☰
✕

Röportaj Serisi-60: Konuk = Prof.Dr.Nevzat Tarhan (Psikiyatri ve Nöropsikoloji)

Mert AKAR akarmert2015@gmail.com

“11 Soru 11 Cevap” röportaj serimin altmışıncı konuğu; psikiyatri ve nöropsikoloji alanındaki çalışmalarıyla tanınan, ülkemizin yetiştirdiği duayen hekimlerden biri olan, Üsküdar Üniversitesi Kurucu Rektörü ve NPİSTANBUL Beyin Hastanesi Yönetim Kurulu Başkanı Sayın Prof. Dr. Nevzat Tarhan’dır.

1952 yılında Amasya’nın Merzifon ilçesinde dünyaya gelen Prof. Dr. Nevzat Tarhan, 1969 yılında Kuleli Askerî Lisesini, 1975 yılında ise İstanbul Üniversitesi Cerrahpaşa Tıp Fakültesini bitirmiştir. Gülhane Askerî Tıp Akademisinde psikiyatri uzmanlığını 1982 yılında tamamlayan Tarhan, akademik kariyerinde önemli görevler üstlenmiş; 1988 yılında yardımcı doçent, 1990 yılında doçent ve 1996 yılında profesör unvanını almıştır. 1998 yılında Memory Center of America’nın Türkiye temsilciliğini üstlenen hocamız, psikiyatri ve nöropsikoloji alanlarındaki çalışmalarını uzun yıllardır sürdürmektedir.

Bilimsel üretkenliğiyle dikkat çeken Prof. Dr. Nevzat Tarhan’ın, 142’si Web of Science (WoS) kapsamında olmak üzere 300’e yakın araştırma makalesi ve 100’ü aşkın kitap ve kitap bölümü bulunmaktadır. Google Scholar’da 41, Scopus’ta ise 25 h-indeksine sahip olan hocamızın yayınları yaklaşık 7.000 atıf almıştır. Eserleriyle yalnızca akademik çevrelere değil, geniş bir okuyucu kitlesine de ulaşan Tarhan’ın bazı kitapları İngilizcenin yanı sıra Bulgarca, Arnavutça, Endonezce, Özbekçe, Boşnakça, Arapça, Farsça, Kırgızca, Azerice, Rusça, Malayca ve Almancaya çevrilmiştir. Bilimsel çalışmaları, mesleki birikimi ve geniş kitlelere ulaşan eserleriyle ülkemizi yurt içinde ve yurt dışında temsil eden kıymetli hekimlerimiz arasında yer almaktadır.

Hâlen Üsküdar Üniversitesi Kurucu Rektörlüğü ile NPİSTANBUL Beyin Hastanesi Yönetim Kurulu Başkanlığı görevlerini sürdüren Prof. Dr. Nevzat Tarhan’la bu özel söyleşide insan psikolojisini, ruh sağlığını, toplumsal değişimleri ve insanın kendini tanıma yolculuğunu haddim olmayarak birlikte ele alacağız.

Hocam, izninizle sorularıma geçiyorum.

 Soru 1: Hocam, öncelikle nasılsınız? Bu alana yönelmenizdeki başlıca etkenler nelerdi? Ülkemize ve dünyaya sunduğunuz katkıların bugün ileri bir seviyeye ulaşmasında, “inanmak başarmanın yarısıdır” sözünden yola çıkarsak, kendinize olan inancınız hangi boyuttaydı; bu süreçte nasıl bir yol izlediniz ve genç adaylara bu yolculukla ilgili neler tavsiye edersiniz?

Gençlik yıllarımda hayatın anlamı, insan neden var, ölümden sonra hayat var mı, insanın mutluluğu nerede gibi soruların peşine düştüm. Psikiyatriyi seçmemin temel sebeplerinden biri insanı anlamaya duyduğum meraktı. Ben her zaman bilimi ve inancı birbirinin alternatifi değil, birbirini tamamlayan iki alan olarak gördüm.

İnanmak gerçekten başarmanın yarısıdır. Ama sadece inanmak yetmez; hedef belirlemek, emek vermek ve sabretmek gerekir. Gençlere her zaman üç tavsiyem var: Kendinize yüksek bir hedef belirleyin, geçmişten ders alıp bugünü yaşayın ve çok dinleyip çok düşünün. Hayatta bir amacı olan insan, karşısına çıkan zorlukları engel değil gelişim fırsatı olarak görür.

