Kazım GERMİYANOĞLU

Kazım GERMİYANOĞLU

kgermiyanoglu@hotmail.com

Anadolu'nun İlk Sahipleri Kimler?

26 Mayıs 2023 - 08:34 - Güncelleme: 26 Mayıs 2023 - 08:38

Haçlı dünyası, Batı Anadolu, Trakya ve Ege Adaları’nı Yunan toprağı, Doğu Anadolu ve Çukurova’yı da Ermeni toprağı kabul ederek, bizi bu topraklarda işgalci göstermekte ve söküp atacağı günü beklemektedir. Geçen bin yıllık süreçte fırsat buldukça bu hayallerini gerçekleştirmek için birtakım girişimlerde de bulundular. Sayıları milyonları bulan Haçlı sürüleriyle üzerimize geldiler; yaktılar, yıktılar, zulmettiler. Başarılı olamayınca da çeşitli senaryolarla, piyonları olan Yunanlılar ve Ermenileri kışkırtıp üzerimize salarak hedefe ulaşmak istediler. Ancak, her defasında da gerekli cevabı aldılar. Ama vazgeçmediler.  Sahte tarih tezleriyle bu toprakları Yunanlılara, Rumlara, Ermenilere mal ederek bizi barbar, istilacı, eşkıya gibi gösterdiler ve göstermeye de devam ediyorlar.
Ermenilerin ve Rumların bu topraklarda yaşamış olmaları, onların bu toprakların gerçek sahipleri olduğunun kanıtı değildir. Diğer birçok ulus gibi; onlar da başka diyarlardan gelerek, bu topraklarda bir süre yaşamışlar ve zamanı gelince de çekip gitmişlerdir. Yani hâkimiyetlerini sürdürememişlerdir. Tarihte bu topraklar üzerinde hüküm sürmüş devletleri, tarih sırasına göre şöyle bir sıralayalım: Hatti, Hurri, Hitit, Frigya, Lidya, Truva, İyonya, Miken, Urartu, Pers, Makedonya, Selevkos, Bergama, Roma, Bizans, Selçuklu, Osmanlı ve Türkiye Cumhuriyeti.  İçlerinden Yunan ve Rumlarla ilgili olan sadece üç devlet var: İyonya, Miken ve Bizans. Görüldüğü gibi bunlar da ilk kurulan devletler değil. İlk kurulan devlet olarak Hattiler görülüyor, kuruluşu Milattan önce 2500 yılları. Yani günümüzden hemen hemen 5000 yıl önce.
  Geçen haftaki yazımda 10 Bin yıllık Türk Tarihi’nden bahsetmiştim.
  Son yıllarda öyle araştırmacılarımız yetişti ki, Batı’nın bu hiçbir temele dayanmayan uydurma tezlerini çürütmek için adeta yarışıyorlar. Hiçbir kurumun desteği olmadan, kendi imkânlarıyla araştırma yapan, ömrünü bu araştırmalara adayan birçok çağdaş tarihçimiz yetişmiş ve birbirinden değerli eserler kaleme almışlardır.
 Türk Tarihi ile ilgili derin araştırmalar yapan araştırmacılardan Celil ALTINBİLEK “Erken TÜRK TARİHİNDEN İzler” adlı eserinde: “Yeni arkeolojik bulgularla, Türklerin tarihleri on bin sene öncesine kadar gitmektedir.” diyerek Türk Tarihi’nin derinliklerinde güzel bir gezintiye çıkarıyor bizi. Prof. Dr. Osman Nedim TUNA’nın, “Türkçe’nin yaklaşık on bin yıllık geçmişi olduğu” düşüncesi de doğrulanmış oluyor böylece. “Latin harflerinin de Etrüsk Türk alfabesinden türetildiği düşünülmektedir.” diyor bir başka araştırmacımız Sezgin ONAT da. Etrüskler, bilindiği gibi Büyük Roma İmparatorluğu’nun kurucularıdır. Romus ve Romulus kardeşler, bir kurttan beslenerek büyüyüp bu devleti kurmuşlardır. Sezgin ONAT daha da ileri giderek; “Türkler, Anadolu’ya ortalama olarak 40.000 yıl önceleri yerleşmişler; burası da anavatanları olmuştur. Tüm genetik araştırmalar ortalama olarak; Anadolu’da 40.000, Orta Asya ve Sibirya’da ise 43.000 yıldır, aynı genlere sahip insanların büyük çoğunluk olarak yaşadığını ortaya koymuştur.[1] diyerek verdiği çeşitli örneklerle bunu büyük ölçüde ispatlamaktadır.
