Hüseyin TUNÇAY

Hüseyin TUNÇAY

htuncay45@gmail.com

Doktorum Nerede?

18 Ocak 2024 - 16:01 - Güncelleme: 18 Ocak 2024 - 16:02

(ACI BİR HAKİKATİN HİKÂYESİ: HÜZÜNLÜ GÜLÜMSEYİŞ)

            Bazı yazarları vardır; romanını, hikâyesini okumak, bazı şairlerin mısralarına başlayıp terennüm etmek için kilidi, kapıyı açmanız gerekmiyor. İlk birkaç cümle ya da mısradan sonra,  bir sevdanın, bir bekleyişin kısacası hayatın içindesinizdir.
            Onlarca kitabın müellifi Osman Çeviksoy da öyle.  Müstesna hikâye yazarımızın en son, “Seninle Bin Yıl” kitabını okumuş,  hikâyelerinin arasında yaptığım yolculuktan tarif edilmez bir haz almıştım. Çeviksoy’un hikâyelerinde, hayatı, hakikati, insanı buluyorsunuz... Kezâ romanlarında da...
            Bu satırları yazmama, facebook sayfasında paylaştığı “Hüzünlü Gülümseyiş” isimli hikâyesi vesile oldu. Özellikle son 5-6 yıldır yaşadığımız bir olayı;  yurt dışına giden hekim kardeşleri ve ailesini konu etmiş. “Hüzünlü Gülümseyiş”i hüzünle okudum, yüreğim sızladı...
            Bazı meslekler vardır ki, amacı, para, koltuk, menfaat değildir. Hakim anlayış; insanlığa, ülkemize ve milletimize hizmet etmektir. Hekimlik de, bir fedakarlık mesleğidir.
            5-6 yıl önce, uzun süredir görüşemediğimiz hekim öğrencimden, “Öğretmenim Almanya’ya gitmeyi düşünüyorum.” sözünü duyunca üzülmüş, farklı duygular yaşamıştım. Ve kendime “Sen olsaydın ne yapardın?” diye sorup, “Bilgimizi, tecrübemizi attırmak, yeni gelişmeleri öğrenmek amacıyla evet giderdim fakat yine ülkeme döner, milletime hizmet eder, yaşadığımız iklimi güzelleştirmek içim mücadele ederdim...” cevabını almıştım.
            Hekimlerimizin ve sağlık çalışanlarımızın muhatap olduğu kabul edilemez davranışlardan, saygısızlıktan, fiili durumlardan tabii ki rahatsız oluyoruz. Baş tacımız olan doktorlara karşı derin bir saygımız vardır. Ailemizde de böyle gördük, öğrencilerimize böyle öğrettik hep. Merhum babam, hastanede yatarken, doktorlar kontrole geldiğinde doğrulmaya çalışır, toparlanır ve teşekkür etmeyi ihmal etmezdi. Hekimin şahsında, o mesleğin  ulviliğini ve yüceliğini görürdü hep.
            Hekimlerimize huzurlu bir çalışma ortamı hazırlamak, devamını sağlamak önce karar alıcıların,  yapılan saldırıların karşılığını sıcağı sıcağına vermek adalet kurumlarının, insanî  ilişkilerde adap ve muaşerete  uyan edepli insanlar yetiştirmek, önce ailenin sonra da okullarımızın görevidir.
            Marifet iltifata tabidir. Heba edilecek insan kaynağımız yoktur...
            Şimdi Osman Çeviksoy hocamın bu acı hakikati anlatan hikâyesini okuyup, empati yaparak rollerimizi tekrar gözden geçirebiliriz...
            Bir baba ve yurt dışına gitmiş üç hekim evlâdı...
            HÜZÜNLÜ GÜLÜMSEYİŞ  
            “Adam komşumuzdu.
            Hani “Karıncayı incitmez.” denilir ya işte öyle bir komşu.
            Kimseyle tartışmaz, kavga etmez, kimseye küsmezdi. Kimseyi kırmaz, gücendirmezdi. Sesini yükselterek konuştuğuna tanık olan yoktu. Evinde ailesine, işyerinde arkadaşlarına karşı da böyleydi. Derdi olanı dinler, ihtiyaç duyanın yardımına koşar ama kimseye dert yanmaz, kimseden yardım istemezdi. Evi, arabası, yazlığı vardı. Hali vakti yerindeydi. Adamın para sıkıntısı yoktu. İnsan olanın hiç mi derdi, tasası, problemi olmazdı; onun yoktu.
             Emekli olduğu yıl hastalandı. Hastalığı giderek ilerledi.
             “Hastaneye git, araştırsınlar!” dedi aile hekimi.
            Gitmedi.
            Hekim ısrar etti.
            “Esaslı bir tetkik, tahlil yaptır, tedavi ol!” dedi.
            “Olmam!” dedi adam.
            Hastalığı iyice ilerledi, yatağa düştü, hastaneye gitmedi.
            Zorla götürmeye kalkıştık, direndi. “Beni zorlamayın, gitmem!” dedi, ağladı.
            Sancıları başlayınca etkili ağrı kesiciler bulduk, getirdik.
             “Kullanamam!” dedi, ağladı.
            “Niçin tedavi olmuyorsun, belki de iyileşeceksin!” dedik.
            Adam konuşmadı, sustu, hüzünle gülümsedi, o kadar. 
            Bu gülümseyişten sonra adam çok yaşamadı, öldü. 
            Cenazesine yurt dışından ikisi erkek biri kadın üç uzman hekim geldi. Üçü de adamı öldüren hastalığın uzmanıydı. Üçü de karıncayı incitmeyen adamın evinde doğup büyümüşlerdi. Üçü de bu evde yaşarken tıp okumuşlar, hekim olmuşlar, uzmanlıklarını almışlardı. Üçü de bu evde yaşarken ikinci yabancı dillerini, o dilleri konuşan uzak ülkelerde hekimlik yapacak kadar iyi öğrenmişlerdi.
            Üç hekim, içinde var oldukları evin anahtarlarını emlakçıya bıraktılar. Karıncayı incitmeyen adamla, evdeşini vatan toprağında bıraktılar. Dillerini sonradan öğrendikleri uzak ülkelerin insanlarına hizmet için hemen döndüler.
            Adam komşumuzdu.”
1) Osman Çeviksoy bey, hikayelerini sosyal medya hesabında (facebook) yayımlayacağını söyleyince sevindim. Meraklı arkadaşlarıma tavsiye ederim.
2) Yayımlanmış hikâye kitaplarından bir kısmı: Vazgeçme Gönül, Sana Seni Anlatmak, Beyaz Yürüyüş, Ağlamak Yasak, Seninle Bin Yıl, Aklıma Yıldız Düştü, Derdimi Gül Eyledim...

Bu yazı 544 defa okunmuştur.

YORUMLAR

  • 0 Yorum