Müzenin üst katındaki kıymetler, emanetler, şehzadeler ve önemli kadın şahsiyetlerle ilgili bilgi, görsel ve objeler sekiz küçük oda ile koridorda paylaşılıyor.
Merdivenlerden çıkınca beni, oldukça büyük boyutlu, Edirne 1451 tarihi düşülen, II. Mehmed’in cülus töreni minyatürü karşıladı. Ortasında küçük bir havuz olan mekânda, tahtına oturmuş padişah adayı şehzade ve etrafında onlarca devletlü ile onlarca mühim şahsiyet… Hepsi de saygı ve tazim içinde.
Sağdaki oda, Saruhan Bey ile I. Osman’a ayrılmış. Manisa’yı fetheden komutan ve Saruhan Beyliği’nin kurucusu Saruhan Bey; Dumanlı Dağ ve bu dağın eteklerindeki şehir tasvirinin önünde elinde kılıç, kararlı bir yüz ifadesiyle duruyor!
Saruhan Bey ve Regaip Kandili
“Bizans döneminin önemli bir merkezi olan Manisa, Saruhan Bey tarafından fethedilerek beylik merkezi haline getirilmiştir. Fetih gününün 1313 yılının Regaip Kandili’ne tesadüf etmesi nedeniyle, o günden günümüze Regaip Kandili ile Manisa’nın fethinin birlikte kutlanması gelenek haline gelmiştir. Tonozlu girişi ile yöreye has bir plan tipinin ilk örneklerinden olan Saruhan Bey’in Muradiye Cami’sinin batısındaki türbesi, torunu İshak Çelebi tarafından 1345 yılında yaptırılmıştır.”
Muradiye Külliyesi’nin batısındaki Saruhan Bey Parkı içindeki türbeye yakın bir noktada, Saruhan Bey’in heykelinin olduğunu da ekleyeyim. Bu alan ve yakın çevresi tarihi mirasımızın müstesna örnekleriyle doludur. III. Murad adına Mimar Sinan tarafından yapılan Muradiye Cami ve (medrese, imaret, çeşmeler ve dükkânlardan meydana gelen) külliyesi, Mimar Sinan Çocuk Kütüphanesi, Kanuni Sultan Süleyman’ın annesi Ayşe Hafsa Sultan tarafından yaptırılan Sultan Cami ve külliyesi (Hamam, günümüzde MCBÜ Ayşe Hafsa Sultan Tıp Tarihi Müzesi olarak kullanılan Şifahane), Alibey Cami…
Osman Bey/Gazi Alp/ Gazilerin Atası
Osman Bey, bir çadırın -otağ da diyebiliriz-, Türk motifleri işlenmiş kilimlerle bezeli kapısının önünde, ayakta, elleri, dimdik tuttuğu kılıcında, gözleri ufku tararken görülüyor. Heykelin çok güzel bir kompozisyonu var! Bir resminin altına, onu veciz şekilde anlatan şu kısa not düşülmüş: “Altı yüzyıldan uzun süren, üç kıtada toprakları bulunan, Türkiye’nin öncülü Osmanlı Devleti’nin kurucusu.”
“Gazilerin Atası, Oğuzların Kayı Boyu’ndan gelmektedir. Ertuğrul Gazi’ye Söğüt’te yurtluk, Domaniç’te ise yaylak verildi. Osman Bey, ‘Gazi Alp’ kimliğiyle akın faaliyetlerine 1284 yılında başladı. 1302 yılında İznik yakınlarında Bizans güçlerini yenmesiyle tarih sahnesinden bir daha inmeyecek şekilde yerini aldı. Sakarya Vadisi’ndeki topraklarını genişletti. Oğlu Orhan Bey tarafından Bursa’nın fethedilişi sırasında vefat etti. Bu şehirde medfundur.”
Duvarda, Osmanlı padişahlarının soylarını gösteren, kökeni Hz. Adem’e dayanan, Osman, Orhan, I. Murad, I. Bayezid ve I. Mehmed’e ait silsilenameler ilgimi çekti. Bu odadan ayrılmadan, mahir ellerin yaptığı Osman Gazi ve Saruhan Bey heykellerine bir daha bakıyorum…
II. Mehmed ve II. Murad
II. Murad ile II. Mehmed’in tasvir edilip anlatıldığı, o döneme ait bilgi, belge, ferman ve minyatürlerin bulunduğu, II. Mehmed’i tahtında oturur halde gösteren heykelinin olduğu baba ile oğluna ayrılan sağdaki ilk (plandaki 1. kat 2 numaralı) odaya giriyorum.
Küçük ama sevimli bu oda, misafirlerinin kadrinin ve kıymetinin farkında, onları köşesinde ağırlıyor. İlk gözüme çarpanlar; yay, çok güzel bir sadak içinde oklar, II. Mehmed’i gösteren madalyon fotoğrafları, II. Murad’ın tuğrasını taşıyan ilam, Fatih’in ve oğlunun tahta çıkışlarını gösteren minyatürler ile İstanbul kuşatması sırasında Akşemseddin’in Fatih’e yazdığı mektup oluyor.
“İstanbul’un fethi sırasında elimizde bulunan vesika, Akşemseddin’in Fatih’e yazdığı mektuptur. 20 Nisan 1453’teki deniz muharebesinde Osmanlı donanması başarısız olunca, Fatih’in canı çok sıkılır. Kuşatmayı durdurmak isteyenler için ise bu durum fırsat olur. Akşemseddin yazdığı mektupta, kuşatmaya devam etmesi gerektiğini, moralini bozmamasını, dahası kuşatma sürecinde ve özellikle bu başarısızlıkta kabahati olanların acilen bulunup hemen cezalandırılmalarının icap ettiğini, yoksa ileride daha büyük sorunlar çıkartabileceklerini söyler ve bu süreçte daha şedit davranmasını tavsiye eder.”
Amasya’da doğan II. Murad, Osmanlı Devleti’nin altıncı padişahıdır. Bir süre Manisa’da yaşayan II. Murad, Şehzadeler Sarayı’nı (Saray-ı Amire) yaptırarak, ilimizin şehzadeler şehrine dönüşmesini sağlar.
Manisa’ya Tutkun Bir Baba-Oğul
“Geleceğin Fatih’i Şehzade Mehmed 1432 yılında Edirne’de doğdu. On iki yaşına kadar Edirne’de kalan Mehmed, adet olduğu üzere 1443 yılı bahar ayında lalalarının (atabeg) nezaretinde Manisa’ya vali olarak gönderildi.
Bu arada ağabeyi Alaeddin Ali ise Amasya’da vali idi. Ancak tahtın yolu Şehzade Alaeddin’in 1443 yılında Amasya’da vefatı üzerine Mehmed’e açılmış oldu. Şehzade Mehmed’in Manisa’daki ilk valilik tecrübesi iki yıldan az sürdü. 1444 yılında Sultan II. Murad vezirlerinin tavsiyelerine kulak asmayarak tahttan feragat ettiğini açıkladı ve Şehzade Mehmed’i Manisa’dan Edirne’ye çağırarak oğluna bizzat kendisi tahta çıkardı. Kendisi Manisa’ya yerleşti.”
Şimdi, Fatih Sultan Mehmed gibi çok kıymetli ve şahsiyetli devlet adamını yetiştirip Türk tarihine hediye eden anneye, şehzadeler şehrinin ilk kadın sultanı, eli öpülesi Hüma Hatun’un anlatıldığı bölüme geçeceğim.
(Devam edecek)


YORUMLAR