Yaşar ATLI

Yaşar ATLI


Göç

28 Mayıs 2022 - 13:13 - Güncelleme: 28 Mayıs 2022 - 13:14

    Geçenlerde göçtüm. On yıldır ikamet ettiğim evden başka bir eve taşındım. Çocukların okulu dolayısıyla taşındım.
     Göçmek gerçekten zor bir iş. Kim bu kelimeyi bulmuşsa helal olsun. Ancak bu kadar isabetli bir kullanım olur. Göçmek gerçekten insanı göçürüyor. Öyle ya, bir duvar yıkıldığında göçtü derler. Yıkılmış harabolmuş yapılara göçük derler.
       Eskiden beridir göçüyoruz.  Köyden kente, doğudan batıya göç hala devam ediyor.
Kalktı göç eyledi Avşar elleri
Ağır ağır giden eller bizimdir
Arap atlar yakın eyler ırağı
Yüce dağdan aşan yollar bizimdir.
     Eskiden göçmek kolaydı. Birkaç parça eşyanı eşeğe yükledin mi göçebiliyordun. Yazın yaylağa kışın kışlağa. Senede iki defa göçüyormuş insanlar. Ama şimdilerde öyle mi? En mütevazi olanımızın evini bile kırk katır ancak taşır.
     Göçmek acayip bir deneyim. Her âdemoğlu ölmeden yapması gereken yüz husustan biridir göçmek. Olur da yaşarken göçmediyse göçemediyse çok da üzülmesin nasıl olsa ölünce göçecek.
Fi tarihinde ‘hijyen cini’ isminde bir yazı yazmayı düşünüyordum. İnsanların temizlik takıntısından, evlerde kullanılan türlü türlü temizlik maddelerinin ziyadesiyle kullanımından dem vurmak istiyordum. Ve o yazıya şöyle başlamak istiyordum. “Cinlere inanır mısınız? Ben inanırım hem de her türlüsüne. Öyle ki hijyen cinine bile inanmaya başladım. Hafta sonu evimizde yapılan temizlik bu inancımı pekiştirdi. Öyle dipli bucaklı bir temizlik yapılır ki sanki bir cin evin en olmadık bir köşesine saklanmış da onu ortaya çıkarmaya çalışıyormuşuz gibi kendimizi helak edercesine bir temizlik yapılır.” Ve bunları yazarken de ne gerek var bu kadar temizliğe canım deyip yarı mizahi bir şekilde çıkacaktım işin içinden. İyi ki böyle bir yazı yazmamışım.
       Göçmek çok acayip bir deneyim dedim yukarıda. Gerçekten acayip. Çünkü hijyen cini göç esnasında ortaya çıktı. Tertemiz cillop gibi ev, eşyalar çıktıktan sonra beni çok şaşırttı. Bu kadar toz gubar nerede saklanmış hayret. Sadece toz mu? Bu da lazım olur, şunu da atmayayım, ayy kıyamam bu da kalsın deyip ne kadar lüzumsuz şey biriktirmişiz meğer.
      Tabi bir yerden göçmek kolay değil. Anılar, dostluklar, arkadaşlıklar oturduğun ev, evin odaları, pencereden bir milyon kere gördüğün manzara bütün bunları ve daha fazlasını terk ediyorsun.
Flanör yazısını yazarken göçmek aklımda yoktu. Flanörün kırkı çıkmamıştı ki göçtüm. Bir âlim demiş ki düşüncelerinize dikkat edin zira gerçekleşiverirler. Hayat insanı iddialarıyla sınar. Herhalde hayat bana dedi ki al sana flanörlük al sana yersizlik yurtsuzluk. Al sana al sana…
Taşındığım evde de muhakkak anılarım olacak. Yeni komşularım olacak. Oranın da penceresinden bir milyon kere bakacağım. Belki sonra yeni bir göç yazısı yazacağım.
      Göçmek iyidir veya kötüdür demiyorum sadece göç psikolojisini azıcık da sosyolojisini anlamaya ve anlatmaya çalışıyorum. Göç öyle bir olgu ki ekonomiden eğitime sağlıktan ulaşıma konforlu yaşamdan bilmem neye birçok bileşeni var.
      Ülkemizde ve dünyada göç var. Bin bir türlü nedenlerle insanlar göçüyor. Tabi gittiği yere uyum sağlama, benimsenme, kültürünü yaşatma, kültürlenme. Yine gittiği yerde barınma, iş imkânı, alt yapı ve üst yapının gelen göçe yeterli gelip gelmemesi, çarpık kentleşme. Ve daha aklıma gelmeyen birçok husus konuşuluyor ve konuşulmaya devam edecek. Yerim dar olmayaydı göç, nüfus, kentleşme, mimari, akçe ve buğday hakkında konuşmanın elzem olduğunu söylerdim.
      Toplu taşıma araçlarına bindiğim zaman cam kenarında biri oturuyor ve ben de onun yanındaki boş koltuğa oturmak zorunda kalmışsam kendimi garip hissederim. Hele istifini hiç bozmaz azıcık da toparlanmazsa içim içimi yer, tüh dağdan geldik bağdakini rahatsız ettik diye düşünürüm. Hele bir de ‘sen de nereden çıktın’ bakışı fırlatırsa huzursuz olurum, ölürüm artık. Fakat iki durak sonra cam kenarındaki iner ve ben cam kenarına geçerim. Az önce içimden geçen erdem vaazımla sınanırım. Ey hayat ben sana teslim olmuşum sınama beni artık.
      Arkadaşlarıma dedim ki bir göç yazısı yazıyorum hemen bir cümle söyleyin. Arkadaşlardan biri de dedi ki ‘göçtü kervan kaldık dağlar başında.’ Yunus Baba derin söylemiş. Geç kalmamak, hiçbir şey için geç kalmamak lazım. Ama insanın içindeki şu geç kaldım duygusu yok mu. Hep bir şeyler için geç kalmışızdır. Çocukluk çağı hariç sanki her an son fasılmış gibi geliyor insana.
       Geç ve göç kelimelerinin aynı kökten gelip gelmediğini, göçün sadece sanayileşmenin bir sonucu olmadığını belki o esnada aklıma gelen birkaç şeyi daha yazmak isterdim. Fakat üzerimde bir göç yorgunluğu ve göçmenin verdiği garip bir psikoloji var. Geç olsun göç olmasın mı diyeyim, insanoğlu göçmen kuşlar gibi mi diyeyim bilemedim ki. En iyisi şöyle diyeyim. Uçun kuşlar uçun.

Bu yazı 227 defa okunmuştur.

YORUMLAR

  • 0 Yorum