                1995 yılında, Şanlıurfa’da yapılan kazılar sonunda ortaya çıkarılan Göbeklitepe Tapınağı hakkında, kazı başkanlığını yapan Alman Arkeolog Prof. Dr. Klaus Schmidt, yapılan bilimsel testler sonucu; Göbeklitepe Tapınağı’nın günümüzden 12.000 yıl öncesine tarihlendirildiğini belirlemiştir. Tapınakların hepsinin kapısı güneye bakıyor ve içindeki dikili taş sayıları 12 adet olup, üzerlerinde hayvan kabartmalarının bulunması, güney yönünün Türkler tarafından kutsal sayılması ve Türklerin binlerce yıl 12 hayvanlı takvimi kullanmış olmaları ve ayrıca Türklerin en önemli kutsalları olan Güneş ve Ay simgelerinin tapınakların tam ortasındaki en önemli taşın üzerine kazınmış olmaları, buralarda yaşayanların Türk olduğunu açıkça göstermektedir.[2]
                Doğu Anadolu Bölgesi’nde birçok ilde bulunan mağara resimleri için; tarihçi Prof. Dr. Afif ERZEN “DOĞU ANADOLU VE URARTULAR” adlı kitabında şunları söylemiştir: “Doğu Anadolu Bölgesi’nde bulunan tarih öncesi çağlara ait mağara resimleri gerek Anadolu’nun ve gerekse komşu ülkelerin tarih öncesi çağlarını aydınlatması bakımından çok önemlidir. Çünkü mağara duvarlarına çizilen insan, tanrı, tanrıça, güneş ve hayvan resimleri, günümüzden 15.000 yıl öncesine aittir. Bu resimlerin hepsinin eski Türk boyları tarafından yapılmış olduğu kesindir.”
                Konya’nın Çumra ilçesinde bulunup, günümüzden 9400 yıl öncesine tarihlenen; yeni taş çağına ait Çatalhöyük yerleşim yerinde de bütün evlerin ocaklarını güney duvarının önüne yapmışlar, dama çıkmak için kullandıkları merdivenlerini güneydoğu köşesine koymuşlardır. Burada da Türklerin kutsalı olan doğu ve güney yönlerinin Çatalhöyük Türklerinde de etkin olduğunu görüyoruz.[3]
                Günümüzden 5.000 yıl kadar önce; Türklerin Orta Asya’dan göç edip, maden devrini Anadolu’-ya getirmeleriyle, yeni uygarlıklar ortaya çıkmaya başlamıştır. Batı Anadolu’ya yerleşen Türk boyları, ilerleyen dönemlerde Ege Denizi’ndeki adalara geçip, yerleşmeye başlarlar. Adalara yerleşenler, Leleg ve Pelasg Türklerindendir. Ancak büyük çoğunluğu Leleg Türkleridir. Bir kısmı da güney-batı Anadolu’-ya yerleşmişlerdir. Pelasg Türklerinin ise göçe devam edip; Yunanistan, İtalya, Trakya ve Balkanlara geçip yerleştikleri görülmektedir. Bir kısım Pelasg Türkü ise, Batı Anadolu’da kalıp buraya yerleşmişler-dir. “Lelegler” ismi zamanla değişime uğrayarak “Egeler” olmuştur. Yani Ege ismi Türkçe bir isimdir. Lelegler, Troya Savaşı’nda Akalar (Yunanlar)’ a karşı Troyalı Türklerin safında savaşmışlardır. Homeros İlyada Destanı’nda; Leleglerin, Troyalıların safında savaştığını anlatır ve onları Troyalı olarak kabul eder. M.