(Anemon Günlüğü)
2011 yılında Avrupa Tabiat Mirası Vakfı tarafından “Avrupa Leylek Köyü” seçilen Eskikaraağaç’ı arkamızda bırakıp, kavşaktaki leylek heykeline el sallayarak Bursa istikametine devam ediyoruz. 44 kilometrelik yolumuz var.
Yer yer bulutları görsek de güneş bizi bırakmıyor. Hava tahmin raporuna göre saat 15.00-16.00 sularında yağış var. Daha önce tembih edildiği gibi şemsiyelerimizi ve yağmurluklarımızı aldık.
Bursa görünmeye başladı. Şehri; ağzını gökyüzüne açmış, is ve dumanını yıllarca soluduğumuz havaya bırakan kömür santralinin bacaları, Tophane’den baktığımda, para ve rant uğruna şehrin kalbine saplanan gökdelenleri ile değil de Ulu Cami’yi, Osman ve Orhan Gazi’yi, Emir Sultan’ı, Yeşil Türbe’yi, Geyikli Baba’yı, renklerin buluştuğu İznik çinisini, Hünkâr Köşkünü, Mustafa Kemal Atatürk’ün halka hitap ettiği Eski Belediye Binası’yla hatırlamak istiyorum.
İlber Ortaylı hocamız eski Bursa’yı anlattığı bir yazısında bu hali şöyle anlatmış: “…700. fetih yılına girmişken Bursa’nın başına gelenleri düşünüyorum. Bugün o şehrin yarattıklarından geçiniyoruz ama o yarattıklarımız bir yerde altın yumurtlayan tavuğu kesmek gibi. Derhâl ani bir planlama yapılması gerekir. Bunların başında isteyenin istediği yere bina kurmasını önlemek gelir. Hele devletin önceliği ile yapılan TOKİ yapıları gibi, fırlama binaların bu şehrin hem trafiğini hem manzarası hem havasını bozduğuna hiç şüphe yoktur."
Arkeopark (Aktopraklık Höyük Açıkhava Müzesi)
Otobüsümüz, planlandığı şekilde Arkeopark’a (Aktopraklık Höyük Açıkhava Müzesi) geliyor. Ön araştırma yapmadığım arkeoloji alanını merak ediyorum. İlk gözüme çarpan, etrafında onlarca fabrika ve imalathanenin olması. İnsanlık tarihi mirası küçük bir sanayi bölgesine sıkışıp kalmış! Garipsiyorum… Bir taraftan da alanın kurtarıldığına seviniyorum.
Rehberimiz ve sorumlu arkadaşlarımız yetkililerle görüşüyor. Bir müze görevlisi grubumuza kılavuzluk edip, açıklamalar yapacak. İçeriye girdiğimizde çok geniş bir alana yayıldığını gördüğümüz ve kazı çalışmalarının hâlâ devam ettiği, Avrupa’nın en büyük tarih öncesi parkı kabul edilen merkezle ilgili kısaca bilgi vermek istiyorum:
“12 Eylül 2015 tarihinde açılan Arkeopark, Bursa Büyükşehir Belediyesi tarafından, kentin günümüzden 8500 yıl öncesinin yaşam tarzını, arkeolojik kazılar sonucu ortaya çıkarılan veriler doğrultusunda yapılan canlandırmalar ve uygulamalı yapılan tarihöncesi etkinlikler ile geçmişi korumak, tanıtmak ve geleceğe aktarmak amacıyla kurulmuştur.
2004 yılından itibaren İstanbul Üniversitesi tarafından sürdürülen arkeolojik kazılarda açığa çıkarılan veriler dikkate alınarak 2008 yılından itibaren Bursa Kültür Sektörü Yönetimi Planı çerçevesinde Açıkhava müzesine dönüştürülmeye başlanmış.
Aktopraklık Höyük, günümüzden yaklaşık 8500 yıl önce yerleşilen ve binyıl kadar kesintisiz yerleşimin devam ettiği Bursa’nın en eski yerleşimlerinden biri; tüm Batı Anadolu’da en geniş alanda kazısı yapılmış yeridir.
Bugüne kadar açığa çıkarılan kalıntılar en az 8 yerleşim katının varlığını ortaya koyarken, özellikle hendekle çevrili yerleşim katmanları tarihöncesi mimarlık, yerleşim düzeni ve benzeri konularda Anadolu tarihöncesi için eşsiz bir örnek oluşturmaktadır.
