Hüseyin TUNÇAY

Hüseyin TUNÇAY

htuncay45@gmail.com

Balkan Gezimiz-IV

20 Ağustos 2023 - 16:17 - Güncelleme: 20 Ağustos 2023 - 16:18

(13 Temmuz 2023, Mostar)
Saraybosna’da dün akşam kaldığımız otel odamızdaki buzdolabının kapağını açmak için, baza ile elbise dolabı arasına sıkıştırılan  sehpayı her seferinde  kaldırmamız gerekti! Otel işletmecileri dar bir alana her şeyi sığdırmak isteyince böyle gariplikler yaşanıyor! Yorgun olunca bu tür eksiklikleri dert etmiyor  insan... Biz de öyle yaptık. Arapça yazılan bilgi ve uyarılardan, Arap turistlerin de bu otelde konakladıklarını anlıyorum. Odada, kıble yönü işaretlenmiş.
            Sabah kahvaltımızdan sonra saat 09.00’da Saraybosna’ya “Allah’a ısmarladık” deyip Mostar’a doğru hareket ediyoruz. Tren yoluyla daha kısa  sürede gidilebilen 110 kilometrelik yolu, otobüsle 2,5 - 3 saatte katedebileceğimizi öğreniyoruz. İlk yarım saatte 6-7 tünelden geçtik
            Coğrafyanın özelliğinden dolayı yollar, dar vadi içlerinden ve dağ eteklerinden geçiyor. Yolumuzda ilerlerken bu engebeli arazide yapılmakta olan bir otoban inşaatını görünce, çektikleri  zahmetin, verdikleri emeğin, harcadıkları paranın ne kadar kıymetli olduğuna şahit oldum.
            Yolların yamaca bakan yüzlerine, taş, kaya ve moloz düşmesini engellemek, yolun kapanmasını önlemek için, çelik tel ve sentetik malzemelerden yapılan fileler çekilip sabitlenmiş. Bazı yerlerde beton atılıp, duvar örülmüş.
            Ruhumuzu dinlendiren yeşil ve mavi  dünyada huzurla ilerlerken içinden geçtiğimiz köy ve kasabalardaki bazı evlerin duvarlarında gördüğüm kurşun ve top mermisi izleri  savaş acılarını hatırlatıyor. Bazı merkezlerde bu izler, 31 yıl önceki savaşın acı yüzünü göstermek için özellikle bırakılmış.
            Kitaplarım ve Not Defterim
            Yol hazırlığı yaparken, gözlemlerimi yazacağım, not defteri olarak kullanacağım eski bir ajanda ile Refik Halit Karay’ın Memleket Hikâyeleri ve İlber Ortaylı’nın İnsan Geleceğini Nasıl Kurar? kitabını alıyor, listeme “alındı” notunu düşüyorum. Bu arada İlber Ortaylı hocanın Bir Ömür Nasıl Yaşanır? isimli eserini özellikle gençlere tavsiye ederim. Okuyunca size çok şey kattığını göreceksiniz.
            Kitapsız hayat olmaz... Emekli olmadan önceki son dönem öğrencilerimle aldığımız karar gereği, ilk dersimizin 15 dakikasını “okuma saati”ne ayırıp, hep beraber kitap okurduk. Daha sonraları il düzeyinde okuma saatleri düzenlendi. Yerinde ve güzel bir karardı.
            Bu konuda “kaderli”yim galiba... Hem öğrencilerim, hem de çocuklarım kitap dostuydu. Kızlarım, üniversiteye hazırlık aşamasında bile gündemdeki kitapları ellerinden düşürmediler. Düzenli kitap okuyan öğrencilerim istisnasız istedikleri bölümleri kazanıp hayata atıldılar. Ebeveynlerimize sihirli bir formül vereyim!!! Çocuğunuza bu konudaki hitabınız: “Kitap oku ya da kitabını oku! değil... Gel beraber kitap okuyalım...” olmalı. Sonra yavaş yavaş 5 N 1 K’yi cevaplamaya geçmeli.
