Reklamı Geç
Yaşar ATLI

Yaşar ATLI


Kitaplarım

15 Kasım 2021 - 17:38 - Güncelleme: 03 Aralık 2021 - 17:38

Ben kitapsız bir evde büyüdüm. Kitaplara olan susuzluğum bundandır.
Annem babam okuma yazma bilmezler. Okula gitmemişler. Sadece babam askerde öğrendiği harfler sayesinde bir takvim yaprağını çat-pat yarım saatte okur. Babamın askerliği döneminde ‘ali okulu’ denilen okuma yazma kursları varmış.
Evimizde kitap olmadığının farkına ilkokul dördüncü sınıfı bitirdiğim yaz vardım. O yaz Kur’an kursuna gitmiştim. Elif-bayı bitirdikten sonra Kur’an’a geçtim. Evde Kur’an var mı diye sordum. Fakat Kuran dâhil hiçbir kitabın olmadığını o zaman fark ettim. Sonra babam bana mealli bir Kur’an aldı ve kitapla olan maceram da böyle başladı. Diyebilirim ki kaderimin çizilmesinde bu ilk kitabın rolü çok çok olmuştur.
Lise kitaplarımın bir kısmını uzun süre sakladım. Bir tanesini hâlâ hatıra olarak saklıyorum. Yanlış hatırlamıyorsam üniversiteye giderken bir hastalık başladı bende. Kitap hastalığı. Kitap biriktirmeye ufaktan ufaktan o zaman başladım. Ders kitaplarımı atmadım. Hocalarımın tavsiye ettiği kitapları mümkün mertebe edinmeye başladım. Sahaflarda saatlerce kitaplara bakmak en büyük hobim haline geldi. Ramazan ayında Malatya’da açılan kitap fuarının neşvesini tarif edemem.  O kadar kitabı bir arada görmek müthiş bir zevkti.
Gün geldi iş güç sahibi oldum, cebim para gördü. Kitaba rahatlıkla para harcadım. Artık istediğim kitabı alıyordum. Evlendim, çoluk-çocuğa karıştım. Evimin bir odasını hep kitaplara ayırdım. Taşınırken kitaplar da en az ev eşyası kadar belki daha fazla beni meşgul etti.
Gün geldi kitaplarımın bulunduğu odanın çok düzensiz olduğunu fark ettim. Odayı düzenlemek için kitaplarımın büyük kısmını kolilere koydum. Oh! Rahat bir nefes almıştım. Fakat bir süre sonra hangi kitabın nerede olduğunu, hangi kitabın bende olup olmadığını unuttum. Bazı kitapları iki defa aldığımı fark ettim. Bu arada kolilerin üzerine yeni aldığım kitapları koydum. Aman Allah’ım odada nefes alacak yer kalmadı. Ve hastalığım, kitap alma hastalığım gittikçe tehlikeli olmaya başladı.
Bu arada unutmadan söyleyeyim. Hanım her aldığım kitaba kaşlarını çatıyor. Her evin bir odasını kitapların alıyor, eve sığmıyoruz, odanda tertip-düzen yok. Sen öldüğün gün kitaplarını meydanda yakacağım. Daha bunun gibi birmilyonsekizyüzotuzdokuzbinüçyüzellialtı tane belki de daha fazla laf.
Bir kitapla başlayan serüvenimin beni buralara getireceğini, kitapların beni bu kadar esir alacağını düşünmemiştim. Bir şeyler yapmam gerekiyordu. Köstebek gibi kitap kolilerini deşmeye başladım. Aman Allah’ım o da ne. Ne kadar da lüzumsuz gereksiz kâğıt parçaları biriktirmişim. Neden senelerce şu kitabı saklamışım hayret doğrusu. Allah’ını seversen şu dergi neye yarıyor. Bunlardan bir an önce kurtulmalıyım. Beni esir ettikleri yeter. Azıcık da başkalarını esir etsin canım. Kitaplarımın bir kısmını babamın hayrına sağa-sola bağışladım. Bir kısmını geldikleri yere gönderdim, geri dönüşüme. Daha da vereceklerim var. Oh be rahatladım vallahi, dünya varmış. Bu gidişle evde kitap kalmayacak herhalde. Çocukluğumun kitapsız evine geri mi dönüyorum ne!