Ö. V. yüzyılda yaşamış olan ünlü tarihçi Herodot, “HERODOTOS TARİH” adlı kitabında: “Bugün Yunanistan denilen ülke Pelasgların elindeyken, Atinalılar Pelasglardan aldılar. Pelasglar ki onlar da barbardılar.”[4] demektedir. Yunanlıların çok eski devirlerden beri Türklere barbar kavim demeleri, Herodot’un barbar dediği Pelasgların da Türk olduğunun başka bir kanıtıdır.
                Tarih araştırmacısı, Uygur Türkü Kâzım MİRŞAN: “Türk Tarihi’nin M.Ö. 16.000’li yıllara kadar gittiğini ve yazının da ilk defa M.Ö. 16.000 yılında Türkler tarafından kullanıldığını” savunmaktadır. Rahmetli Kâzım MİRŞAN, bu görüşleriyle ilgili olarak birçok araştırma yazıları ve elliye yakın eser bırakmıştır.
                Dr. Selahattin DİKER, “TÜRK DİLİNİN BEŞ BİN YILI” adlı kitabında: “Yunan dilindeki kelimelerin en az %40’ ı Hint-Avrupa kökenli değildir. Yunan diline bu yabancı kelimeleri verenler Yunanistan’ın yerli halkı Pelasglar olmalıdır ve dillerinin Ogurca bir dil olması gerekir.” diyerek Pelasgların Yunanlılardan ayrı bir millet olduğunu ve Yunanlılardan çok önce Yunanistan’a ve Adalara yerleşmiş olduklarını belirtmektedir.
                M.Ö. 2500 yıllarının başlarında, Girit ve diğer Ege adalarında maden devrini başlatanlar da Leleg ve Pelasg Türkleridir.[5]
                Daha sonraları, Yunanlılarla savaşıp bir süre Anadolu’ya hâkim olan Persler (İranlılar), Anadolu’nun doğusundan istilaya başlayıp, en son batısındaki güçlü Lidya Devleti’ni de yıkınca; Anadolu tamamen düşmüş, Anadolu’daki Türk hâkimiyeti 1618 yıllık bir kesintiye uğramıştır. Anadolu’da yaşayan Türklerin, yabancı devletlerin hâkimiyetleri altında geçecek olan esaret yılları, 1071 yılında Alp Arslan’ın komutasındaki Müslüman Türklerin gelişiyle son bulmuştur.
Sonuç olarak; Anadolu, Trakya, Yunanistan, Ege adaları ve İtalya’nın ilk sahipleri Türklerdir. Yunanlılar; Balkanlar’dan göç ederek, M.Ö. 2000 yıllarında Yunanistan’a gelmişler ve tüm uygarlıklarının temelini Türklerden almışlardır. Ermeniler de öyle. İlkçağda Anadolu’da Ermenilerle ilgili herhangi bir devlet veya medeniyete rastlanmamaktadır.
                İşte, Mustafa Kemal Atatürk’ün gösterdiği hedefler ve bizzat yapmış olduğu çalışmalarla ve ortaya koyduğu Türk Tarih Tezi’yle ulaşmak istediği sonuç da budur.
                Eğer bu kanıtlar, Paris Konferansı’nda Türk delegelerinin elinde bulunsaydı, Haçlı iddiaları havada kalacak ve Batılı emperyalistler, piyonları olan Yunanlıları İzmir’e çıkaramayacaklardı. Anadolu’da yaşanan onca zulüm ve sıkıntı da hiç yaşanmayacaktı.

[1] Sezgin Onat, Türk Budunu (Sayfa: 48, 49)
[2] A.g.e.(Sayfa:52-53)
[3] A.g.e. (Sayfa:55, 57)
[4] A.g.e. (Sayfa: 71,72)
[5] A.g.e (Sayfa:73)

Bu yazı 1446 defa okunmuştur.

YORUMLAR

  • 0 Yorum