            Gezi notlarımı, otobüste, zaman yetmediğinde gece otelimizde yazıyorum.
            Mostar (Köprüşehir)
            Saat 12.00’ye doğru, Mimar Sinan’ın öğrencisi Mimar Hayreddin tarafından yapılan ve Neretva Nehri üstüne inşa edilen Mostar Köprüsü ile çoğu Osmanlı döneminden kalma (Evliya Çelebi, 53 mahalle, 3 bin ev, 359 dükkân, 45 cami saymış.) diğer tarihî eserleriyle tanınan Mostar şehrine geldik. Bir kaynağa göre, Fatih Sultan Mehmet zamanında Osmanlı topraklarına katılan Mostar, bu dönemde adı Köprühisar’mış. 
            Rehberimiz bizi şehir hakkında  bilgilendirdi.  Saat 14.30’da buluşmak üzere ayrıldık. Otobüsümüzü park ettiğimiz alandan köprüye doğru ilerlerken, Balkanların en büyük kilisesi sayılan Kutsal Üçleme Kilisesi, Barış Çan Kulesi, görkemli katedrali ve diğer tarihi yapıları görüyoruz.
            Hersek bölgesinin en önemli şehri Mostar’ın nüfusu 100 bin civarında. Şehrin ortasından geçen Neretva Nehri’nin batısında Hırvatlar, doğusunda Boşnaklar yaşıyor. Sırplar, savaştan sonra buraya dönmemişler.
            İslâm Ansiklopedisi’ne göre Mostar’da 1950’lerde 33 cami, 2 Sırp Ortodoks, bir tane de Katolik kilisesi bulunuyormuş. Camilerin en büyüğü Karagöz Bey Cami (1557) diğeri Koski Mehmet Paşa Cami (1618). Köprünün girişinde ve çıkışında hediyelik eşya satan dükkânlar, yeme ve içme mekânları var. Çarşı oldukça kalabalık, hava çok sıcak.
            Koski Mehmet Paşa Cami
            Koski Mehmet Paşa Cami’sinde soluklanıyoruz. 1618’de tamamlanan kare planlı, iç ve dış süslemeleriyle gayet güzel görünen, şehrin en müstesna yerinde, Neretva Nehri’ne bakan cami Koski Mehmet Paşa tarafından yaptırılmış.
            Bir gözlemimi aktarmak istiyorum. Ülkemizde yeni yapılan camilerimizde, duvarlarının boş yer kalmayacak şekilde yazı ve tezyinle doldurulması  ölçüyü kaçırdığımızın işareti gibi geliyor. Bir camimizde mihrabın üstünde, Kâbe’nin yağlı boya ile gelişigüzel yapılmış resmini bile gördüm! Mihrap, zaten  kıblemizi göstermiyor mu? Tarihi camilerimizin iç mekânları daha sade ve güzel.
            Cami, misafiri olan mümini; madde ve manasıyla kucaklayıp, ağırlayan, penceresinden süzülüp gelen ışığına, minberinden mihrabına, nakış nakış dokunmuş halı ve seccadesine, akustik ses düzenine kadar insanı kuşatan, yaratıcısıyla arasındaki bütün engellerin kalkmasına vesile olan mabettir...
            Koski Mehmet Paşa Cami’sinin mihrabına bayıldım. Turkuaz, sarı, beyaz, kırmızı renkleri ve yeşilin tonlarını nasıl da mükemmel kullanıp uyum ve ahengi sağlamışlar!
            Mermer kaide ile üç kemerli aynalık üstüne oturtulmuş, giriş kapısının üstündeki kitabede zarif bir tuğrası olan, külahla kasnağın birleştiği yerin her iki tarafına yeşil zemin üstüne beyaz ay yıldızlı  iki bayrağın yerleştirildiği minber de bütün güzelliği ile karşımızda...
            Avlusunda, altı ayak üstüne inşa edilmiş altıgen çatılı  şadırvandan akan su buz gibi. Gelenleri serinletiyor. Şadırvan havuzunda madeni paralar gördüm. Muhtemelen dilek tutup atmış ziyaretçiler!