Soru 2: Hocam, toplum içinde ya da iş hayatında zaman zaman belirgin derecede narsistik özellikler sergileyen, empati yoksunluğu nedeniyle çevresine zarar verebilen kişilerle aynı ortamları paylaşmak ve hatta birlikte çalışmak zorunda kalabiliyoruz. Bu tür kişilik yapılarıyla sağlıklı sınırlar kurabilmek ve psikolojik olarak zarar görmeden varlığımızı sürdürebilmek için bireylere ne gibi bir yol haritası önerirsiniz?

Narsistik kişilerin temel özelliği empati eksikliğidir. Dünyayı kendi etraflarında döndüğünü düşünürler. Eleştiriye tahammülleri düşüktür ve sürekli takdir beklerler.

Böyle kişilerle ilişki kurarken duygusal sınırları korumak gerekir. Onların sizi tanımlamasına izin vermeyin. İletişimde net olun, yapılan işleri kayıt altına alın ve mümkün olduğunca somut veriler üzerinden konuşun. Narsist kişiye karşı aşırı öfke de aşırı hayranlık da doğru değildir. En sağlıklı yaklaşım, mesafeli ama saygılı bir iletişim kurabilmektir.

Soru 3:Modern toplumda stres artık bir “istisna” değil, neredeyse norm hâline geldi. Bu durum insan psikolojisini nasıl yeniden şekillendiriyor?

Stressiz hayat mümkün değildir. Hatta tamamen stressiz bir hayat insanı tembelleştirir. Önemli olan stresin varlığı değil, onu nasıl yönettiğimizdir.

Bugün insanlar stresi düşman gibi görüyor. Oysa stres bir araçtır. Kontrol edilebilen stres dikkati artırır, öğrenmeyi güçlendirir ve insanı geliştirebilir. Sorun, kronikleşmiş ve yönetilemeyen strestir. Modern insanın en büyük problemi de budur. Sürekli alarm halinde yaşamak, beynin ve bedenin yıpranmasına yol açıyor.

Soru 4:Beyin bilimlerindeki gelişmeler, insanın irade ve sorumluluk kavramlarını sizce nasıl etkiledi?

Nörobilim bize insan davranışlarının biyolojik altyapısını daha iyi öğretti ama iradeyi ortadan kaldırmadı. Beynimizde bir 'karar merkezi' var. İnsan gelen bilgileri değerlendiriyor, karşılaştırıyor ve seçim yapıyor.

Ben hep şunu söylüyorum: Hayat tercihtir. İnsan her gün yüzlerce küçük tercih yapıyor. Nörobilim iradenin nasıl çalıştığını anlamamıza yardımcı oldu ama insanın sorumluluğunu ortadan kaldırmadı.

Soru 5:Psikiyatrik hastalıkların biyolojik mi yoksa çevresel mi olduğu tartışması sizce bugün hâlâ geçerli mi?

Bugün artık bu tartışma büyük ölçüde geride kaldı. İnsan biyopsikososyal bir varlıktır. Genetik yatkınlık vardır ama çevresel faktörler de çok önemlidir.

Bir tohum düşünün. Tohumun genetik yapısı önemlidir ama hangi toprağa düştüğü, ne kadar su aldığı ve nasıl bir iklimde büyüdüğü de sonucu belirler. Psikiyatrik hastalıklar da böyledir.

Soru 6:Dijital çağda yetişen gençlerin stresle baş etme kapasitesini, önceki kuşaklarla kıyasladığınızda nasıl görüyorsunuz?

Bugünkü gençlerin bilgiye erişimi çok güçlü ama psikolojik dayanıklılık konusunda bazı riskler görüyoruz. Çünkü birçok şey çok hızlı tüketiliyor. Sabretme becerisi azalıyor.

Gençlerimizin teknolojiye hâkim olması güzel ama teknolojinin oyuncağı olmamaları gerekiyor. Yapay zekâyı kullanan insan güçlü olur; yapay zekânın yönettiği insan ise savrulur. Bu nedenle dijital beceriler kadar psikolojik dayanıklılık da geliştirilmeli.

Soru 7: Sizce günümüzde “normal” kabul edilen ama aslında psikolojik olarak alarm veren davranışlar nelerdir?

Sürekli onay aramak, kendini sosyal medyada başkalarıyla kıyaslamak, yalnızca haz odaklı yaşamak ve sorumluluktan kaçmak bunların başında geliyor.

Ayrıca aşırı ben merkezcilik de ciddi bir alarm işaretidir. Modern kültür bazen narsisizmi başarı gibi sunuyor. Oysa kişinin sadece kendi çıkarını düşünmesi psikolojik olgunluk değil, gelişim sorunudur.

