Röportaj Serisi-31: Konuk = Prof.Dr.Gölgen Bahar Öztekin (Bahçe Bitkileri)

Mert AKAR akarmert2015@gmail.com

“11 Soru 11 Cevap” röportaj serimin otuz birinci konuğu,Ege Üniversitesi Ziraat Fakültesi, Bahçe Bitkileri Bölümü, Bahçe Bitkileri Anabilim Dalı öğretim üyesi Sayın Prof. Dr. Gölgen Bahar Öztekin olacaktır.Lisans, yüksek lisans ve doktora eğitimi başta olmak üzere akademik hayatının tamamını Ege Üniversitesi bünyesinde sürdüren hocamız; Ziraat, Orman ve Su Ürünleri Temel Alanı kapsamında Bahçe Bitkileri Yetiştirme ve Islahı ile Sebze Yetiştirme ve Islahı alanlarında yürüttüğü çalışmalar ve bilimsel araştırmalara sunduğu değerli katkılar dolayısıyla kendisine teşekkür ederim.İzninizle sorularıma geçmek isterim.

Soru 1-Merhaba hocam, öncelikle nasılsınız? Bahçe bitkileri ve örtüaltı tarımı alanına ilginiz ne zaman ve nasıl başladı, sizi bu özel üretim tekniklerine çeken ilk deneyiminiz ne oldu?

Cevap 1-Teşekkür ederim Mert Bey, Çok iyiyim. Sağ olun. Umarım siz de iyisinizdir…

Sorunuzu iki kısma ayırmam gerekiyor. Bölüm seçimini ayrı, bölüm içinde bilimdalı (örtüaltı) seçimi ayrı cevaplayayım. Ben eğitim sürecimde hep başarılı bir öğrenci oldum. İlkokul, ortaokul ve lise eğitimimi hep takdirname alarak ve okul birincisi olarak tamamladım. O dönemlerde bile bana ne olacaksın diye sorduklarında  “bilim adamı olacağım, profesör olacağım” derdim. Okumayı ve araştırmayı çok seven bir çocuktum. Cihazları söker inceler, tamir etmeye çalışırdım. Üniversitede okumak istediğim bölüm o dönem için kadınlar adına zor olan ve pek tercih edilmeyen makine veya elektrik-elektronik mühendisliği idi. Ankara veya İstanbul’da teknik üniversitelerden birini istiyordum ama annem hem bu mesleğe hem de şehir dışında okumama da pek sıcak bakmıyordu. O zamanki sistemde ÖYS sınavından yüksek bir puan alarak ve şehir dışında birkaç mühendislik tercihleri yapmıştım. Çok yakın arkadaşım ailesinin isteğiyle sadece Ege Üniversitesi’nde Ziraat Fakültesini yazmıştı. Beraber okuruz düşüncesiyle beni de Ziraati yazmaya ikna etmişti, arkadaşımı kırmayıp Ege Üniversitesi Ziraat Fakültesi’nin en yüksek puan ile öğrenci alan Bahçe Bitkileri Bölümü’nü yazdım. Ne de olsa ben istediğim bölümde şehir dışında okuyacaktım düşüncesindeydim. Sınavdan yüksek bir puan aldım ama puanım istediğim yerlere yetmedi. Ege'de Bahçe Bitkileri Bölümü’ne yetti. Bölüme bilinçli bir tercih yaparak girdiğimi söyleyemem, bölümle ilgili hiçbir bilgim yoktu. Ziraat ile uğraşan bir aileden gelmiyorum. Ben tekrar sınava gireceğim dedim ve kaydımı yaptırmama rağmen üniversiteye gitmedim. Annem “git kızım matematik, fizik, kimya, biyoloji gibi dersleri alırsın, gireceğin sınavda yardımcı” olur demişti. Onun zorlaması ile gecikmeli olarak bölümüme geldim ve geliş o geliş. 1995 yılından beri bu bölümdeyim. İyikide gelmişim, okuduğum bölümü, işimi, tarımı çok severek bu günlere geldim. Çok iyi hocalardan eğitim aldım. Üniversitemi de çok seviyorum ve iyiki Ege Üniversitesi’nde okumuşum diyorum. Türkiye’nin Ziraat alanında en iyi üniversitesinde, ilklerin üniversitesinde okumak bir ayrıcalıktır. Hiç zorlanmadan da güzel ve başarılı bir üniversite öğrenciliğim oldu. Üniversiteyi de derece ile bitirdim. Öğrenciliğimde her boş vaktimi bölümümüze ait seralarda, eğitim alanımızda toprağa bitkiye dokunarak geçirdim. O zaman seracılığı, yeni bir trend olan topraksız tarımı gördüm ve çok ilgimi çekti. Bölümümüz seracılık alanında da ilklere imza atmıştı. Ülkemizde ilk topraksız tarım çalışmaları bölümüzde yapılıyordu. Bu konularda çok kuvvetli bir ekip/hocalarımız vardı. Akademisyen olmak istediğim için de bu alanda yüksek lisansa başladım. Örtüaltı (seracılık) serüvenim de böyle başlamış oldu. 1999 yılından beri seralarda çalışıyorum. Beni bu alana iten ana unsur topraksız tarım oldu diyebiliriz. Topraksız tarımın amacını anlamam, avantajlarını görmem ve gelecekte topraksız tarımın rolüne olan inancım beni bu yöne itmiş oldu.   