            Caminin, savaşta  yıkılan minaresi ülkemiz tarafından yeniden inşa edilmiş, ata mirasımıza sahip çıkılmış. Yeniden imar edilen, korunan bu eserleri gördükçe gururlandım.
            Mostar Köprüsü
            Adını verdiği şehrin iki yakasını birbirine bağlayan, dünya mimarlık anıtları listesindeki köprü, Mimar Sinan’ın öğrencisi Mimar Hayreddin tarafından (1566-1567) yapılan Osmanlı Türk devri eseri.
            Evliya Çelebi'nin, "Mütevazı bir insan olarak 27 yıl boyunca dünya üzerinde sürekli dolaştım ve gördüğüm binlerce mimari eser arasında böylesine muhteşem ve benzersiz bir köprüye hiç rastlamadım." dediği, Neretra Nehri’nin en derin ve en dar yerine inşa edilen, tek gözlü, sivri kemerli köprünün uzunluğu 30, yüksekliği 21, genişliği ise 4 metre.
            Hans Joachim Kissling’in, “Kıyamet günündeki sırat köprüsünü bir mecaz olmaktan çıkarıp elle tutulup gözle görülebilir bir sembol haline, başka hiçbir eser hiçbir yerde büyük üstat Mimar Hayreddin’in Mostar Köprüsü kadar dile getiremez.” diyerek övgüye değer bulduğu muazzam yapıya yaklaşıp yürümeye başladığınızda, kemeriyle uyumlu bir eğimin olduğunu, zeminindeki mermerimsi taşların kullanıla kullanıla aşınıp, parlayarak kayganlaştığını görüyor ve dikkat ediyoruz. Zemin taşlarına belirli aralıklarla yerleştirilen, bir çıkıntı oluşturan bordürler kaymadan yürümemizi sağlıyor.  Çok akıllıca düşünülmüş bir tedbir ve uygulama. Bir metre yüksekliğindeki korkulukların  üstüne ilave demir parmaklıklar yapılmış.
            Köprü oldukça kalabalık. Herkes birbirine nazikçe yol verip yardımcı oluyor. Köprünün en yüksek noktasına gelince diğer ziyaretçiler gibi ben de Neretra Nehri’nin her iki tarafının fotoğrafını çekip, güzelliğini içime sindiriyorum. Her iki yakada birbirine yaslanmış evleri, minareleri, kilise çanlarını görüyor, köprünün iki ucundaki kuleleri, bu nadide gerdanlığın  muhafızlığını yapan askerlere benzetiyorum.
             Köprüye yaklaşırken rehberimiz, Mimar Hayreddin’in Mostar Köprüsü’nü yapmadan önce, Neretra Nehrine akan Radobolya adındaki akarsu üzerine deneme olarak bu küçük köprüyü yaptığını söyledi. Mostar’ın eşi olan bu köprü, Yamuk Köprü ve Küçük Mostar Köprüsü adıyla anılıyormuş.
            “Mostar Kırlangıcı”
            Mostar Köprüsü, Osmanlılar zamanından beri gençlerin nehre atlayarak cesaretlerini gösterdikleri bir mekân olmuş aynı zamanda. Otuz metre yükseklikten Neretra Nehri’ne balıklama yapılan “Mostar kırlangıcı” atlayışı için belirli bir eğitim almak gerekiyormuş. Yani profesyonellik isteyen bir beceri. Gerek köprüden gerekse köprüye yakın bir yerdeki kuleden yapılan atlayışları heyecanla seyrettik.
            Mostar Köprüsü’nün ayaklarına inip, köprüyü bir de buradan  gördük. Ayrıca, Neretra Nehri üzerinde  heyecan verici 10 dakikalık bir bot turu yaptık. Can yeleklerimizi giyip, köprünün yukarı ve aşağı kesimlerine doğru birkaç defa gidip geldik. Görevlinin söylediğine göre bu bölgede derinlik 6 metreymiş. Bot gezintisi rağbet görüyor.
            Gazi Mostar!!!
