Yeni yıllar bazen büyük beklentilerle, bazen de sessiz bir şükürle karşılanır. Biz 2026’ya, eski yılların sıcaklığını yanımıza alarak girdik. Ne gösterişli sofralar vardı ne de televizyonun gürültüsü… Ama bolca anı, samimi sohbetler ve kalpten gelen bir huzur vardı.
Yılbaşı gecemizin başrolünde tombala vardı. Çocukluğumuzdan tanıdık o oyun; aslında bir oyundan çok daha fazlasıydı. Rakamlar okunurken “elli pahası belli ” diyen rahmetli babamın sesi dolaştı evin içinde. Bir an için zaman durdu sanki. Avuçlarımızda beklettiğimiz küçük kâğıtları çıkan rakamın üzerine koyarken bile içimizi tarif edilmez bir sevinç kapladı.
“Birinci çinko!”, “İkinci çinko!”, “Tombala!” diye yükselen sesler, yalnızca oyunun heyecanını değil; geçmişten bugüne taşınan anıları da yeniden canlandırdı. O an anladım ki bazı kelimeler, bazı sesler insanı yıllar öncesine götürmeye yetiyor.
Ailece aynı sofranın etrafında toplandık. Dualar ettik, şükrettik. Yöresel yemekler soframızı süsledi ama asıl doyduğumuz yer kalbimizdi. Televizyon olmadan, sadece sohbet ederek geçirilen bir geceydi bu. Birlikte olmanın, yüz yüze bakarak konuşmanın ne kadar kıymetli olduğunu bir kez daha hatırladık.
2026’ya böyle girdik. Umutlarımızı, anılarımızla aynı sepete koyarak…
Yeni yılın bize getireceklerini bilmiyoruz elbette. Ama bildiğimiz bir şey var: Umut olduğu sürece, geçmiş hep yanımızda yürür. Ve anılar, en zor zamanlarda bile içimizi ısıtmaya devam eder.
" Umut varsa, her yıl güzeldir.”


YORUMLAR