Hüseyin TUNÇAY

Hüseyin TUNÇAY

htuncay45@gmail.com

Kod Adı:İşlem Tamam

21 Ağustos 2015 - 20:12

Yaklaşık otuz iki yıllık hizmetimden sonra emekli olmaya karar verdim. Benliğim ile bütünleştirdiğim öğretmenlik mesleğinden 41 gün süren iş ve işlemlerimin ardından fiili olarak ayrıldım. Sanki devletim de 'lütfen ayrılma' dercesine 41 gün '41 kere maşallah' çekmişti bana ! Şanslılardan olduğumu ise iki aydır  ikramiyelerini bekleyen memurlarla konuşunca anlayacaktım' 'FLAŞ FLAŞ '.. GÜNDE EMEKLİLİK İŞLEMLERİ YAPILIYOR' piyangosu bana vurmuyor, aksine 2003'te iki haftada işlemleri tamamlanan eşimin süresini 2012'de neredeyse üçe katlıyordum.
                Yine duramadım. Fırsatım ve zamanım olur da milletimin evlatlarına eğitim alanında yardımcı olurum diye öğretmenlik müracaatında bulunuyorum. İstenen evraklardan biri de 'temiz kâğıdı' yani adli sicil kaydı belgesi. Milyarlar harcayarak yaptığımız muhteşem adalet sarayının insana hem güven hem de korku veren muhteşem kapısından girip işimi bitirecektim.
                Bitirecektim ama yüreğimiz bugünkü gibi yangın yeriydi. Ve 'Eylül'dü. Ömrü tamam olmuş sarı yaprakları değil de; goncayı gülünden, filizi dalından koparan 'Eylül'dü. Duruşu, gülüşü destan vatan sevdalılarını, darağacına şahadet ile götüren 'Eylül'dü. İdam gününü biliyor fakat saatini bilmiyorduk. O gün bütün koğuşlar sırayla; sesimiz, soluğumuz kesilinceye dek 'salâ' verip, 'öte'ye öyle gönderdik.' diyen Sabahattin ağabeyimin gözündeki yaşın adıydı 'Eylül'.
               Daha nasıl anlatmalıyım 'Eylül'ü? Ya da 'Eylül'leri' Acı aynı acı' Acıyı verenler de' Acıyı çekenler de'
               Biz bir de; hain niyetlerle, gaflet, delâlet ve ihanet içinde olanları tanımayı öğrendik.
               Giderken radyodan öğreniyorum. Sonbaharın eylülünde dokuz 'Mehmet' kahpe kurşunlarla şehit edilmiş yine. Sadece yeri ve zamanı farklı bildik bir acıydı.
               Omuzlarımda tarif edilmez bir ağırlık, yürümekte zorlanan ayaklarıma  inat, yüreğim sanki koşuyor. Bir yerlere yetişecek. 'Vatanın sağ, cennetin kutlu, adı güzel, kendi güzel Muhammed'e (SAV)  selam olsun.' Diyecek. Sonra yorulup, koşmaktan vazgeçecek.
               Adliyeden aldığım belgeyi çantama koyup durağa gidiyorum. Turkuaz renkli halk otobüsü ağzına kadar dolu. Tam bizim gibi dopdolu diyorum. Acılara ve hüzünlere yüreğimizde hâlâ yer var mı acaba Allah'ım? Kendime ancak merdivenlerde yer bulabiliyorum.Sonra yolculara  dönüp:
'Ey mavi göklerin beyaz ve kızıl süsü,
Kız kardeşimin gelinliği, şehidimin son örtüsü,
Işık ışık, dalga dalga bayrağım!
Senin destanını okudum, senin destanını yazacağım.
 