Arkeoloji ve ilişkili dallardan gelen uzman ve öğrencilere yönelik etkinlikler için alan tarihöncesinden Osmanlı Dönemi’ne kadar farklı yerleşim türlerini yansıtan üç köy canlandırması, eğitim atölyelerinin gerçekleştirildiği kapalı ve açık mekanlar ile sosyal tesisleri içermektedir.” (1)
Müze görevlisinin davet ettiği küçük kapalı alanda, sergilenen eser ve kazılarda ortaya çıkan buluntularla ilgili açıklamaları dinliyor, fotoğrafları inceliyor, insanlık tarihinin ilgi çekici sürecine şahitlik ediyoruz. Günümüzden bakınca çok basit gibi görünen alet ve eşyaları daha kullanışlı hale getirmek asırlar almış. Kap kacaklar, savunma silahları, süs eşyaları, MÖ 5500 ve 6500’lü yıllara ait ev örnekleri maketleri, sapan, tarihöncesi teknoloji (yassı balta, delici, kemik spatül, orak, öğütme taşı, dilgi, biz, çakmaktaşı…) ürünleri…
Bu anlatımlardan sonra, kazı alanları, Kalkolitik Köy Canlandırması, Geleneksel Köy Evleri, Zaman Tüneli, Neolitik Köy Canlandırması, Konuk Evi ile Yürüyüş Yolu’nun olduğu bölgeye doğru yürüyoruz. Her yer yemyeşil çimlerle, otlarla kaplı, Kazı alanının zarar görmemesi için ziyaretçiler için yol yapılmış.
Kazı sahasında, hava şartlarından etkilenmesin diye çatıyla koruma altına alınmış ev temelleri ve bölümleri ilk gördüğümüz çalışma oluyor.
Alanda yapılan üç köy canlandırmasından ilkine, zaman tünelinden geçerek gidiyoruz. Helezonik şekil verilerek, ağaç dallarıyla kamufle edilen tünel, günümüzden tarihe uzanan bir yol gibi tasarlanmış.
Kalkolitik Dönem’e ait köy örneğinin yapıldığı yerdeyiz. Zamanımızda yere göğe sığamayan insanoğlunun tarih öncesinde küçücük bir odayı nasıl bir yaşam alanı haline getirdiğini dikkat ve ibretle görüyoruz. Kaç nesil, kaç asır böyle yaşadı, hayat sürdü. Açıklamaları dinliyor, ilk barınma yerlerini inceliyor, yapı teknikleri ile kullanılan malzemeler ilgili bilgi ediniyor, fotoğraflar çekiyoruz. Bu köy örneği ile ilgili bilgi notu şöyle:
Kalkolitik Köy Canlandırması
“Ziyaretçileri tarihöncesi yaşama en çok yaklaştıran uygulamalardan biri canlandırmalardır. Bu amaçla, arkeolojik dolgunun bulunmadığı bu alanda kazı verilerine dayanılarak birebir ölçekte dört kerpiç yapı inşa edilmiştir. Yerleşmeyi çevrelediği bilinen hendek de canlandırmaya dahil edilmiştir. Yapıların önünde sundurma ve avlular, avluların içinde ise işçilikler ve fırınlar yer almaktadır.
MÖ 5800’lü yıllara tarihlenen Aktopraklık Höyük’teki Kalkolitik Dönem yapıları, kerpiç tuğlalarla “analı kuzulu” (2) tekniğinde inşa edilmiştir. Kalkerli harç, bağlayıcı olarak kullanılmış; duvarlar aynı malzemeyle sıvanmış ve zamanla defalarca yenilenmiştir. Kırmızı boya izleri, yapıların süslemeli olduğunu göstermektedir.
Yapılar dairesel düzende, bitişik olarak yerleştirilmiş ve düz damlı şekilde inşa edilmiştir. Avluya açılan kapılar genellikle 80-100 cm genişliğindedir. Sınır evlerde kullanılan payandalar hem damı desteklemiş hem de iç mekânı bölümlere ayırmıştır. İç kısımlar; kalker zeminli boş alan, çeşitli eşyaların yer aldığı yaşam alanı ve fırın ile öğütme taşlarının bulunduğu çalışma bölümü olarak üçe ayrılmıştır.”
Grubumuz, Eskikızılelma Köyü canlandırmasının yapıldığı bölgeye giderken, müzenin alanının sınırında, görece daha yüksek bir yerde dikkatimi çeken silindirik yapı topluluğunun olduğu yere doğru seyirtmeye (3) başladım. Grupta kural ihlali yaptığımın farkındayım. Ömer Bülbül hocam duymasın artık! Merak işte…
Bu köy örneğinde insan yaşamını idame ettirecek ilk ev örneklerini gördüğüme çok sevindim. Bu dönem evlerini ve özelliklerini açıklayan bilgi notunu okuyunca siz de fikir sahibi olacaksınız.