Soru 2-2024’te yayımlanan “Hidroponik fesleğen yetiştiriciliğinde vermikompost uygulamalarının etkileri” çalışmanızda, vermikompostun özellikle yapraktan püskürtme yöntemiyle kullanılması verimi artırmış görünüyor. Bu bulguların, ticari NFT sistemlerde uygulanabilirliği ve potansiyel sınırlılıkları nelerdir?

Cevap 2-Evet, araştırma lisans öğrencimin bir çalışması. Öğrencim Ali Kemal Demircan, diğer günümüz öğrenci profilinden farklı olarak daha lisans öğrencisiyken su kültüründe araştırma yapmak istedi ve benimle çalışmaya başladı. Kendisi ile yaptığımız ilk çalışmamız bu oldu. Vermikompost (solucan gübresi) ile farklı türlerde daha önce de çalışmalarım olmuştu. Öğrencimin ilgisini çekmiş, güncel bir konu olması da kendisini cezbetmişti. Akan su kültüründe besleyici film tekniği (NFT) sisteminde fesleğen bitkilerine yapraktan püskürterek ve kökten besin solüsyonuna karıştırarak sıvı vermikompost uygulanmasını yaptık. Öncelikle söylemem gerekir ki topraklı tarımda ve topraksız tarımda uygulamalar ve sonuçlar farklılık gösterebilmektedir. Toprağa uygulamak ile besin solüsyonuna uygulamak etkileşimler bakımından farklılık göstermektedir. Çalışmada yapraktan uygulama daha iyi sonuç verdi. Çünkü doğrudan bir etki vardı ve besin solüsyonu ile etkileşime girmek gibi bir sorun da yoktur.  Ürünün sıvı vermikompost olması yapraktan uygulamayı kolaylaştırdı açıkçası. Verimi artırmaya yönelik uygulamalar içerisinde pratiklik açısından ve organik bir uygulama olması nedeniyle sonuçlar önemliydi. Tabiki ticari sistemlerde uygulanabilir. Önemli olan kaliteli-besin içeriği yüksek bir vermikompost kullanmak, vermikompostun taze ve olgunlaşmış olmasına dikkat etmek, doğru zamanda ve bitki türüne özgü doğru dozda kullanmak ve diğer kimyasallarla etkileşimine dikkat etmek. Çevreci bir uygulama olan solucan gübresi kullanımı, düzenli kullanıldığında bitki gelişimini, ürün miktarı ve kalitesini arttırmaktadır. Aynı zamanda bitkilerin hastalıklara dayanımını da arttırdığı bilimsel çalışmalarla ortaya konmuştur. Ayrıca, üretimde kullandığınız diğer gübrelerin miktarında azaltmada yapabileceğiniz bir uygulamadır. Tavsiye ederim yani…

Soru 3-Sizce topraksız sistemlerde besin çözeltisi ve mikroorganizma etkileşimi, kalite ve verim üzerinde ne kadar kritik bir etkendir? Bu alanda gelecekte hangi araştırma boşlukları var? 

Cevap 3-Topraksız tarım su kültürü ve ortam (substrat) kültürü şeklinde yapılmaktadır. Su kültüründe farklı uygulamaları olsa da temelde bitki kökleri besin solüsyonu içinde yetiştirilmektedir. Burada köklerin tutunduğu katı bir ortam yoktur. Su ve gübre vardır. Buna besin solüsyonu/çözeltisi deriz. Böyle bir akışkan ortamın doğal yapısında bitkiye yararlı mikroorganizmalar yoktur. Topraksız tarımın diğer şeklinde yani katı ortam kültüründe cocopeat olarak bilinen Hindistan cevizi torfu gibi organik veya perlit gibi organik olmayan inert ortamlar vardır. Bu ortamlarda da mikroorganizma faaliyetleri doğal olarak yoktur. Topraksız yetiştiricilikte mikroorganizmalar besin solüsyonu veya katı yetiştirme ortamlarına dışarıdan ilave edilebilmektedir. Organik ortamlarda mikroorganizmaların hızlı bir şekilde geliştiği ve mikrobiyal kolonizasyonun arttırdığı görülmektedir. Su kültürü ve inert ortamlarda mikrobiyal faaliyetler tamamen besin solüsyonuna bağlıdır. Uygun sıcaklıkta ve dozda, oksijen içeriği mevcut bir besin çözeltisi mikroorganizmalar için mükemmel bir büyüme ortamıdır. Topraksız tarımda bundan da yararlanmaktayız. Ancak belirtmek isterim ki topraksız tarımda faydalı mikroorganizmaları kullanmadan da bitki yetiştirebiliriz. Faydalı mikroorganizma kullanımı bitki gelişimi, verim ve kalite artışı, hastalıklara dayanımı artırma gibi etkiler ile bitkisel üretimi destekler. Tabili besin çözeltisi ile bir etkileşim mevcuttur ve bu etkileşim doğrudan verim ve ürün kalitesini etkilemektedir. Mikroorganizmalar uygun besin solüsyonu dozu ve sıcaklığında çalışabilirler ve hatta besin solüsyonu dinamiklerini de iyileştirirler. Bu da sonuçta verime yansır. Ancak NFT gibi su kültürü sistemlerinde aşırı mikrobiyal büyüme solüsyon içinde oksijen azalması, hidrolik tıkanma ve bazen kök çürümeleri de yapabilir. Bu nedenle topraksız tarımda mikroorganizma kullanırken dikkat etmemiz gerekmektedir. Şunu da unutmayalım, kullanılan mikroorganizmaların türü, tek veya konsorsiyum halinde (birkaç tür bir arada)  kullanılmaları da tüm bu söylenenleri etkilemektedir. 