Sizlere bir şey söyleyeyim mi erenler! Hayatta ne elde ettiysem kitaplarım sayesinde elde ettim. Bir baltaya sap olduysam kitaplarımın payını inkâr edemem. Cebimde harçlığım varsa, insanlar bana hoca diyorsa, bu yazıyı yazıyorsam hep kitaplarım sayesinde. Sevabım ve günahım hep kitaplardandır.
Fakat acı olan, beni şaşırtan nedir biliyor musunuz? Kitapların bir gün beni kitaplardan kurtaracağını hiç düşünmezdim. Gelinen noktada kitapların beni her şeyden ve dahi kendilerinden özgürleştirdiklerini görünce gözyaşlarıma engel olamıyorum. Kitaplar beni kitaplara götürdü ve en nihayetinde kitaplar beni kitaplardan kurtardı. Bu ilginç bir metamorfoz ya da diyalektik. Bunu Moliere bile açıklayamaz. Nietzsche. Eh, belki!
Nietzsche deve, aslan ve çocuk metaforunu kullanır bir yerde. Deve yüklenir her şeyi ama yetmez. Aslan kutsal bir hayırla hepsini paramparça eder. Fakat çocuk olmak gerek. Çocuğun yapıp da aslanın yapamadığı ne vardır. Masumiyet ve unutuş. Kutlu bir evet. Dünyayı yitirmiş olan kendi dünyasını kazanır artık.
Yaşamın kitaplara sığmayacağını, kitapları aştığını, kitapların amaç değil hayat için birer araç olduğunu öğrendim. Kitaplarla olan hikâyemi anlattım. Herkesin kitaplarla kendince bir hikâyesi vardır. Kimi insan kitapsızdır. Kimi insan kitaba esirdir, kitabı almış benliğini vermiştir. Kimi insan kitaba dosttur. Kimisi vardır kitaba düşmandır. Mevlana’dan mı değil mi hatırlayamadığım şöyle bir şey okumuştum. Yârin mektubunu özenle açar okursun, özenle saklarsın. Fakat yârin karşısında mektubu okumaya devam edersen şamarı yersin. İşte böyle kitabın kör ettiği insanlar da vardır hem de mebzul miktarda. Demek ki diyorum kitabın herkeste tesiri aynı olmuyormuş.
Halk içre bir ayineyim herkes bakar bir ân görür/ Her ne görür kendi yüzün ger yahşi ger yama görür, diyen Niyazî Mısrî’nin de bir hikâyesi var. Benim hikâyeme pek benzemiyor ama hoşuma gittiği için zikretmek istiyorum. Niyazi Mısrî, Rodos’a sürgün edildiği zaman Bursa’da tekkesindeki kütüphanesinin yağma edildiğini duyunca Yunusvâri bir şiir yazmış.
Sevdim seni hep vârım
Yağmadır alan alsın.
Gördüm seni efkârım
Yağmadır alan alsın.

Aldı çü beni benden
Geçtim bu cân u tenden,
Aklım dahi her vârım
Yağmadır alan alsın.
 
Ben varlığımı attım
Dost varlığına yettim,
Her usluya bazârım
Yağmadır alan alsın.

Geçtim ben âd u sandan
Çıktım ben o dükkândan,
Hep ırz ile vakârım
Yağmadır alan alsın.

Geldi dile dildârım
Buldum gül-i gülzârım,
Şimden gerû hep varım
Yağmadır alan alsın.

Sen gaibu hâzırsın
Her halime nâzırsın,
Ahval ile etvârım
Yağmadır alan alsın.

Çün buldu gönül yârim
Terk eyledim ağyârım,
İman ile zünnârım
Yağmadır alan alsın.

Mısrî’ye vücub imkân
Bir oldu kamu a’yan,
Tâat ile ezkârım
Yağmadır alan alsın.
 

Bu yazı 907 defa okunmuştur.

YORUMLAR

  • 0 Yorum