Mizah!

Ahmet İNCE gordesgazetesi@gmail.com

            İnsanın fıtratında var. Yergi, hiciv, taşlama, gülmece, güldürmece, düşündürme, eleştirme ve dahası yekpare mizah kavramının içinde yer alır. Hayatın her safhasında, insan için bir ihtiyaçtır. Tıpkı oynayıp eğlenmek gibi..
            Bu konuda millet olarak, devasa bir kültüre ve geçmişe sahibiz. Kaç nesil Nasrettin Hoca hikâyeleri ile büyümüştür. İncili Çavuş hikâyelerinin her biri, hem düşündürür ve hem güldürür,. Ya Behlül Dane hikâyeleri, ufkumuzu açar, bizi titretir.
            Kaynağı belli olmayan, anonim halk fıkralarını toplamaya kalksan kaç kitap eder. Özellikle dini konulardaki fıkralar, üstün bir kavrayışın ve idrakin ürünüdür. Onları anlatan da, dinleyen de dine hakaret yaftasıyla ayıplanmaz.
            Türkün binlerce yıllık serüveninde, söz olmazsa olmazdır. Üstad Cemil Meriç, bu tarihi hakikati şöyle vecizeleştirir: “Kelam haysiyettir.” Mizah, o haysiyeti bazen güldürerek, bazen düşündürerek, bazen eleştirerek kullanır.
            Batı dünyasında ismi “Hümor”. Bizde mizah. Mizah ustaları ayrıcalığa sahiptir. Zira istemekle olunmaz. Allah vergisi bir yetenektir ve ancak geliştirilir. Dolayısıyla mizah ustaları, toplumda istisna bir mevkiye sahiptir.
            Yıldırım Beyazıt bir cami yaptırır. Hocasını davet ederek, camiyi gezdirir. Elbette bir iltifat beklemektedir. “Nasıl olmuş hocam” diye sorar. Kısa süreli bir sükûttan sonra, hocası şöyle cevap verir; “Her şeyiyle yerli yerinde ve güzel bir eser olmuş. Ancak bir eksiği var.”
            Beyazıt şaşkınlıkla sorar; ‘Nedir hocam?”. Hocası cevap verir; “Caminin meyhanesini unutmuşsun..” Mizah işte bu, hocası Beyazıt’ın içki içmesini böyle eleştirmiştir.
            Osmanlı bir dönem, Yörük Türkmenleri iskâna zorlar. Türkmenler yaylaları ve dağları terk edip, ovaya inmek istemez. Nice acı olaylar yaşanır. İşte Dadaloğlu’nun şu mısraları, bu uygulamaya toplumsal bir itirazdır:
            Belimizde kılıcımız kirmani
            Dağları deler okumuzun temreni
            Hakkımızda devlet eylemiş fermanı
            Ferman padişahınsa dağlar bizimdir.

