Ahmet İNCE

Ahmet İNCE

gordesgazetesi@gmail.com

Ne Konuşalım?

27 Mayıs 2022 - 17:53 - Güncelleme: 27 Mayıs 2022 - 17:55

Bu şehirde hem mektepli hem alaylı olmak, kolay bir iş değildir. Ticaret, ziraat ve gazetecilik derken bugünlere geldik. Halkın içinde, halkın dertleriyle birlikte büyüdük. En çetrefil, en içinden çıkılmaz sorular bana sorulur, dertler sıkıntılar bana anlatılır.
            Mekânımız hem ticarethanedir, hem gazete bürosu. Yılların dostları, müşterileri ve sair eşrafı mekanımıza mutlaka uğrar. Tütünü konuşuruz, hayvancılığı konuşuruz, yol ve su derdini konuşuruz. Kimisinin hastalığı vardır, hastaneye koşarız.
            Eee tabii olarak, ülke siyasetini değerlendirir tartışırız.
            Sıkıntılı yıllar yaşadık. Ekonominin alt üst olduğu devirleri geçirdik. 70’li yıllardan bugüne, kaç kriz hikâyesi yaşadım. Ama onların hiç birisinde, şunları yaşamadık: Elektrik faturaları cep yakmadı. Akaryakıt fiyatları dudak uçuklatmadı. Gıda fiyatları başımızı döndürmedi. Gübre, ilaç tohum fiyatları kahredici olmadı.
            Bugün cümlesi var. Şüphesiz bu yüzden, bugünkü sıkıntı öncekilere asla benzemiyor.
            Geçen yılın Kasım ayında başladı hikâye, bugün daha şiddetli olarak devam ediyor. Halk deyimleri ne kadar güzel söylenmiş. Mesela ekonominin ne kantarı kalmış, ne topuzu. Benzer deyim, aynı ifadeyi anlatıyor mesela: Bu işin ne okkası kalmış, ne terazisi. Tabii bir deyim daha var: Ekonominin şakülü kaymış.
            Köylerden gelen dostlarımız, selamı verdikten sonra başlıyor anlatmaya. Filan gübre geçen yıl şu para idi. Bu yıl bu para oldu. Geçen ay şu kadardı, bu ay bu kadar. Öfke, çaresizlik ve sıkıntı bir yumak olmuş. Kan ter içinde anlatıyor. Benim görevim dinlemek. Sonrada anlatmak, derdine arkadaşlık yapmak.
            Çarşıya çıkıyoruz, esnaf arkadaşlarla bir çay içiyoruz, mevzu hemen başlıyor. Fiyatlar almış başını gidiyor. Alış verişler durmuş. İş yapanlar; para mı kazanıyoruz, sermayeyi mi yiyoruz diye bilmece gibi sorular soruyor. Dayanmak ama nereye kadar? Bu sorunun cevabını bulmak, öylesine zor.
            Kiminle konuşursan konuş, mevzu belli. Memur, öğretmen arkadaşlarla oturuyoruz, hesaplamalar hemen başlıyor. İlginç kıyaslamalarla maaşlarının nasıl eridiğini, alım güçlerinin nasıl düştüğünü anlatıyorlar.
            Nakliyeci, toplu taşımacı esnafı farklı mı? Bu akaryakıt fiyatları ile baş edemiyoruz, para kazanamıyor, sadece gidip geliyoruz diyorlar. Sigorta primleri, lastik fiyatları, parça fiyatları karşısında çaresizliğe düşmüşler.
            Kiminle konuşursan konuş; dert aynı, konu aynı.
            Mektepli ve alaylı olmanın, dayanılmaz ağırlığına katlanmak zorunda kalıyorum.
            Bir sürü soru soruluyor. Siyasi kısmını pas geçiyorum. Ancak bütün soruların ortak bir noktası var: Bu iş nereye dayanır. Hani yarışmalarda sorulur, 30 puan değerinde uzmanlık sorusudur, aynen öyle.
            Ne yapayım? Soranın anlayabileceği şekilde bir şeyler söylüyorum.
            Yaklaşık 7 aydır, toplum olarak böyle bir sıkıntının içindeyiz. Her gün aynı dertleri konuşmak, insanın psikolojisini etkiliyor. Nasıl etkilemesin?
            Eskiden farklı konular konuşurduk. Mesela dini konular üzerine sohbet ederdik. Meraklı sorularla gelirdi insanlar. Şimdi kelimesini bile yapamıyoruz. İnsanın cebi yetersiz, üretimi zorda, alışverişi darda olursa, dini konuları konuşacak mecali mi kalır?
            Vatandaşın bana sorduğu, “bu iş nereye dayanır” sorusunu, ben de soracak birisini bulamıyorum. Ancak bildiğim bir gerçek var. Bu iş böyle gitmez, bir yere dayanır.
            Hal ve ahvalimiz böyle. Ne konuştuğumuz belli. Ne konuşalım diye sormanın bir anlamı kalmadı..

Bu yazı 455 defa okunmuştur.

YORUMLAR

  • 2 Yorum
  • Sabahattin Çetinkaya
    1 ay önce
    Mrb Ahmet hocam. Malesef haklısınız.Kelimelerin hepsi doğru.Bi yerde bitecek ama orası nasıl yer ve bize ne kadar uzak.Ulaşabilcekmiyiz oraya.Umuyorum ulaşalım.Ama yarınlar bu şekilde çok karanlık. Kısa sürede o eski günlere ulaşmak dileğimiz.
  • Erdal Durmuş
    1 ay önce
    Allah sonumuzu hayr etsin