Soru 8: Hocam, akrabalık ilişkilerinin zayıfladığı, yalnızlaşmış toplum yapılarında; aile bağları yeterince kurulmadan büyüyen çocukları gelecekte psikolojik ve sosyal açıdan neler bekliyor? COVID-19 süreciyle birlikte artan yalnızlık, büyüklerimizle görüşememeyi normalleştirmemiz ve buna gerekçeler üretmeye alışmamız sizce kalıcı ruhsal sorunlara yol açtı mı; bu tür etkiler hangi psikiyatrik yaklaşımlar veya tedavi yöntemleriyle onarılabilir?

İnsan sosyal bir varlıktır. Güvenli bağlanma yaşamın ilk yıllarında başlar. Çocuk sevgi, ilgi ve aidiyet duygusunu yeterince yaşayamazsa ilerleyen yıllarda ilişkiler kurmakta zorlanabilir.

Pandemi döneminde yalnızlık ciddi biçimde arttı. Bunun bazı etkilerini hâlâ görüyoruz. Özellikle gençlerde kaygı, depresyon ve sosyal çekilme davranışları arttı. Ancak insan beyni esnektir. Sağlıklı sosyal ilişkiler kurmak, psikoterapi ve psikoeğitim çalışmaları bu etkilerin önemli bölümünü onarabilir.

Soru 9: Toplum içinde yalnızlık stresi nasıl etkiler? İnsanların strese yatkınlığının genetik olma ihtimali sizce ne kadar baskındır?

Yalnızlık, insan beyninin tehdit algısını artırır. İnsan kendisini güvende hissetmediğinde stres sistemi daha kolay aktive olur.

Genetik yatkınlık vardır ancak kader değildir. Bazı insanlar strese karşı daha hassas doğabilir. Fakat psikolojik dayanıklılık öğrenilebilir bir beceridir. İnsan doğru eğitimle, doğru ilişkilerle ve doğru yaşam alışkanlıklarıyla stres yönetimini geliştirebilir.

Soru 10: Hocam, bir süre önce rastgele bir kütüphaneye gelmiştim ve orada Stres ve Hastalıklar (I.Stres Sempozyumu) kitabınıza denk geldim. Kitapta stresin yalnızca psikolojik değil, fizyolojik sistemleri de etkilediğini özellikle vurguluyorsunuz. Bugünkü nörobilim ve immünoloji verileri ışığında, o dönemde ele aldığınız “stresin bağışıklık sistemi üzerindeki etkisi” konusunu nasıl güncellemek isterdiniz?

Bugün nörobilim ve immünoloji alanında çok daha fazla bilgiye sahibiz. Artık biliyoruz ki kronik stres sadece psikolojiyi değil, bağışıklık sistemini, kalp-damar sistemini ve hatta hücresel yaşlanmayı etkiliyor.

Beyin ile bağışıklık sistemi arasında sürekli bir iletişim var. Uzun süreli öfke, korku, kaygı ve düşmanlık duyguları bedensel hastalık riskini artırabiliyor. Beyin-bağışıklık sistemi ilişkisini ve psikolojik dayanıklılığın biyolojik etkileri daha geniş ele alınmalı.

Soru 11: Son olarak,bugünkü bilgi ve deneyiminizle genç bir psikiyatri öğrencisine hatta hayata yeni başlayan bir gence tek bir zihinsel pusula vermek isteseniz bu ne olurdu? Bizlere vermek istediğiniz en önemli mesaj nedir?

Anlam peşinde koşun.

Haz peşinde koşan insan kısa süreli mutluluklar yaşar ama kalıcı doyuma ulaşamaz. Anlam peşinde koşan insan ise zor zamanlarda bile ayakta kalabilir.

Bir insanın yaşam amacı varsa stresle daha iyi mücadele eder, zorluklardan daha güçlü çıkar ve hayata daha sağlam tutunur. Benim gençlere en önemli mesajım budur: Kendinizi tanıyın, bir amaç belirleyin ve umut duygunuzu asla kaybetmeyin.

Hasbihal tarzındaki röportaj serime konuk olarak beni kırmayan, köşeme bıraktığı bu kıymetli anıyla yalnızca başarılarıyla değil, kişisel hayatıyla da bizlere örnek olan ve saygıyı sonuna kadar hak ettiğini bir kez daha gösteren çok değerli Prof.Dr. Nevzat Tarhan hocama minnet ve teşekkürlerimi sunarım.

Süreç boyunca desteğini ve yardımlarını eksik etmeyen Üsküdar Üniversitesi Kurumsal İletişim Daire Başkanlığı Medya Birim Yöneticisi, gazeteci Şaban Özdemir’e de ayrıca teşekkür ederim.

Sağlığınız daim olsun, kıymetli büyüklerim. Saygılarımla.