Yaşar ATLI

Yaşar ATLI


Neşati

12 Mart 2021 - 19:01 - Güncelleme: 12 Mart 2021 - 19:03

Asıl adı Ahmed’tir. Edirnelidir. Doğum tarihi bilinmemektedir. Zaten hayatı hakkındaki bilgilerimiz de fazlaca değildir. Gelibolu Mevlevihane’si Şeyhi Ağazâde Mehmed Dede’nin dervişi olmuş, şeyhinin ölümünden sonra Konya’ya giderek bir süre orada kalmış ve 1670 yılında Osman Dede’den boşalan Edirne (Muradiyye) Mevlevihanesine şeyh (post-nişin) olarak atanmıştır. Şeyhliği dört yıl kadar süren Neşâtî Ahmed Dede 1674 yılında vefat etmiş ve Edirne Mevlevihane’sinin avlusuna gömülmüştür.
Çileli bir ömür sürdüğü anlaşılan Neşati, XVII. yüzyılın en usta şairlerinden biridir. Divanında sufiyâne şiirleri pek azdır. Bu yüzden onu mutasavvıf bir şair sayamayız.
Neşâtî Dede, Nef’î yolunda yürümüş, Nef’î’nin büyük ölçüde etkisinde kalmıştır.  IV. Murad, Sultan İbrahim, IV. Mehmed gibi padişahlara; Köprülü Mehmed Paşa, Köprülüzâde Fazıl Ahmed Paşa gibi devlet büyüklerine kasideler yazan Neşâtî, ustası Nef’î’yi kasidecilikte geride bıraktığını söylerse de bu övünmenin gerçekle ilgisi yoktur. Neşâtî’nin orijinal kişiliği özellikle gazellerinde görülür. Neşâtî, çağının en büyük gazel üstatlarından biridir. (bu bilgileri DİA, Necmettin Halil Onan ve Halil Erdoğan Cengiz’in eserlerinden hazırladım. Gibb’e bakamadım.)
Aşağıda Neşâtî’nin en sevdiğim şiirlerinden birini paylaştım. Eğer şerh kitapları olmasaydı ben de anlayamazdım bu şiirleri. Onun için muhterem okuyucularım anlayamadıkları için hayıflanmasınlar. Zaten şair de çok anlamamızı istememiş olacak ki ‘nihânız’ deyip kendini ve şiirin manasını saklamış. Şimdi şair başını kabrinden çıkarıp ‘yahu neden sırrımızı faş ediyorsunuz der ise inanın hepimizin yüzleri gonca-i hamra gibi kızarır ve dahi verecek cevabımız olmaz. Fakat yine de ben o üstadların ruhaniyetinden özür dileyip diyorum ki ne yapalım aziz üstadlarım mana deryasında yüzmüşsünüz, ne yani biz de hiç olmazsa bir katresinden faydalanmayalım mı?
Eh! Madem destur aldık o halde bağa girebiliriz.
1. Şevkız ki dem-i bülbül-i şeydâda nihânız
Hûnuz ki dil-i gonce-i hamrâda nihânız
2. Biz cism-i nizar üzre döküp dane-i eşki
Çün rişte-i can gevher-i ma’nada nihânız
3. Olsak n’ola bî-nâm ü nişan şöhre-i âlem
Biz dil gibi bir turfe muammada nihânız
4. Mahrem yine her halimize bâd-ı sabâdır
Dâim şiken-i zülf-i dil-ârâda nihânız
5. Hem gül gibi rengînî-i ma’na ile zâhir
Hem neş’e gibi halet-i sahbâda nihânız
6. Geh hâme gibi şekve-tırâz-ı gâm-ı aşkız
Geh nâle gibi hâme-i şekvâda nihânız
7. Ettik o kadar ref’i taayyün ki Neşâtî
Âyine-i pür-tâb-i mücellâda nihânız.
1. Biz, çılgın bülbülün nefesinde gizli olan neşe ve arzu, kırmızı gülün kalbinde saklı olan kanız.
Bu beyit bana II. Selim’in şu beytini hatırlatıyor.
Biz bülbül-i muhrik- dem-i gülzâr-ı firakız
Âteş kesilir geçse sabâ gülşenimizden.
2 Bu zayıf vücudun üstüne çiy tanesi gibi gözyaşını döküp, mana incisinin sıkı sıkıya dizildiği can ipliği gibi görünmez olduk.
3 Adsız, esersiz dünyaca meşhur olsak ne var! Biz, gönül gibi acayip, anlaşılmaz bir bilmecede gizliyiz.
Ne beyit ama!
4 Her zaman sevgilinin zülfünün büklümünde gizli olduğumuz için her halimizi bilen, her sırrımıza vâkıf olan gene tanyelidir.
5 Biz, hem gül gibi mana renkliliği ile meydandayız, hem de neşe gibi şarabın halinde gizliyiz.
6 Bazen kalem gibi, aşk gamının şikâyetini söyleriz; bazen da inilti gibi, şikâyeti döken kalemde gizliyiz.
7 Ey Neşâtî! Ruhumuzun cismimizle olan münasebetini o derece kestik, cismimizi öyle yok edip sade ruh kaldık ki, parlak cilâlı aynada bile görünmez olduk.
Yahya Kemal bu son beyti bir Fransız yazarına okuyunca o yazar demiş ki; edebiyat namına başka bir eseriniz olmasa sadece bu beyit bile sizin sanatınızın mertebesini göstermeye kâfidir. Nasıl olmasın ki. Aynada sır olduk diyor. Fena makamı daha başka nasıl anlatılabilir ki. Bu yazıyı yazmama vesile olan da bu beyittir.
Neşâtî’nin şu beyitleri de hoşuma gider.
Gittin ammâ ki kodun hasret ile cânı bile
İstemem sensiz olan sohbet-i yârânı bile
Bâğa sensiz bakamam çeşmime âteş görünür
Gül-i handânı değil, serv-i hirâmânı bile.
***
Ne seyr-i gülşene ne cûybâre dek giderüz
Sirişk-i çeşm ile biz kûy-ı yâre dek giderüz.

Bu yazı 916 defa okunmuştur.

YORUMLAR

  • 0 Yorum