Gülruh DEMİREL

Gülruh DEMİREL

gulruhdemirel123@gmail.com

Eskiler  Çöpe Atmazdı, Hayata Katardı

01 Nisan 2026 - 23:38 - Güncelleme: 01 Nisan 2026 - 23:39
Reklam

Eski insanlara sorsanız, “Atık da neymiş?” diye bir sözle karşılık bulabilirsiniz. Yaşamları boyunca atıkları çok az oluşturmuşlardır.
Bizim evde yerde serili kocaman "Sinekli Gördes" halısı yayılıydı.  Karşı komşumuz Altungeyiklerin Gülsün teyze, “Zehra nine , gazete var mı?” diye anneanneme seslenirdi. O yıllarda düğünlere hediye olarak manifaturacıdan kumaşlar alınırdı. Daha çok basma ve pazen...İki metrelik “donluk” diye kestirilir, şalvar modeli şeklinde diktirilirdi. Gazeteye sarılan koca donluk basma veya pazen gelin kıza hediye olarak götürülürdü. Ve o yılların en güzel paketi okunmuş gazetelerdi.
Anneannem hemen halının altındaki gazeteyi çıkarır, son bir kez büyük puntolarla yazılmış yazılara göz gezdirir ve “Buyur kardeşim,” diye verirdi. Çocukluğumda okumayı öğrendiğim yıllarda, ilk okuma denememi Hürriyet gazetesinin başlıklarını okuyarak yapmıştım.
İbrahim Çolak dedem ve Zehra anneannem okumayı seven insanlardı. Mehmet Menteş abinin dükkânına öğleden sonra otobüsle gelen, abonesi olduğumuz Hürriyet gazetesi ve ayda bir çıkan Hayat mecmuasını almaya giderken okumak için duyduğum heyecanı anlatamam.
Okumak için zaman ayrılmazdı. O yıllarda iş güç çok fazlaydı. Oturup köşesine gazete okuyan insanlara pek  rastlayamazdınız. Dedemi  hatırlıyorum; hâlâ yazlıkta duran, üzerinde oturup gazete okuduğu şezlongdaki hâlini… Gazeteyi alır, sayfa sayfa okur; bir elinde sade kahvesini yudumlardı.
Anneannem ise vakti olmamasına rağmen bulaşık yıkarken Kerime Nadir’in Samanyolu veya Hıçkırık romanlarını üstteki rafa açık şekilde koyar, gözü kitapta, eli çanaklarda yıkardı. Ve “Bulaşık da pek azmış,” diye yakınırdı. “Çok da heyecanlı yerinde kaldım,” derdi.
Gazetenin tüm ilan bölümüne kadar okunur ve halının altına güzelce yerleştirilen gazete, şimdi kumaşı saracak, gelin kıza hediye olarak kullanılacaktır. İp, sicim ve iplikler ise divan yatağının altında saklanırdı. Bağlanması gereken bir şey olduğunda, uzunluğuna göre saklanan ipler hemen ortaya çıkardı.
O yıllarda koyun yünlerinden ya da pamuktan,Yorgancı Sefa Sezgin’e diktirilen yorganlarımız vardı. Ağır ama üzerimize örttüğümüzde bizleri sıcacık kavrayan, sağlığımıza yararlı markasız yün yataklar ve yorganlar… Şimdilerde stres aldığını öğreniverdik. Koyun yünleri bizlere dönüş yapar, mutlu rüyalar ve stressiz bir gece geçirmemize vesile olurdu. Bizler bu davranışları bilinçsizce yapardık. Şimdilerde bilindiği hâlde hepimiz yine eski yün yatakları kullanmıyoruz.
Henüz gazetenin işlemleri bitmedi. Hastalığa derman olsun diye sırta tutulan kupaların akabinde gazete arka sırta yerleştirilirdi. Eğer öksürüğü varsa, Vicks göğse sürülür ve gazete üzerine konulurdu. Camlar gazete parçalarıyla parlatılır, lamba camları gazete parçalarıyla pırıl pırıl yapılırdı. Gazete katlanır, kese kâğıdı yapmak için hamurla yapıştırılırdı. Bakkaldan aldığımız çerezleri ise gazeteden yapılan külahlara koyardı bakkal Hasan Babayiğit Ağabeyimiz...
Odunlarda hiç israf olmazdı. “Yandı, bitti, kül oldu” deyimi , kullananlar için değildi; tekerlemelerle çocuklara söylenen bir deyimdi. Meşe palamudu odunlarının külleri bir güzel elenir, tenekelere yerleştirilirdi. Her evde kül mutlaka vardı. Çocuk bezleri küllü sularla kar gibi bembeyaz olurdu. Çamaşırlar tertemiz olur ama annelerimizin elleri buruşur,zedelenirdi .
Tatlı mı canın istedi? Kül gerekir. Şimdi bana “Ne alaka tatlı ile kül?” diyebilirsiniz. Hâlen benim kullandığım ölçü, bizim ailenin yıllarca yaptığı o kıtır kıtır lezzetiyle kalburabastıdır. Kül ıslatılır, üzerine çıkan su ile bir ölçü küllü su, iki ölçü zeytinyağı kabartma tozu  ve aldığı kadar un; size nefis bir kalburabastı yemeyi sağlar.
Ölmüşlere yaptığımız su helvası ( ölü helvası) da küllü suyla yapılan en güzel helvaydı. 

İşte böyle… Doğal yollardan beslenme ve atıkları kullanma… Daha çok anlatacaklarım var ama bir dahaki sefere…
O yıllarda tutumlu olmak herkesin düsturuydu. Doğaya zarar vermeyen , bu güzel davranışları yapan  insanlar bizlerin nine, dede ve anneleriydiler.
Tüm sevdiklerim, hoşça kalın…

 Rahmetli babam Mustafa Zeybek manifaturacıydı.Pazen ve basmalardaki şu güzelliklere bakar mısınız?
 Annemin diktiği sofra bezindeki çiçekler   ilkbaharın güzelliğini yansıtarak  kahvaltımızı süslüyor.

Bu yazı 79 defa okunmuştur.

YORUMLAR

  • 0 Yorum