Ahmet İNCE

Ahmet İNCE

gordesgazetesi@gmail.com

Kurbanın Hükmü Nedir?

14 Temmuz 2021 - 19:32 - Güncelleme: 14 Temmuz 2021 - 19:33

Kurban kelime anlamı olarak; Allah’a kulluk ve Allah’a yakınlaşma demektir. Geleneksel din anlayışının aksine, kurban Âdem Aleyhisselamdan itibaren, tüm ümmetlere emredilmiş bir ibadet şeklidir.
            Geleneksel din anlayışında, kurban emrinin İbrahim Aleyhisselamın kıssasıyla başladığı söylenir. Müslümanların büyük çoğunluğu böyle bilir ve böyle hareket eder. Hâlbuki Kur’an bilgisi, bize bunun tam aksini söylüyor.
            Kurban kesme görevi, tüm ümmetlere emredilmiştir. Kur’an’ın ilgili ayeti şöyledir:
            “Her ümmete kurban kesme görevi yükledik ki kendilerine rızık olarak verdiğimiz en’am (koyun, keçi, sığır ve deve) cinsinden hayvanların üstüne Allah’ın adını ansınlar. İlahınız tek ilahtır, siz yalnız Ona teslim olun. Sen alçak gönüllülere müjde ver.” (Hac–34)
            Demek ki önceki ümmetler de, kurban kesmekle yükümlü tutulmuşlardır. Onlarla ilgili kıssaları, Kur’an’da aramak gerekir. Mesela Âdem ve oğullarıyla ilgili kıssa anlatılarak, önemli bilgiler verilmiştir. Kur’an’ın bilgisine kulak verelim:
            “Onlara Âdem’in iki oğluna ait şu gerçek olayı anlat. Bir gün Allah’a,  birer sunuda/ kurban bulunmuşlardı da birininki kabul edilmiş, diğerininki kabul edilmemişti. (Kurbanı kabul edilmeyen) ‘seni kesinkes öldüreceğim’ dedi. Öteki; ‘Allah sadece kendinden çekinenlerinkini kabul eder’ dedi.” (Maide–27)
            İbrahim Aleyhisselamın kıssasını,  Kur’an tafsilatlı biçimde anlatmaktadır:
            “Oğlu kendisiyle çalışabilir yaşa gelince İbrahim dedi: ‘Oğulcuğum rüyamda gördüm, seni boğazlıyormuşum. Buna ne dersin sen?’ Oğlu dedi: ‘Babacığım sen sana ne buyrulduysa onu yerine getir. Allah düzenine uygun bulursa beni katlananlar arasında bulursun.’ İkisi de Allah’a teslim olmuştu. İbrahim onu yüzükoyun yatırdı. Bizde ona şöyle seslendik: ‘Ey İbrahim! Sen rüyanın gerektirdiği işi yaptın. Biz iyilik edenlerin karşılığını işte böyle veririz. Çünkü bu açıktan açığa bir sınanma idi.’ Ona kurtulmalık olarak büyük bir koç verdik.” (Saffat, 102–108)
            Kur’an’ın anlattığı iki olayda, kurban ibadetiyle ilgili tefekkür edilmesi gereken noktalar vardır. Âdem’in oğulları kıssasında, kurbanı kabul edilmeyen Kabil’dir. Kabul edilen kurban Habil’e aittir. Nedir kurban’ın kabul edilmesine temel teşkil eden durum? Sadece Allah’tan çekinmedir. Demek ki hayatını, yalnızca Allah’a kul olarak geçirenlerin kurbanı kabul olmaktadır.
            İbrahim Rabbine boyun eğmiştir. Oğlu İsmail, bu imana aynı şekilde eşlik etmiştir. Kurban kesmek için, Allah’a kulluk kadar, Allah’a yakınlaşma arzusu söz konusudur. İbrahim-İsmail örneğinde olduğu gibi: “Allah sadece kendinden çekinenlerin kurbanını kabul eder.”
