Bazen öyle olaylar oluyor ki insanlar nasıl bu hâle geldik diye şaşırıyor. Gencecik çocukların hiç yoktan birbirine zarar vermesi, öldürmesi, şu an toplumun kanayan yarası. İnsan inanamıyor. Açıkçası bir eğitimci olarak ben çok rahatsız oluyorum. Bu çocuklar nasıl bu hâle gelebiliyor. Bir anne olarak da gitgide korkuyorum. Evlatlarını kaybeden annelerin konuşmalarını, çığlıklarını yüreğimde hissediyorum. Ne yapsın onlar, evlat yetiştirmek kolay mı? Sen o kadar titizlen, yavrunu büyütmek, yetiştirmek için her şeyi yap, yapmaya çalış, sonra bir gün yine aynı yaş grubu başka birileri tarafından sebepsiz veya yan baktın, diye bıçaklan, öldürül. Olacak iş değil. Bu çocuklar, gençler acımasızlığı nereden öğrendiler? Aileleri hiç mi ilgilenmiyor. Aileler, bu çocuklarla baş edemiyorsa devlet ilgilenmeli.
Bu çocuklar, gençler okula gitmiyor mu? Gidiyorsa rehberlik servisleri niçin rapor hazırlamıyor bu çocuklar hakkında? Yavrularımızın başına bir şey gelecek diye korkar olduk. Bu konuda devlete düşen görev büyük olmalı. Böyle çocukları, gençleri tespit edip aileleriyle birlikte ilgilenmeleri gerekir. Olay olduktan sonra hapse at, ondan sonra da kısa bir zaman sonra dışarı sal, doğru bir yöntem değil. Suç işleyen çocuklardan biri “Yaptığıma değil yapamadıklarıma üzülüyorum.” diyor. Bir diğeri de “Bu memleket bize dar gelecek.” diyor. İnsan gerçekten inanamıyor. İyi evlat yetiştirmek hiç kolay değil ki. Aileler gerçekten çocuklarını büyütürken onlarla yeterince ilgileniyor mu, çocuklarının gelişimini takip ediyorlar mı? Aslında iyi evlat yetiştirmek, iyi insan yetiştirmektir. Ve bu sadece nasihatle değil; davranışla, sabırla ve tutarlılıkla olur.
İyi insan olmanın ilk şartı bence vicdandır. Vicdan, okulda öğretilmez; çocuk, vicdanı ilk önce ev ortamında görür, öğrenir. Anne babanın haksızlık karşısındaki tavrı, yalan karşısında suskunluğu ya da cesareti çocuğun karekter harcını oluşturur. Çocuk, “Doğruyu söyle!” sözünden çok doğruyu söyleyen yetişkini örnek alır.
İkinci temel değer ise empatidir. Başkasının acısını anlayabilen bir çocuk, kötülüğü kolay kolay normalleştirmez. Bunun yolu, çocuğu sürekli en iyi olmaya zorlamak değil; başkalarının hikâyelerine kulak vermeyi öğretmektir. Yoksulu, engelliyi, yaşlıyı sadece uzaktan anlatmak değil hayatın içine dâhil etmektir.
Üçüncü olarak sorumluluk duygusunu vermektir. İyi evlat her istediği yapılan çocuk değildir. İyi evlat yaptığı hatanın sonuçlarını öğrenen, emeğin değerini bilen, başkasının yükünü hafifletmeye çalışan çocuktur. Her zorluğu, çocuğun önünden kaldırmak, onu korumak değildir, onu hayatta hazırlıksız bırakmaktır.
Başka önemli bir konu ise adalet duygusunu çocuklara çok küçük yaşta vermektir. Kendi çocuğu söz konusu olduğunda kural tanımayan ebebeyn, aslında en büyük kötülüğü yine kendi çocuğuna yapar. Çünkü adalet duygusu işlenmemiş, gelişmemiş bir birey, gücü eline geçirdiğinde merhamet etmeyi kolayca unutur.
İyi insan olmak, olabilmek için sürekli büyük sözler söylemek değil, küçük ama doğru şeyleri devamlı yapabilmektir. Yardımı gizli yapmak, hatayı kabul edebilmek, güçsüzden yana durabilmek, susulması gereken yerde susmak, konuşulması gereken yerde de cesur olmak…
Unutmamak gerekir ki çocuklarımız söylediklerimizi değil, yaptıklarımızı örnek alır. Bugün daha çok sınav kazanan, daha çok tüketen insanlar yetiştiriyoruz maalesef. Ama daha adil, daha merhametli, daha vicdanlı insanlar yetiştirebiliyor muyuz? Buna bakmak lazımdır. Asıl mesele budur.
İyi evlat yetiştirmek uzun ve zahmetli bir yoldur. Sonuçları hemen alınmaz. Ama bir gün, yetiştirdiğimiz insanın kimseler yokken doğruyu yaptığını gördüğümüzde iyi bir insan yetiştirdiğimizi anlarız. Hem aile hem toplum hem de devlet için en büyük başarı ölçütü, iyi insanlar yetiştirmek olmalıdır. İyi evlat yetiştirmek, iyi insan olmanın en uzun yoludur.


YORUMLAR