Yaşar ATLI

Yaşar ATLI


Coğrafya Bir Kaderdir

11 Aralık 2022 - 15:48 - Güncelleme: 11 Aralık 2022 - 15:49

“Coğrafya kaderdir.” Son zamanlarda en sık karşılaştığım sözlerden biri. Ve hemen altına bu sözü çürütmeye yönelik canhıraş yorumlar. Vay efendim kadercisinizden tutun da bizden adam olmaz diyenlere kadar neler neler.
     Bir de şunlara bakalım. Doğduğun ev kaderindir. Okuduğun okul kaderindir. Eşin kaderindir. İşin kaderindir. Gözlerinin rengi kaderindir. Karakterin kaderindir. Cinsiyetin kaderindir. Dinin, mezhebin, meşrebin, mizacın, dilin, rengin, ırkın, paran, anan, baban, çocuğun, arkadaşın, yoldaşın, kavim-kardaşın, giydiğin kürkün, yediğin ekmeğin, içtiğin suyun, ıcığın cıcığın velhasıl her şey kaderindir.
     Bizler toprağın çocuklarıyız. Doğduğumuz, büyüdüğümüz topraklara benzemekten daha tabii ne olabilir. Bülbül bülbül gibi öter, gül gül gibi kokar. İnsan da kumaşını coğrafyasından alır. Eğitimle, çalışmayla bir nebze bu kumaşın üzerine farklı desenler ve renkler çizebilir fakat ana renk hep yerli yerindedir.
      Tembel biri zamanla çalışkan olabilir mi? Sinirli biri sakin bir kişiliğe dönüşebilir mi? Dünyaya melankolik bir bakışı olan kişinin bu bakışı neşeli, iyimser bir bakışa kalbolur mu? Oblomov ansızın silkinip Robinson Crusoe’ya dönüşebilir mi? Mecnun mantık evliliği yapabilir mi? Huylu huyundan vaz geçer mi? Yoksa bir kişi yedisinde neyse yetmişinde de o mudur?
Bazı topraklar bilim için mümbit iken neden bazı topraklar durmadan dogma üretir. Bazı toprakların mahsülleri gayet rasyonel iken neden bazı topraklar Allah’ın her günü irrasyonel meyveler verir. Mesela Malatya’da kaysı yetişirken neden Aydın’da incir yetişir.
     Hayret ettiğim bir anıyı sizinle paylaşmak istiyorum. Bu olayı Hacda yaşadım. Fevkalade konsantre duygularla bir kafile olarak hacca gitmiştik fi tarihinde. Gah gülerek gah ağlayarak vardık menzile. Henüz aradan birkaç gün geçmemişti ki bazı vukuatlar oldu. Oda arkadaşıyla kavga eden mi dersin, kendini kaybeden mi dersin, Allah sizi inandırsın yalan söyleyen mi dersin. Velhasıl vukuatlar başladı ve devam ediyor fakat ben bir süre sonra bunlara alıştım. Ve eşine dostuna sordum. Yav hayırdır hacı amca, hacı teyze böyle değildi ne oldu da böyle oldu. Aldığım cevapların odak noktası aynıydı. Bana dedikleri şu oldu: “Onlar zaten böyleydiler. Burada biraz zoru görünce o eski cevherleri ortaya çıktı.”
      Rivayete göre Cenab-ı Allah Hz. Adem’i yaratırken yeryüzünün muhtelif yerlerinden toprak almış ve bu topraklardan Hz. Adem’i yaratmış. Topraklar muhtelif olduğu için insanlar da kimi siyah kimi beyaz kimi kırmızı kimi sarı olmuş. Ten rengine etki eden toprak mizaca da etki etmiş elbet. Kimi çalışkan kimi hımbıl, kimi duygusal kimi değil, kimi cesur kimi korkak.