            Hicvin büyük ustası Şair Eşref, bir bayram günü İstanbul vilayetinin önündedir. Kalabalık büyük izdiham oluşturur. Bunun üzerine vali, pencereyi açarak emir verir; “Dağıtın şu eşek milleti.” Eşref anında iki satır bir şeyler yazıp, bir şekilde valiye gönderir:
            Erbab-ı mansıptan birisi millete eşek demiş.
            Eşek demekle eşek olmaz bu millet ama can sıkar
            Bu millete eşek diyen vali bilmez mi ki
            Valilerde Sadrazamlarda bu milletten çıkar.
            Tek parti dönemi. Neyzen Tevfik, Bakan Cevdet Kerim İncekara ile karşılaşır. Bakan hürmet gösterip, özel kartvizitini kendisine takdim eder. “Ankara’ya gelirseniz, sizi mutlaka ağırlamak isterim.” davetinde bulunur. Bir vakit sonra, Neyzen’in yolu Ankara’ya düşer. Hadi bakalım, şu Bakanı ziyaret edelim der. Kapıdakiler önce bekletir, sonra içeri bile almaz. Kartvizite bir şeyler yazıp, yetkililere verir ve geri döner. Ne mi yazmış dersiniz?
            Gel dedi Bakan Kerim
            Bekliyorum Allah Kerim
            Kuru fasulye yedim tutmaz “gerim”
            Ha benim “gerim” ha bakan Kerim.. (Ger: büyük hacetin yapıldığı organ.)
            Necip Fazıl, esas yönüyle büyük belagat ustasıydı. Büyük Doğu sayılarının birinde, bir yazı kaleme aldı. Başlık şu şekilde idi: “Yüksek Meclisin Alçak Vekillerine”. Hakkında dava açıldı. Savunması, aslında mizahın ne güçlü bir silah olduğunun göstergesiydi. Meclis kürsüsü yüksekte kalıyor, vekiller kürsüye göre alçak seviyede oturuyordu. Hâkime bunu anlattı ve beraat etti.
            Keçecizade Fuad Paşa. Tarihimizin yetiştirdiği en önemli devlet adamlarındandır. Onunla ilgili, daha önce çok şeyler yazmıştım. Paşa Petersburg’ta, Çar 1. Nikola ile diplomatik görüşmeler yapar. Bir ara Çar, takılmak amacıyla Fuad Paşaya şöyle bir soru sorar; “ Miraç’ta peygamberiniz, gökyüzüne hangi merdivenle çıkmıştı?”
            Şu hazır cevaba bakar mısınız?
            “Hangi merdivenle olacak? İsa’nın çıkarken, geride bıraktığı merdivenle..”
            Kanaatimce, Fuad Paşa o sözü bugün söyleseydi, hakkında mutlaka dava açılırdı.
            Zaman ilerledi, söz çizgiyle birleşti ve mizah karikatürlere taşındı. Teknoloji gelişti, sahneleri doldurdu. Tiyatro gurupları, stand-up sunumları toplumun mizah ihtiyacını karşılamaya devam etti.
            Nehar Tüblek, Bedri Koraman gibi çizgi ustalarını büyük keyifle yıllarca takip ettik. Devekuşu Kabare ekibini izlemeye doyamadık. Cem Yılmazla başlayan ve yeni kuşakları peşinden taşıyan stand- up ustalarını, aynı duyarlılıkla takip ediyoruz.
            Tarihi mefahirimizin akışına, toplumsal zenginliğimizin aksine farklı bir iklim yaşıyoruz. Bazen bir kelime, bazen bir benzetme, bazen bir tenkit itiraz konusu olabiliyor.
            Bugün; Dadaloğlu devlete isyan etmiştir diyebilir misiniz?
            Bugün; Yıldırım Beyazıt’ın hocasını zındıklıkla suçlayabilir misiniz?
            Bugün Şair Eşrefi devleti ricalini aşağılamaktan yargılayabilir misiniz?
            Bugün Neyzen Tevfik’i ahlaksızlıkla yaftalayabilir misiniz?
            Bugün Necip Fazıl’ı milletvekillerini tahkir etmekle itham edebilir misiniz?
            Ve bugün Keçecizade Fuad Paşayı, dini değerleri aşağılamaktan yuhalayabilir misiniz?
            An itibarıyla, eski Türkiye’nin mizah zenginliğini ve mizah ustalarını özlüyorum.
            70’i yıllardı. İktidarda 2. Milliyetçi Cephe hükümeti vardı. Süleyman Demirel Başbakan; Alpaslan Türkeş, Necmettin Erbakan, Turan Feyzioğlu Başbakan Yardımcısıydı. Bir gün Milliyet gazetesinin baş sayfasında, Bedri Koraman imzalı bir karikatür yayınlandı. Başbakan ve yardımcıları, dansöz kıyafetiyle kıvırttırıyorlardı.
            Gazeteyi Demirel’in önüne getirdiler. Baktı, baktı ve derin bir kahkaha attı. Ülkücüler ayaklanmadı. Milli Görüş gençliği sokaklara dökülmedi. Çünkü o karikatürün, önemli bir eleştirisi vardı. Sonraki yıllarda Bedri Koraman, hatıralarında şöyle diyecektir; “Bazı politikacılar, kendi aleyhlerinde espri uydurup, bunu çiz diye bana geliyorlardı.”
            Demem o ki toplum mizah gücünü kaybeder, mizahçılarına hor gözle bakarsa, çok ciddi sorunları var demektir.