Bugün siyasi, sosyal, iktisadi, kültürel pek çok dert ve mesele ile boğuşuyoruz. Neden, niçin, nasıl sorularının cevaplarını aramaya çalışıyoruz. Fakat hiçbiri, yaşadığımız kırılmalara ve çözülmelere ışık tutmuyor. Dolaysıyla halimizi ve melalimizi tarif edemiyor.
Peki niye?
Çünkü asıl probleme, kimse parmak basmıyor. Kendisi o problemin parçası haline gelmiş bir toplum, nasıl kendini tarif edecek? Bunu bir matematik-mantık önermesiyle öyle izah edebilirim;
Giritlinin birisi şöyle demiş: “Bütün Giritliler yalan söyler.”
Bu önerme doğru mudur yoksa yanlış mıdır? Düz mantıkla baktığınızda doğrudur. Ancak dikkatlice baktığınızda, farklı bir sonuç verdiği görülür. “Bütün Giritliler yalan söyler” önermesini bir Giritli söylemiştir.
Dolayısıyla “Bütün Giritliler yalan söyler” önermesini bir Giritli söylediğine göre, bu önerme bir yalandır. Yani önerme doğru değil yanlıştır.
Sanırım bu yüzden olmalı, toplumda hiç kimse asıl derdimizin, ‘adamlık’ meselesi olduğunu dile getirmiyor, getiremiyor. Şunu rahatlıkla söyleyebilirim; Âdem mi yoksa Adam mı kıskacında sıkışıp kaldık.
Bunu anlatmak istiyorum.
Aslında bu hikâye, insanın yaratılmasıyla başladı. Yani Âdemle.
Allah Âdemi bilgi ile donattıktan sonra, melekler ona secde etti. Ve Allah Âdeme şöyle dedi; “Bak Âdem, sen ve eşin şu bahçeye yerleşin, beğendiğiniz yerden yiyin ama ağaca yaklaşmayın. Sonra yanlış yapmış olursunuz.” (Araf- 19)
Sonra Allah, Âdemi şeytana karşı şöyle uyardı: “ Bak Âdem! Bu sana da eşine de düşmandır. Sakın sizi bu bahçeden çıkarmasın yoksa mutsuz olursun..” ( Taha, 117–119)
Böylece Âdem, ilk insan olarak adamlık sınavına tabi tutuldu.
Şeytan bu sınavda, onu şöyle avladı: “Âdem! Sana ölümsüzlük ağacını ve yıpranmayacak bir saltanatı göstereyim mi?”
Dikkat edilirse, şeytan Âdemi iki kavramla avlamayı başarmıştır. Birincisi, ölümsüzlük, diğeri yıpranmayacak saltanat. Bu kavramlar Allah’a aittir. Allah’a ait olanı, insan nasıl kendisinde isteyebilir?
Adamlık, özü ve sözü bir olmaktır. Bu kadar kısa ve nettir tanımı.
Özün içi; ahlaktır, adalettir, doğruluktur, helaldir, ahde vefadır, hukuka riayettir, kamu malına hassasiyettir, emeğe saygıdır, adil bölüşümdür, kula kul olmamaktır, liyakattir, sevgidir, saygıdır, hürmettir, fedakârlıktır, cefakârlıktır ve daha nesi ve nesidir.
Özün böyle olursa sözün de latiftir, naziktir. Netice itibarıyla ‘eminliktir’. Tıpkı Şanlı Nebinin eminliği gibi.
Peki, bugün toplum olarak adamlık adına hangi noktadayız? Çoğunluğun Âdemleştiği, adamın mumla arandığı bir noktadayız. Siyaset, basın, iktisat, cemiyet hayatımıza bir bakın bu gerçekle yüzleşirsiniz.
Adamlık kavramını cinsiyet olarak değil, insani değerler manzumesi olarak değerlendiriyorum. Âdemlik ve adamlık gerçeğinde, bugün geldiğimiz nokta içimi acıtıyor.
Âdem olmak en kolayıdır. Asıl iş adam olabilmektir.
Bigalı Mehmet Çavuş, Çanakkale savaşlarının efsane ismiydi. Türk askerine ‘Mehmetçik’ unvanı, onun kahramanlığı ile verildi. Savaştan sonra, kendisine maaş bağlamak istendi. Kesinlikle kabul etmedi.
Keza Seyit Onbaşı, aynı şekilde maaşı kabul etmedi. Niye mi? Biz vatan için çarpıştık. Maaş için değil. Bu dünyada karşılığını alırsak, ahiretteki karşılığından mahrum kalırız dediler.
Milli mücadelede Mim Mim örgütünün başındaki isimdi. Müthiş işler yaptı. Adı Topkapılı Cambaz Mehmet idi. Savaş sonrası kendisine milletvekilliği teklif edildi. Biz bunca mücadeleyi mevki ve makam için yapmadık diyerek kabul etmedi.
Onlar adam gibi adamdı.
Rahmetli babam da adam gibi adamdı.
Daha gencim. Manifatura dükkânımızda işler yoğun geçiyor. Bir pazartesi günü, alış verişten yemek bile yiyememiştik. Akşamında hesapları tekrar kontrol ederdi. Geç vakit eve geldi.
Bana hazırlan dedi. Dereçiftlikten bir müşterimiz, o gün alış veriş yapmıştı. Kendisinden yanlışlıkla 100TL fazla para alınmış. Babam, hemen köye gidiyorsun, parayı teslim ediyorsun dedi. Gençlik işte, haftaya nasıl olursa gelir iade ederiz deyince, babam sinirlendi ve şöyle dedi.
“Şimdi o müşterimiz gece hesap yapar. Bunun farkına varır ve uyuyamaz. Bizim onu uykusuz bırakmaya hakkımız yok.”
Gece yarısına doğru bindim arabama köye vardım. Ve o parayı müşterimize teslim ettim.
Bir devir geçti, bir devir daha geçti. Adamlıktan âdemliğe düşüşümüzün acı ve ıstıraplarını yaşıyoruz bugün.


YORUMLAR