Herhalde meramımızı fazlasıyla anlattık. Peki, neden böyle, Allah’ım neydi günahım diyene bir çift sözüm var. O bir çift sözün teki şudur: Amor fati. Kaderini sev. Gerçeğin yüzü soğuktur ama kusura bakma bu senin gerçeğin. Yüreğin bir Haydar’ın bir Rüstem’in yüreği değilse ondan bir kahramanlık bekleme. Ama unutma en nihayetinde o da bir yürektir. Bir taş ustasının hikâyesini hatırla. Bir dağın eteğinde taş kırıyormuş. Güneşten bunalmış, aynı zamanda güneşe hayran olmuş. O anda güneş olmuş. Bir süre sonra bir bulut güneşin yüzünü kapamış. Bu defa da buluta âşık olmuş ve bir buluta dönüşmüş. O da ne, rüzgâr bulutu istediği yöne götürüyor. Demek ki rüzgâr daha üstün diye düşünmüş ve o anda rüzgâr olmuş. Vuu vuuuu diye eserken bir dağa toslamış. Derken dağ olmuş. Ama dünden beri karnında bir sancı var, bir yerlerden sesler geliyor. Meğer bir taş ustası dağın eteğinde taş kırıyor. Amor fati.
      Yukarda bir çift sözüm var dedim ve tekini söyledim. Diğer teki şudur. Amor fati. Bu sözü Niçe söylüyor. Benim tanıdığım Niçe (Nietzsche) savaşçı bir insandır. Binaenaleyh amor fati’yi kaderinle savaş manasında kullanmıştır diye düşünüyorum.
      Ali Şeriati İnsanın Dört Zindanı’nda insanı sınırlayan, özgürlüğüne ket vuran dört zindandan bahseder. Bunlar doğa, tarih, toplum ve benlik. Doğa, tarih ve toplum zindanından bilimle kurtulabiliriz, fakat benlik zindanından aşk ile kurtuluruz diyor Şeriati. Ve ekliyor tasavvufî irfani aşkı veya diğer anlamlarını kast etmiyorum. Şeriati varoluşsal bir aşktan ve atılımdan bahsediyor. (Belki bu dördüncü aşamayı bir ara oturup konuşabiliriz. Ya da bu günün işini yarına bırakmayalım. Şimdi konuşalım.) Naçizane şöyle düşünüyorum. Benlik eğer bir zindan ise -ki bunu da konuşmamız lazım- bu zindandan öyle kolay kolay çıkamayız. Hele hele tek formülle insanı bir yerden bir yere götürmek pek mümkün gözükmüyor. (unutmadan söyleyeyim. Şeriati’nin ülkesi bu aralar biraz karışık. Şeriati bu günleri görseydi ne derdi acaba? Belki de şöyle derin bir iç çekip coğrafya kaderdir derdi. )
     Sahi düşüncenin bir coğrafyası var mı? Bilmiyorum. Bildiğim düşüncenin esnek olması gerektiği. O halde esnek düşünelim. Coğrafya kader midir? Neden olmasın. Coğrafya keder midir? Yerine göre. İsabella farklı bir coğrafyada doğsaydı farklı biri mi olacaktı? Kesinlikle. Bu yazıyı yarın yazsaydın farklı mı yazacaktın. Muhtemelen. Olmuyor böyle, sorulara adamakıllı cevap ver. Coğrafya kader midir? Allah bilir.
      Farazî konuşmamayı, hazır reçetelere bel bağlamamayı hayat bana öğretti. Binaenaleyh bir şey öğrendiğimde başımı kaldırıp etrafıma bakıyorum. O büyük bilge hayata bakıyorum. Bu konuda da öyle yapacağım. İnsanların ne kadarı coğrafya mahkûmu ne kadarı değil çok rahat görebiliriz herhalde. Tahminim siz de bakmışsınızdır. O halde kararı siz verin, coğrafyanın ne olduğuna.
Bu coğrafya meselesi öyle tatlı bir konu ki yarına kadar konuşabilir daha da olmadı beraber coğrafi keşiflere çıkabiliriz.

Bu yazı 898 defa okunmuştur.

YORUMLAR

  • 0 Yorum