Ahmet İNCE

Ahmet İNCE

gordesgazetesi@gmail.com

Mutluluk-Namaz Ekseni

23 Mart 2026 - 10:29 - Güncelleme: 23 Mart 2026 - 10:35

            Bugüne kadar hiç kaleme alınmamış bir konuyu, sizlere anlatmak istiyorum. Mutluluk kavramı ile namaz ibadeti arasında nasıl bir ilişki vardır? İnsanlığın var olduğu günden bugüne, peşinden koştuğu mutluluk kavramı, niye şimdiye kadar namaz ibadeti ekseninde değerlendirilmemiş?
            Uzun zamandır, bu ve benzeri soruların cevaplarını arayıp durdum.
            Modern çağın bütün imkânlarına rağmen, insanlığın mutluluğu nedir, ne değildir tartışılıyor. Akademi çevrelerinde müthiş çalışmalar var. İlginç araştırmalar, konuyu derinliğine irdelemeye çalışıyor, dikkat çekici sonuçlara ulaşıyor. Bu gelişmeleri, bir müddettir detaylı biçimde takip ediyorum.
            Nedir mutluluk? Peşinden koşulan yedi kandilli Süreyya mı? Yaşam tarzımızda bir amaç mı yoksa sonuç mu? Anlık ve ritüel hale gelmiş alışkanlıklar mı? Yoksa onların dışında başka bir şey mi?
            Psikiyatrist Victor Frankl’nin, şu tanımını önemsiyorum; “Mutluluk kovalanılacak bir hedef değildir. Hayatla kurduğumuz anlamlı bir ilişkinin yan ürünüdür.”
            Peki, bu anlamlı ilişkiyi nasıl kuracağız? Ortak görüş şu şekilde. 1, Bakış açımızı değiştireceğiz. 2- Düşünce biçimimiz geliştireceğiz. 3- Etkinlikleri çeşitlendireceğiz.
            Deniyor ki mutluluk bir termometredir. Oda sıcaklığı gibi. Her an sizi ölçmektedir. Bunu başarmanın yolu, hayata ve olaylara karşı olan bakış açımızı değiştirmekten geçer. En negatif durumlarda bile, pozitif düşünce biçimini geliştirmek gerekir. Bir defaya mahsus değil. Devamlı olarak, farklı etkinliklerle sağlanabilir mutluluk.
            Dünyada bu konuyla ilgili, önemli ölçekler geliştirilmiş. Mesela Oxford Mutluluk Ölçeği ve Yaşam Memnuniyet Ölçeği gibi. Onlarda gördüğüm kriterler, Filozof John Stuart Mil’in şu sözlerine ne kadar uygun düşüyor; “Yalnızca mutluluğun ötesinde bir şeye odaklananlar mutlu olabilir.”
            Biraz açmak istiyorum.
            Mutluluğun içsel ve dışsal kaynakları var. Para, mevki, makam, zevk, safahat ve daha fazlası. İnsan bunlarla mutlu olduğunu sanır. Ancak hiç tükenmemesi ve tekrarı gerekir. Zevk ve keyif aldığınız etkinliklerin, bir müddet sonra sizi mutlu etmediğini fark edersiniz. Sonra tehlikeli bir uca doğru savrulursunuz. Tıpkı Epstein hikâyesinde olduğu gibi.
            Mutluluğun içsel yönü huzurdur. Öyle değerlere sahip olacaksınız ki sizi devamlı mutluluk ikliminin içinde tutsun. 1800 yıl önce yaşamış Aristoles’in şu sözleri, bu görüşü teyit ediyor; “Mutluluk anlamlı bir yaşamla mümkündür.”
            O zaman, şu sorunun cevabını aramak zorundayız. Nedir anlamlı yaşam? Başka deyişle, yaşam nasıl anlamlı hale getirilebilir? Psikiyatristlerin dediği gibi, bunu başarmada sarsılmaz bir kabule ihtiyacımız var demektir.
            İşte tam da bu noktada, namaz ibadetine dikkat kesiliyorum.
            Yıllardır Kur’an araştırmalarına devam ediyorum. Klasik öğretilerin aksine, namaz ibadeti konusunda farklı bilgi ve detaylara ulaştım. Bunu sorular sorarak ve o soruların Kuran’da cevabını bularak başardım.