Sana benim gözümle bakmayanın
Mezarını kazacağım.
Seni selâmlamadan uçan kuşun
Yuvasını bozacağım.' dizelerini okuyorum.Sesim titriyor.
               Hani kerameti kendinden menkul Milli Eğitim Bakanı Ömer Dinçer'in  hayvanlara karşı 'şiddet' içerdiği iddiasıyla kaynak kitaplarda yasaklattığı Arif Nihat ASYA'nın 'Bayrak' şiiri. Halbuki ne bir kuşun yuvasını bozmuş, ne de birilerinin mezarını kazmışızdır. Ekonomi kökenli eğitim bakanı 'hümanist'i oynuyor, edebi sanatta; kelimelerin gücünden ve benzetim sanatlarından bihaber görünüyordu.
              'Hançer-i aşkınla ey yâr gönlüm üzre vurma hiç.
                Öyle bir derde giriftârım ki hâlim sorma hiç.
                Ağladıkça gözlerimden kan gelir yaş yerine' dizelerinin de başına bir şey gelecek diye korktum.
                Şiiri okuyup yolculara dönüyor; 'Bir öğretmen olarak Bayrak şiirini yasaklayan Mîlli Eğitim Bakanı'nı kınıyorum.Bugün şehit olan askerlerimizi de özgürlük timsali bayrağımızla uğurlayacağız.' diyorum.
                 Bekliyorum. Bir tepki bekliyorum. 'Burada hamaset yapma. Milli duygularımızı kullanma.' veya 'Hislerimizin tercümanı oldunuz.' diye birkaç cümle' Hiçbir tepki yok. Herkes bakış yönünü değiştirip bir bir kaçırıyor gözlerini benden. Ses,seda yok' Sadece motor ve korna sesleri var. 
                 Bekliyorum. Dakikalar geçiyor.
                 Halleşmek ve acıları paylaşmak çok mu kötü? Yüreğimizdekini dillendirmek bu kadar mı zor?
                 Halbuki biz; acılarımıza türkü yakmadık mı, ağıtlarımızı ve hüznümüzü sözcüklerimizin dahası bakışlarımızın içine gizlemedik mi? Milletçe 'karalar bağlayıp' selamete çıkmasını da bilmedik mi? Demir dağları eritmedik mi?
                  Zihnim bunlarla meşgul olurken nihayet bir ses  duyuyorum. Şoför;'Gel hocam buraya otur.' diyerek yanındaki boş döşemeyi gösteriyor.Durağa geldiğimde oradakilere bırakamadığım yükümle beraber iniyorum.
                  Söyleniyorum kendi kendime: İşlem tamam.
                  'Kod adı: İşlem Tamam'. Yaptığımız algı operasyonlarının hasat zamanıdır. Amaç hasıl olmuştur. Hemen harekete geçin. İkici bir emre kadar yandaşlarımıza dokunmayın. STOP.
                   Biz; geline, kurbana ve Mehmet'e kına yakarız değil mi milletim? O, 'Eylül'de gittiği gibi bugün de şehit oluyor Mehmetler. Bu zor coğrafyada akıllı ve uyanık olmadıkça 'kan çiçekleri' açacak bu topraklar. Biz 'oyunu' anlamadıkça, sesimizi çıkarmadıkça, hesaplarını bozmadıkça en sinsi planların biri bitip diğeri başlayacak. Gönüllü köleleri de bunları uygulayacak.
                   Kerpiç duvarlı evlere şehidim için 'Bayrak' asılacak. Anadolu'ya giriş kapımız Malazgirt'te nice Arslanlar şehit edilip, oruçlu eşine iftar sevinci yerine acılar yaşatılacak, şehit annesi  'Oğlum özür dilerim. On sekiz bin lirayı bulamadım, seni askere gönderdim.' diyerek yapılan adaletsizliği acısına ortak edecek, kin timsali eşkıyalar yine kalleşçe arkadan vuracaklar.
                   Susarsak, huzur haram olacak bize.
                   Kan üzerine ne hesap yapılır ne de medeniyet kurulur.
                   Uyanma ve dirilme vakti değil mi milletim?     

Bu yazı 1354 defa okunmuştur.

YORUMLAR

  • 0 Yorum