            Eğer kurban kesmede bu ruh, bu iman, bu kaygı yoksa iş et pazarına döner. Tıpkı günümüzde olduğu gibi. Namazsız, oruçsuz geçen bir ömür düşünün. Hak ve hukuka riayet etmeyen bir ömür düşünün, ahiret kaygısı taşımayan bir ömür düşünün. Sonra da kurban kesiyorum deyin. Gelenek böyle, kesmezsek ne derler derdine düşün. Bu kurban olur mu?
            Tıpkı Habil’in söylediği gibi: “Allah sadece kendinden çekinenlerinkini kabul eder.”
            Kur’an’ın anlatısından, çıkarılması gereken hakikat şudur. Kurban herkese değil, her ümmete farz kılınmıştır. Herkes kesecek diye bir durum söz konusu değildir. Bir eve mensup ev halkına, bir kurban yeterlidir. Şu hadis, bu durumu göstermektedir: “Ey insanlar! Her sene her ev halkına kurban kesmek gerekir.” (Tirmizi, Edahi–18)
            Kurban’ın hükmüyle ilgili olarak, şu görüşler dikkat çekicidir:
            “Kurban hiçbir ibadete benzemez. O, fertlere değil, ümmete farz kılınmıştır. Bazen bir kişi, ümmet adına kurban kesebilir. Nitekim Allah elçisi, bir kurban bayramında tek bir koç kesmiş ve şöyle demiştir: ‘Ben İbrahim’in dini üzere yüzümü, doğrudan doğruya gökleri ve yeri yaratana çevirdim. Ben müşriklerden değilim. Benim duam, kurbanım, hayatım ve ölümüm, varlıkların rabbi Allah içindir. Ben Müslümanlardanım. Allah’ım! Bu sendendir ve sanadır; Muhammed’den ve ümmetinden, bismillahi vallahu ekber..” (Ahmet b. Hanbel, Müsned 3, sf:356)
            “Allah’ın elçisi bir keresinde de besili, boynuzlu iki koç almıştı. Birini; ‘Allah’ım bu ümmetimden senin birliğine ve benim tebliğime şahitlik eden herkes adınadır.’ İkincisini de; ‘Bu Muhammed ve ailesi adınadır’ diyerek kesmiştir. (Müsned 4, sf:391) Nebimiz Medine’de geçirdiği 10 yıl boyunca hep kurban kesmiştir.” (Prof. Dr. Abdülaziz Bayındır. Kitap ve Hikmet Dergisi sayı:3 sf:11)
            Dolayısıyla kurban, Allah’a kulluk bilincine varmış, bu bilinçle yaşamış ve Allah’a yakınlaşmayı arzu etmiş insanlar için söz konusudur. Ayrıca herkese değil, ümmete farz kılınmıştır.
            Kurban kesmedeki bu önceliği, şu şartlar takip etmelidir. Konuyla ilgili aşağıdaki görüşleri önemsiyorum:
            “Hac suresi 34. ayette, ‘Allah’ın ismini kendilerine rızık olarak verdiği..’ şeklinde belirtildiği gibi kurban kesmekle mükellef olanların, bu imkana sahip olmaları gerekir. Bu ifadeden, kurban kesmesi gerekenlere kurbanın (veya maddi karşılığının) rızık olarak verilmiş olması gerekir.
            Bu durumda, maddi vaziyeti iyi olmayanların, borçluların kurban kesmekle yükümlü olmadıkları açıkça söylenebileceği gibi; borçlanarak, kredi kartıyla zorlanarak kurban kesilmesinin de gerekmediği söylenebilir.” (Dr. Abdurrahman Yazıcı, Kitap ve Hikmet Dergisi, sayı:3, sf:20)

Bu yazı 436 defa okunmuştur.

YORUMLAR

  • 1 Yorum
  • Dr Süleyman Sami İlker
    2 ay önce
    Ahmet kardeşim çok güzel tespitler. Allah razı olsun. Çok sağ olun.