            Semiha Ayverdi’nin; “Bu köprü mimari dehânın terkibiyle taştan yapılmış değil de muhayyilenin cisim halini almasıyla meydana gelmiş gibi efsanevî bir mâna ve ruh kazanmıştır.” dediği inci gerdanlık, dostluğa ve insanlığa 427 yıldır hizmet eden müstesna yapı, savaşın hedefi oluyor.
            Daha önceki saldırılarda da hedef olan köprü, 9 Kasım 1993 tarihindeki Hırvat topçusunun ateşiyle büyük hasar görüyor, kasım ayı sonunda tamamen yıkılıp Neretra Nehri’nin sularına gömülüyor. İnsanlık, savaşın kanlı yüzünü, yıkılan minarelerde, kiliselerde, dostluğa giden köprülerde bir defa daha gördü maalesef... Yazımı hazırlarken, defalarca önüme gelen yıkılış videosunu tekrar seyretmeye yüreğim elvermedi...
            Savaş sonrasında insanlık mirasına seyirci kalınmadı. Mostar’daki tarihi köprünün inşasına, Türk İşbirliği ve Koordinasyon Ajansı (TİKA), UNESCO, IRCICA ve Dünya Bankası’nın desteğiyle 1997’de yeniden başlanıyor. UNESCO tarafından sınavdan geçirilerek oluşturulan kalabalık bir ekip işe koyuluyor. Bu ekipte Türkiye’den 17 kişi var. Köprünün orijinal taşları nehirden çıkarılıyor. Top atışında  zarar gören bazı taşlar kullanılamadığı için, bu ihtiyaç yeni açılan  ocaklardan karşılanıyor.  
            Aslına uygun olarak yeniden inşa edilen köprü,  23 Temmuz 2004’te büyük bir törenle açılarak hizmete giriyor. UNESCO tarafından da 2005 yılında Dünya Mirası ilan ediliyor.
            Mostar için ayrılan 2,5 saatlik vaktimiz doldu. Başka bir rüyaya uyanmak için ayrılsak da buraya doyamadık...  Mostar’la (Güzelhisar) vedalaşıyoruz...
            Sabahında uyanmak ve dinlemek istediğim şehirlere Saraybosna ile Mostar’ı da ekliyorum. Ya nasip!
            Blagay/Alperenler/Sarı Saltuk Türbesi    
            Mostar’a 15 km uzaklıktaki Blagay isimli küçük yerleşim merkezine 14.30’da geldik. Hava sıcaklığı 40 derece civarında seyrediyor. Ülkemizde de rekor sıcaklıkların yaşandığı günler. Bir buçuk saatlik zamanımız var.
            Blagay Tekkesi’ne (Blagay adını yerleşim merkezinden almış) gitmek için işaret ve yönlendirmelere dikkat ederek yürümeye başladık. Gaziantep’ten gelen kafilede bir öğretmen arkadaşla merhabalaşıp, tanıştık. Yaşadıkları deprem sebebiyle geçmiş olsun dileklerimi ilettim. Tekkeye kadar, muhabbet edip yol arkadaşlığı yaptık. 
            Tekkenin, 1465 yılında Osmanlıların fethinden sonra yapıldığına dair bilgiler olduğu gibi daha eski tarihlere kadar götürenler de var. Tekke, dağdan doğan Buna Nehri’nin sağ kenarına, gayet muhkem bir yere inşa edilmiş. Son restorasyon 2013 yılında yapılmış.