            Namaz Âdemden bugüne, tüm ümmetlere farz kılınmış. “Niçin namaz” konusunda da ciddi hikmetler anlatılmış. Mesela, bunlardan birisi zikirdir. Kur’an Musa’nın kıssasını anlatırken şöyle diyor; “Mısır’da evlerinizi mescit edinin ve zikrim için namaz kılın.” Dolayısıyla her namaz Allah’ı anmaktır, hatırlamaktır. Bizi var eden, nimet veren kudreti sonsuz olan Rabbimiz, her türlü övgüye ve anmaya layıktır.
            O namazın vakitleri, yine Kuran’da açık ve seçik olarak bildirilmiştir: “ve egımüssalate tarafennehar ve zülfe minel leyl.” (Gündüzün iki tarafında ve gecenin gündüze yakın kısımlarında namazı kıl.) Gündüzün iki tarafı, öğle ile ikindidir. Gecenin gündüze yakın kısımları; akşam, yatsı ve sabahtır.
            Namazın 5 vakit olması, uzun zaman merak konusu oldu bende. Mesela niye iki ya da üç değil de 5 vakit? Bunun bir hikmeti olmalıydı. Yani bilgisi. Çünkü Kuran’da; “Külli şeyin halaknahü bi gadr” (Yarattığımız her şeyde bir ölçü vardır) ayeti çok sık tekrarlanıyordu. Öyleyse namazın 5 vakit olarak takdir edilmesi, bir ölçüye işaret ediyordu.
            Mutluluk konusundaki akademik araştırmalar, mutluluğun 4 düzeyinden bahsediyordu. Bunun en üst düzeyini, koşulsuz ön değer hissi olan, “huzur” kavramıyla açıklıyorlardı.
            İşte namaz buydu. Mutluluğun en üst seviyesi kabul edilen, “huzur” kavramını inşa ediyordu.
            Hayatın akışı içinde; sıkıntılara, yorgunluklara, üzülmüşlüklere, zevklere, keyiflere ve cümlesine karşılık, namaz namütenahi bir imkân sunuyor: HUZUR
            Allah namazla kullarına bir görev veriyor, karşılığında da huzur ikram ediyor. Namazla 24 saati, bölümler halinde anlamlandırıyorsun. Onu anmak, hatırlamak için huzura duruyorsun. Duyduğun haz tarifsiz. Ne paran, ne mevkiin, ne işin, ne kaygın, ne tasan, ne evin, ne çocukların bir an geride kalıyor.
            Ve sen bu hazzı, hayatın boyunca her gün 5 vakit tadıyorsun.
            Böylece, hayata bakış açın değişiyor. Düşünce biçimin genişliyor. Her gün 5 vakitle etkinlik alanın zenginleşiyor. Bu sayede, mutluluğun en üst düzeyi olan “içsel huzura” kavuşuyorsun.
            Demek ki Rabbimizin, namazı 5 vakit takdir etmesi boşuna değilmiş.
            Günümüzde namaz ibadetinden, hızlı biçimde uzaklaşma ve terk var. Hayatın bin bir türlü hikâyesi içinde, nice adli olaylara şahit oluyoruz. Dünya mutluluk endeksinde artık çok gerilerdeyiz. Maddi argümanlarla mutluluk arayanlar uçlara savruluyor.
            Hiç kimse, Mutluluk / Namaz ekseninde savrulduğumuzun farkında bile değil. Namaz terk edildikçe, mutsuzluk katsayısı hızla yükseliyor. Meseleye, bir de bu açıdan bakmak gerekmez mi?
            Diyanet, klasik namaz öğretisini bırakıp, bunalım çağının derdine çare olacak, yeni bir anlatım gerçekleştirmek zorundadır.
            Akademik çevrelerin mutluluk meselesine, bir de namaz yönüyle bakması gerekir diye düşünüyorum.

Bu yazı 117 defa okunmuştur.

YORUMLAR

  • 0 Yorum