki polis minibüsüne binip çarşıdan geçerek evimize geldik. Beşimiz birlikte eve girdik. Evde, eşimin başka bir ilçeden gelmiş annesi, orta-1 öğrencisi büyük kızım Sanem vardı. Öğretmen eşim İnsel okuldaydı.
      Arama yatak odasından başladı. Her yer didik didik arandı. Aramada en çok gayret gösteren ev komşumuz olan ilçe polisiydi. Yatak odasından Ruhi Su, Rahmi Saltuk vb. 5 teyp kasetiyle 8 adet 'Demokrat Gazetesi' aldılar. Gazetelerin çocuk sayfalarında Sanem'in ilkokulda iken yazdığı şiirleri vardı. Şiirleri göstererek Sanem ve ben gazeteleri almamalarını istedik. Ancak Yabancı, bir yasaklama kararı yoksa gazetelerin geriye verileceğini söyleyerek kabul etmedi. Sonra salona geçildi. Salonda kitaplık ve kitaplıkta binden fazla kitap vardı. Hepsini tek tek elden geçirip kendilerine göre bir seçme yaparak bir kısım kitapları ayırdılar. Aramaya ilişkin bir tutanak düzenleyip imzaladıktan sonra 200'e yakın kitap ve dergiyi çuval ve kutulara doldurup evden çıktık. Sonra evimizin karşısındaki avukatlık yazıhanem arandı. Bir şey bulunamadı. Bir tutanak daha düzenleyip adliyeye geri döndük.
      Adliye içinden ve dışarıdan arkadaşlarım 'geçmiş olsun'a geliyorlar ve ellerinden bir şey gelmemenin üzüntüsüyle dönüp gidiyorlardı. Öğleye doğru İnsel geldi. Olayı okula telefon eden kızımdan öğrenmiş ve koşarak gelmişti. Eşimle konuşup görüşmeme izin vermişlerdi.
      İlçe dışından, başka yerlerdeki arkadaşlarım da olayı duyup gelmişlerdi. Polisler yasak kitapların(!) listesini yapıyorlardı ve bekliyorduk. Tuvalete bekçi gözetiminde gidip geliyordum. İnsel bilinmez yolculuğum için bir battaniye ile kazak, iç çamaşırı vb. eşyaların bulunduğu bir giysi çantası getirmişti.
      Saat gecenin 10'u olduğunda gidiyoruz, dediler. Yalnızca eşimle vedalaşmama izin verildi. Çantamı alıp minibüsün şoför yeri arkasındaki ön koltuğuna oturdum. Oradan kaldırıp arka koltuğa geçmemi istediler. Minibüs bir bilinmeze hareket ettiğinde geride kalanlara el salladım'
      Yeraltı'nda Yaşam: Gece yarısını geçe arabamız Manisa Emniyet binasının önünde durdu. Gerekli bürokratik işlemlerden sonra bir görevli beni yol düzeyindeki 1. kattan aşağıya, yerin altındaki bodrum katına indirdi. Yerin altı ölgün ışıklarla aydınlatılmıştı. Görevli demir parmaklıklı kapıya takılı asma kilidi anahtarıyla açıp beni içeriye bıraktı. Saat gecenin 1'iydi'             
      İçeride 10 kişi falan vardı. Yerde, eski bir gazete parçası üzerinde biraz zeytin, peynir ve ekmek kırıntıları duruyordu. Duvar kenarlarına arkalıksız, daracık tahta banklar dizilmişti. Geniş sayılabilecek odada başka bir şey yoktu. Her yerden, her yandan yoksulluk ve perişanlık akıyordu.   
      'Geçmiş olsun! Hoş geldin!..'
      'Sağ olun, hoş bulduk!..!
      Girişte kapının solundaki boş bankı yatağım olarak seçtim. Yün ceketim sırtımdaydı. Çantamdan çıkardığım kazağımı yastık olarak başımın altına koydum. Pantolonumla banka uzandım. Battaniyemi üzerime çektim.
      Yeraltı'nda siyasi ve adi suçlular birlikte kalıyorlardı. Trafik çok hızlıydı. Örneğin günde 5 kişi çıkıyorsa, 8 kişi giriyordu. Bazen sayının yirmiyi, otuzu bulduğu günler oluyor, bazı günler sayımız 8'e, 10'a düşüyordu. Bank sayısı yeterli olmadığından sayının arttığı günlerde nöbetleşe uyunuyor, yere serilen battaniyelerde yatılıyordu. Bu konuda bana bir ayrıcalık tanınmış, kimse yatağımı paylaşmayı düşünmemişti.
      Yeraltında belirli bir yatma kalkma saati yoktu. Dışarıdan hiç ışık gelmediği için sürekli elektrik yanıyor, gece-gündüz ancak saatle bilinebiliyordu. Yemek verilmiyordu. Yiyecekleri ya yakınlarınız getiriyor ya da dışarıdan aldırıyordunuz. Gözaltı olayına gerekli duyarlılığı gösteren Baromuz her gün yiyecek ve içeceğimi düzenli olarak gönderdi. Yemekler bazen ayrı, çok zaman topluca ama her zaman paylaşarak yeniliyordu.
      Gözaltının en kötü yanı bir bekleyiş ve bilinmezliğin cehenneminde yaşamanızdır. Neyle suçlandığınızı bilmiyorsunuz. Size hiçbir açıklama yapılmıyor. Ne zaman sorguya götürüleceğinizi bilmiyorsunuz. İşkence görecek misiniz? Burada kalacak mısınız, yoksa başka yerlere, başka bilinmezlere mi götürüleceksiniz? Birkaç kez sorguya çekildikleri halde hâlâ gözaltında tutulanlar vardı. Her şey, her şey belirsizdi ve bu insanı çok yoruyordu.       
      Sonunda, geldiğimin beşinci günü demir kapılardan, kilitli bölmelerden geçerek en üst katta sorguya götürüldüm.

Bu yazı 1562 defa okunmuştur.

YORUMLAR

  • 0 Yorum