Aktopraklık’ta Neolitik Yaşam: İlk Köylerin İzinde
“MÖ 6.400’lü yıllara tarihlenen Aktopraklık Höyük’teki bulgular, Neolitik dönemdeki köy yaşantısını ayrıntılı biçimde yansıtır. Bu döneme ait kulübeler, dal örgü tekniğiyle inşa edilmiş
3-4 metre çapında kerpiç sıvalı, yuvarlak yapılardır. Zeminleri hafif çukurlaştırılmış ve dal, yaprak gibi organik malzemelerle kaplanmıştır.
Kulübeler birbirine yakın konumlandırılmış ve çevrelerinde avlular bırakılmıştır. Avlularda işlikler ve çukurlar yer alırken, ölüler genellikle yaşanılan yapıların altına cenin pozisyonunda gömülmüş ve yanlarına kap kacak gibi eşyalar konulmuştur.
Kazılarda taş ve kemik aletler, boncuklar ve çanak çömlekler gibi gündelik yaşam eşyalarına sıkça rastlanmıştır.
Arkeolojik bilgiyi toplumla buluşturmanın etkili yollarından biri, birebir ölçekte yapılan canlandırmalardır. Arkeolojik dolgunun olmadığı bu alanda gördüğünüz köy canlandırması ve kulübeler de Aktopraklık Höyük kazılarından elde edilen veriler doğrultusunda, Arkeopark Projesi kapsamında dal örgü tekniği ve kerpiç sıva ile yeniden inşa edilmiştir.”
Aktopraklık’ta Yaşayan Bir Miras: Eskikızılelma Köyü
Aktopraklık Höyük Açıkhava Müzesinde, büyük emek harcanarak yapılan mükemmel çalışmalardan birisi; Eskikızılelma Köyü’nün yok olmadan, tarihe karışmadan usulüne uygun şekilde bulunduğu yerden taşınması, Türk kültür ve medeniyetine hediye edilmesidir. Köy hayatımızda yer alan bütün mekân örnekleri (demirci, ambar, fırın, değirmen, gelin evi, dokumahane, mutfak, pekmezlik, köy odası, muhtarlık…) bir laboratuvar gibi karşınızda.
Bakıp incelemeye doyamıyor, böyle bir köy hayatını hayalinizde canlandırmaya çalışıyorsunuz. İlginç bir bilgi var; Arkeopark alan kazısında çalışan işçilerin de bir kısmı bu köyün sakinlerindenmiş. Geçmişin izlerini, kültürünü bize taşıyan proje için özellikle teşekkür ediyorum. Bu köy canlandırmasıyla ilgili şöyle bir açıklama yapılmış:
“Köy yaşamı da arkeolojik alanlar gibi hızla yok olmaktadır. Bu nedenle Arkeopark Projesi kapsamında geçmişle bağ kurmayı kolaylaştırmak ve kültürel değerleri yaşatmak amacıyla Eskikızılelma Köyü canlandırılmıştır.
Kazı işçilerinin de yaşadığı bu köy, iki katlı ahşap yapılarıyla yakın zamana kadar özgün dokusunu korumuştur; ancak son yıllarda betonarme yapılar nedeniyle hızla değişmiştir. Proje kapsamında köyde terk edilmiş altı ahşap ev belgelenmiş, sahipleriyle ilgili sözlü tarih çalışmaları yapılmış ve yapılar Arkeopark için aslına uygun olarak yeniden inşa edilmiştir.
Canlandırma yalnızca evlerden ibaret değildir; değirmen, ambar, fırın ve köy meydanı da projeye dahil edilmiştir. Her yapı köy yaşamının farklı yönlerine yansıtacak şekilde mutfak, dokuma evi, gelin evi ve masal evi gibi işlevlerle düzenlenmiştir.”
Arkeopark hakkında bilgi sahibi olduk. İnsanlık tarihinin gelişme ve ilerleme sürecine ilişkin gelişmeleri örnekleriyle beraber gördük. Gezi programımıza alınması son derece isabetli olmuş. “Aktopraklık Höyük” hatıra panosu önünde fotoğraflarımızı çektirip, bizi aydınlatan müze görevlimize teşekkür ederek Bursa Öğretmenevine gitmek üzere ayrılıyoruz. Saat 14.00’ü geçiyor.
Böyle bir arkeoloji zenginliğini tarihimize kazandıran Bursa Büyükşehir Belediyesi ile İstanbul Üniversitesine teşekkür ediyoruz.
(Devam edecek)
1. https://www.bursamuze.com/arkeopark-acik-hava-muzesi
2. Kerpiç duvarlar genel olarak biri büyük (ana), diğeri küçük (kuzu) iki boy kerpiçle örülür. Bu örgü tekniğine “analı kuzulu” adı verilir.
3. Seyirtmek: Koşarcasına, hızlı adımlarla yürümek anlamına gelen bu kelime, unutulmaya, günlük konuşma dilimizden çıkmak üzere.


YORUMLAR