            Cümle kapısından girince sol tarafta “Abdesthane” var. İkinci kapıdan önce, karşı duvarın köşesine Bosna Hersek bayrağı ile yeşil zeminli beyaz ay yıldızlı bayrak asılmış. Duvarda Arapça “” ("O" anlamına gelen ve kullanılan bu ifade Sufi literatürde sıklıkla Allah'ı kastetmek için, tarikat folklorunda da çeşitli anlamlarda kullanılmıştır. Meselâ dervişler birbirine hitap ve cevap amacıyla hû derler. Tekkeye girmek isteyen kişi izin için “destur” der, içeriden “hû” sesi gelirse girebilir. ) yazıyor. Hemen önünde, iki sayfası açılmış kitap formundaki kaidede tekke hakkında verilen bilgi şöyle: “15 yy başlarında Alperenler (Dervişler) tarafından ‘Yaratanı yaratılandan ötürü sevmek’ idealiyle kurulan tekke; tarihinde Kadiri, Rufai, Halveti ve Nakşibendi tarikatlarına ev sahipliği yapmış halen de devam etmektedir. Türbe (Sarı Saltuk ve Şeyh Açıkbaş), ibadet odaları, misafirhane, mutfak, hamamlık, iç avlu ve abdesthane bölümlerinden oluşmaktadır.”
            Dağın dibinden doğan Buna, ruhumuzu dinlendiren turkuaz rengiyle dünyaya geliyor. Fotoğraflarda gördüğüm, o müthiş manzara karşımda... Pencerelerin altından nehir akıyor, kuşlar  konuyor, Buna Nehri kendi lisanında Allah’ı zikrediyor. Derin bir sükunet ve  dinginlik var. Tekkenin duvarındaki bir tabloya Enbiya Suresi’nin 30. ayeti 4 farklı dilde yazılmış: “Biz canlı her şeyi sudan yarattık.” Dildesin, gönüldesin Ya Hû!!!
            Avludan, bodrumla beraber üç katlı şirin binaya geçiyor, ahşap merdivenlerden çıkıp bölümlerini tek tek geziyorum. Sedirler, küçük şilteler, pencerelerde el oyalı perdeler, arka yastıkları, rahleler, sehpalar, yer ocakları, el dokuması kilim ve halılar...
            Bodrum katında, Buna Nehri’nin doğduğu yere bakan ahşaptan yapılmış güzel bir balkonu var. Tefekküre uzanan balkon!
            Geçmiş dönemlere ait küçük eserlerin sergilendiği bölümü, meydan odasını, çilehaneyi, hamamı, mutfağı, tavanlardaki ahşap oyma sanatını... dikkatle inceliyor, fotoğraflarını çekiyorum.
            İç odadaki türbede Sarı Saltuk ile Açık Baş yan yana yatıyorlar. Sarı Saltuk bir rivayete göre, “Piri Türkistan Hoca Ahmed Yesevi’nin isteği ve himmetiyle Urumeli’ni İslâmlaştıran Alperenlerin başı, reisi, şeyhi, büyüğü, öncüsü ve önderi.”dir. Boşnakların, İslâm dinini tanımalarında ve kabul etmelerinde emeği çoktur. İnanç atlasımıza mal olmuş Sarı Saltuk‘un türbesi sadece Blaga’da değil ülkemizin farklı illerinde de mevcuttur. Tunceli Hozat’ta, Diyarbakır’da  Gülşenîler Tekkesi’nde, İznik’te, Manisa Alaşehir Şeyh Sinan Cami yakınında, İstanbul’da Rumelifeneri’nde aynı isimle anılan mezarları vardır. Saru Saltuk’un bir rivayete göre 7 bir rivayete göre de 12 türbesi vardır.
            Tekkede, gelen misafirleri karşılayan, ihtiyaçlarına yardımcı olan, büyük bir sabır ve enerjiyle görevini yapan genç kadına çok teşekkür ediyorum. Kızım konuşmalarımızı İngilizceye çevirerek yardımcı oluyor. 
            Buna Nehri’nin kıyılarında lokanta ve çay bahçeleri var. Güzel mekânlar. Biz de çaylarımızı içip,  saat 16.00’da otobüsümüzde buluşmak üzere dönüyoruz. Zaman kıymetli.
Kaynaklar:
1) İslâm Ansiklopedisi, Muhammed Aruçi, Mostar Köprüsü
2) https://www.tyb.org.tr/blagay-sari-saltuktan-miras-bir-masal-diyari-44468h.htm
3) Blagay Tekkesi tanıtım broşürü, Mostar İslâm Birliği Meclisi

Bu yazı 1329 defa okunmuştur.

YORUMLAR

  • 0 Yorum