Türk milleti, Milli Mücadeleyi meclis eliyle yapmıştır. Dünyada bunun ikinci bir örneği yoktur. Dolayısıyla meclis, sadece demokrasinin değil aynı zamanda milletin de mabedidir. Gazi meclis unvanını alması, kesinlikle sıradan bir tanımlama değildir. Hal böyleyken; son bir asırlık tarihinde, meclis bu tarihi misyonuna layık olabilmiş midir?
Başka bir ifadeyle; o kutsal çatı altında görev yapanlar, bu tarihi mirasın hakkını verebilmiş midir? Hüzünle söylemeliyim ki verememiştir.
Yıl 9 Şubat 1925. Cumhuriyet henüz iki yaşında. Mecliste olmadık bir mesele yüzünden tartışma çıkar. Bir önergeyi imzalama tartışmasında silahlar çekilir. Ardahan mebusu Deli Halit Paşa vurulur. 5 gün sonra, 14 Şubat 1925 tarihinde hayatını kaybeder. Son nefesinde; “Beni hergele Rauf vurdu” der. Sonra konunun üzeri kapatılır.
Yıl 29 Mart 1989. Meclis genel kurulunda tartışmalar şiddetlenir. ANAP’lı İdris Arıkan ile DYP’li Zeki Çeliker, silah çekip birbirinin üzerine yürür. Ortalık karışır. Abdürrezak Ceylan kavgayı ayırmak ister. O sırada silahlar patlar ve kavgayı ayırmaya çalışan Abdürrezak Ceylan hayatını kaybeder.
Yıl 30 Ocak 2001. Meclis genel kurulunda büyük bir kavga başlar. Vekiller yumruk yumruğa birbirine girer. Ağzı burnu kırılanlar, kafası yarılanlar genel kurulu savaş alanına döndürür. DYP Şanlı Urfa Milletvekili Fevzi Şıhanlıoğlu, aldığı yumruklar sonrası hayata veda eder. Kalp hastası olan Fevzi Şıhanlıoğlu, 55 yaşında kim vurduya gider. DYP genel başkanı Tansu Çiller, şöyle açıklama yapar; “Demokrasimiz şehit vermiştir.”
Meclisin şanını gölgeleyen, ölümlü olaylar bunlar, Peki ya bitmek tükenmek bilmeyen, ölümsüz kavga ve dövüşleri hatırlayanınız var mı?
Yıl 15 Mayıs 1954. Demokrat Parti- CHP çatışması had safhada. Meclisin o güne kadar görmediği bir kavga yaşanıyor. Vekillerin tamamı birbirine giriyor. O kavganın şiddetine, gazeteler şöyle manşet atıyor; “ Mecliste Boks Maçı.”
Yıl 1958. Dört yıl önceki boks maçı, mecliste yeniden tekrarlanıyor.
Yıl 1968. Mecliste bu sefer farklı bir dövüş sergileniyor. Adalet Parti milletvekilleri hep birden, Türkiye İşçi Partili milletvekillerini ele alıyor, bayıltıncaya kadar dövüyor. Yaralı TİP’li milletvekilleri arasında, Çetin Altan da bulunuyor.
Yıl 1975. Süleyman Demirel Başbakan. Mecliste güven oylaması yapılacak. Durum son derece nazik. Bir oyun hesabı yapılıyor. Mecliste müthiş bir gerginlik var. Netice itibarıyla silahlar çekiliyor. Demirel sadece 4 oy farkla güvenoyu alabiliyor.
2016, 2017, 2021, 2024, 2025 yıllarındaki meclis kavgalarını sizler hatırlıyorsunuz. Son final ise geçtiğimiz günlerde mecliste yaşandı, sizlerin malumu..
Denir ki “demokrasilerde milletin mabedi meclistir.” Doğru söze laf katılmaz. Ama bir şey daha söylenir; “meclis milletin aynasıdır.” Bu sözü de aldım başıma koydum.
Ancaak şu soruyu sormadan edemiyorum; son bir asırda bu meclis, milletin aynası olabildi mi?
Bence olamadı.
Zira o ayna kırık.
Demokrasi, sadece sandık mıdır? Demokrasi çoğunluğun mu yoksa çoğulculuğun mu adresidir? Çok partili hayata geçtiğimiz günden bugüne, bu iki konuda tercihimizi negatif yönde kullandık. Bu yüzden meşvereti iptal ettik. Hoşgörüyü rafa kaldırdık. Kavgalı, kamplaşmalı bir siyaset tarzını benimsedik.
Ben bildim bileli, siyasi partiler yasasının değiştirilmesi konuşulur. Kimse değişime yanaşmaz. Bolca konuşulur ancak kimse elini taşın altına koymaz. Çünkü bizde, şeklen demokrasi vardır fakat ruhen yoktur.
Partiler milletvekili adaylarını nasıl belirler?
Ön seçim lafta kalır. Listeyi genel merkezler yapar. Kimdir bu isimler, seçmen bilmez ve tanımaz. O gider sandığa, partisi adına oy kullanır. Seçilen ismin kimliği umurunda değildir. Senin partinin milletvekilleri kimler, say bakalım isimlerini dediğinizde afallar.
Dolayısıyla vekil seçilen isimler için, tabanın sesi önemli değildir. Onlar kendilerini, seçilecek sıralara koyan parti genel merkezlerine adamışlardır. Hesap; hep bir sonraki seçimde, seçilebilecek sıraya konmaktır.
Bu yüzden parti genel merkezleri ne diyorsa onu yaparlar. Kaldır parmağını, indir parmağını hikâyesidir bu. Çıkarılan kanun maddesi nedir veya ne değildir, umurlarında olmaz.
Şüphesiz böyle bir insiyakla, mecliste zaman zaman yumruklarını savurur, bazen silah çekerler ve yukarıya sadakatlerini ispat ederler.
Yıllardır, şöyle bir şeyi arzu ve hayal etmişimdir.
Keşke her bir milletvekilliği için, bir tek seçim bölgesi olsaydı. Partiler o bir tek milletvekilliği için, adayını ön seçimle belirleyebilseydi. Nasıl olurdu ama. Halkın içinden, halkın dertleriyle iç içe olmuş, halkın pürüzsüz biçimde meclise gönderdiği vekilleri düşünün.
İşte o meclis gerçek anlamda, demokrasinin mabedi, milletin aynası olurdu. Ve o ayna hiçbir şekilde kırılmazdı…


YORUMLAR