Reklamı Geç
Necati KÜÇÜK

Necati KÜÇÜK

Az Efe
necatikucuk@hotmail.com

Sorguçla Büyüyen Bebekler

18 Nisan 2024 - 09:47 - Güncelleme: 18 Nisan 2024 - 09:48

Ekmek en doyurucu nimettir. Ekmek tek başına yemektir. Bizler Türk milleti olarak çok ekmek tüketiriz. Ancak yere düşen ekmeği üç kere öpüp başımızın üzerine koymamızın başka nedenleri de vardır.
Benim çocukluğumda yani altmışlı yıllarda hem bebek büyütüp hem de tarla bağ bahçe işlerinde çalışmak zorunda olan anneler, bu kadar yoğun iş güç arasında bebeklerini oyalamak için bazı pratik yöntemler geliştirmişlerdi. Mesela temiz bir bez parçasının içerisine yarım lokum koyup sıkıca bağladıktan sonra emzik niyetine bebeklerine verirlerdi.
Evde lokum yoksa bir parça ekmeği toz şeker ile birlikte çiğneyip sonra bu şekerli ekmeği yine bir bez parçasının içerisine koyarak emzik niyetine gibi bebeklerine verirlerdi. Bez parçası bebeğin boğazına kaçmasın diye de bir ucundan çatal iğne ile bebeğin kıyafetine tuttururlardı. Tıpkı bazı anne kuşların avladıkları balıkları kursağından çıkarıp yavrusuna yedirmesi gibi, bebek annenin ağzından çıkan mazı büyüklüğündeki bu şekerli ekmeği emerek oyalanırken anneler de kendi işlerine bakarlardı. Bizim oralarda annelerin bebekleri için hazırladıkları bu karışıma “Sorguç” denirdi.
Yine çiğnenmiş lapa şeklindeki ekmek, ufak tefek yaralanmalarda tampon gibi kanayan yaranın üzerine konulup bir bez ile sarılarak kanın dinmesini için kullanılırdı. Ekmek, yeri gelir bebekler için emzik, yeri gelir kanayan yaralar için tampon olurdu. Çünkü kırsal bölgelerde yaşayan insanlar, ortaya çıkan sorunlarını çözmek için ellerindeki yegâne malzemeyle bazı pratik çözüm yolları bulmuşlardı. Bu tecrübeler nesilden nesle aktarılarak o günlere kadar gelmişti.
Yine o yıllarda kişi başına daha az ekmek üretilirdi. İsrafı önlemek için belki öylesi daha iyiydi. Akşam saatlerinde eve beklenmeyen bir misafir geldiğinde, o saatlerde bakkallarda ekmek kalmadığı için insanlar komşulardan ya da lokantalardan ekmek isterlerdi. Üniversite eğitimine devam ettiğimiz seksenli yıllarda ise gece ders çalışırken karnımız acıkırsa, en yakındaki fırında taze ekmeğin çıkması için gece yarısını bekler, pijama ile ekmek almaya giderdik. Üstelik eve dönüş yolunda ucundan acık koparıp yemekten kendimizi alamaz, çoğu zaman ekmeğin sadece yarısını eve getirebilirdik. O taze ekmeğin sıcaklığını ve kokusunu hatırlamayanımız yoktur.
Ancak bugün görüyoruz ki sokağımızdaki bakkal amca bakkal dükkânını kapatırken bile hala dolabında satılmamış ekmekler oluyor. Demek ki gereğinden fazla ekmek üretiliyor ve bu fazla üretim israfa neden oluyor. Ülkemizde günlük iki milyon kadar ekmeğin israf edildiği tahmin ediliyormuş. Bu konuda makro tedbirler almak elbette merkezi hükumetin ve yerel yöneticilerin görevidir. Yeni nesiller yokluğunu fazla görmedikleri için ekmek israfı konusunda yeterince hassas davranmıyor olabilirler. Biz yetişkinler evlerimizde aile üyelerini bilinçlendirerek ekmek israfının önlenmesi konusunda katkıda bulunabiliriz.
EN BÜYÜK MUTLULUK
Sahaflar, eski basım kitapları, tekrar basımı yapılmayan kitapları, klasikler arasına girmiş kitapların ilk basımlarını ve ucuza satılan okunmuş kitapları sevenlerin en çok ziyaret ettikleri yerlerdir. Yeni yayımlanan kitapları sevenler ise kitapçılara ya da internet sitelerine bakarlar. Hem indirimli kitapların satıldığı hem de imza günlerinin ve edebiyat söyleşilerinin düzenlendiği Kitap Fuarları ise okuyucularla yazarları bir arayan getiren güzel organizasyonlardır. Pek çok okur, yazarından imzalı kitap almak için bu fuarlara gelir. Yazarından imzalı kitaplar onlar için özel kitaplardır. Hatta bazı okurlar yazarından imalı kitaplarını ayrı bir dolapta özenle muhafaza ederler.
Keza yazmaya yeni başlayan insanların ilk hayallerinden birisi de günün birinde kendi kitabını veya kitaplarını okurları için imzalamaktır. Hele bir de imza masasının önünde uzun bir kuyruk oluşmuşsa o yazardan daha bahtiyarı yoktur.
Her ne kadar masamın önünde uzun kuyruklar oluşmamışsa da ben de bu bahtiyarlığı yaşayanlardan birisiyim. İstanbul’da, Bursa’da, İzmir’de ve yakın kasabalardaki çeşitli organizasyonlarda kitaplarımı okurlarım için imzalama bahtiyarlığına eriştim. Kitap fuarlarında benim gibi yeni yazmaya başlayan yazar adayı arkadaşlarla ve pek çok kitabı yayımlanmış ünlü yazarlarla tanışma fırsatı buldum. Bazı yazar arkadaşlarla karşılıklı kitaplarımızı imzalayıp bir birimize hediye ettik. Hatta bir yazar arkadaşım bu hediyeleşmeyi “Kitaplaşmak” olarak tanımlamıştı.
Bu imza günlerinde kırk elli yıl önceki öğretmenlerimizle ve okul arkadaşlarımızla buluştuk. Dar zamanda, tadı damağımızda kalan hızlandırılmış sohbetler yaptık. Bir zamanlar okul sıralarını paylaştığımız arkadaşlarımızın eşleriyle, çocuklarıyla hatta torunlarıyla tanıştık. Çocuklarımıza ve torunlarımıza övünçle okul yıllarındaki arkadaşlığımızdan ve okul anılarımızdan bahsettik. Telefon numaralarımızı alıp verdik ve birlikte fotoğraflar çektirdik.
İşte şimdi önümüzde yine bir imza günü var. 20 Nisan Cumartesi günü kimselere randevu vermeyin de bu sevinci birlikte yaşayalım. Yine özlemle ve sevgiyle kucaklaşalım. İzmir Kitap Fuarında görüşmek dileğiyle, gönülden sevgiler…

Bu yazı 165 defa okunmuştur.

YORUMLAR

  • 0 Yorum