Ben bir mikrobiyolog değilim tabiki uzmanları daha iyi bilir ama mikroorganizmalar canlı varlıklar olduğu için birçok faktörden etkilenebilmektedir.  Aynı bakteri farklı sistemde farklı davranabiliyor. Değişik koşullarda farklı araştırmalara devam edilmeli ve koşullara göre mikroorganizmaların etki mekanizmaları ortaya konmalıdır. Farklı konsorsiyumların etkileri de incelenmeli.  İyon + mikrobiyom + bitki tepkisi modelleri geliştirilmeli. Belki yapay zeka temelli sensör teknolojisi de buna eklenebilir. Yetiştirme koşullarımıza göre seçebileceğimiz mikroorganizmaları gösteren bir network olmalı. Bu tür araştırmalar günümüz tarımı için de üzerinde durulması gereken bir konu. Yani daha bu konuda çok çalışmalar yapılmalı.

Soru 4-Marul fidelerinde Trichoderma harzianum uygulamasının kaliteye etkilerini inceleyen çalışmanızda, bu mikroorganizmanın özellikle yaprak gübre ile birlikte kullanımının sonuçlarını nasıl yorumluyorsunuz? Bu yaklaşımın sera üretiminde yaygınlaştırılması için hangi zorluklar mevcut?

Cevap 4-Bu çalışma bir yüksek lisans çalışmasıydı ve farklı bitki türlerinde Trichoderma harzianum mantarının fide kalitesine etkisini araştırmıştık. Trichoderma harzianum  faydalı mikroorganizmalar içerisinde çok kullanılan bir mantardır. Bitki gelişimini teşvik eden bakteriler gibi Trichoderma benzeri mantarların da sera ve tarla koşullarında etkili bir biyokontrol ajanı, biyofertilizer ve bitki stimülatörü olarak kullanıldığı belirtilmektedir. Biz araştırmamızda Trichoderma harzianum’u fide yetiştirme ortamı olan torfa eklemiş, sonuçları bakterisiz ortamla kıyaslamıştık. Aynı zamanda her iki deneme konusundaki bitkileri yaprak gübresi ile besleyerek ve beslemeden incelemiştik. Araştırma sonucunda kök ortamına Trichoderma harzianum eklediğimizde ve yaprak gübresi ile fideleri beslediğimizde fide kalitesinde artışların olduğunu gördük. Bu uygulama fide biyokütlesini ve fidelerin makro element alınımını arttırmıştır. Ticari fide üretiminde zaten yapraktan beslemeler rutin olarak yapılmaktadır. Ancak yetiştirme ortamına Trichoderma harzianum  eklemek uygulanan yaprak gübresinin etkinliğini arttırmıştır. Bu uygulamayı doğrudan seracılıkla ilgili değil de fidecilik açısından düşünmeliyiz.  Bu tür uygulamalar bir çok fide firması tarafından zaten halihazırda kullanılan bir yöntemdir. Farklı bakteri veya mantarlar, teksel veya karışım halinde fide yetiştirme harcına eklenerek kullanılmaktadır. Hatta fide ortamına kök gelişimini arttırıcı, fide kalitesini iyileştirici, fidenin vigorunu (gücünü) attırıcı farklı destekleyici uygulamalar da yapılmaktadır. Seralarda üretim fide dikimi ile başlar. Üretime kaliteli, güçlü, sağlam bir hazır fide ile başlarsak sonraki yetiştirme süreci o kadar başarılı geçmektedir. Bu nedenle seralarda kaliteli fide kullanmak önemlidir. Seracılık açısından bu yaklaşımın bir zorluğu yoktur. Zaten kullanılan fideler bu şekildedir.  Şunu da söylemek isterim ki, bu yaklaşım organik fide üretimi için önemlidir. Trichoderma harzianum  alternatif bir organik biostimülant olarak organik fide üretiminde rahatlıkla kullanılabilir. 

Soru 5-Seralarda azot tutucu bakterilerin kullanımının domates bitkileri üzerindeki etkilerine yönelik daha eski bir çalışmanız var — bu tür biyogübrelerin sürdürülebilir üretime katkısı ve üreticilerce benimsenmesi konusunda neler söyleyebilirsiniz?

Cevap 5-Evet, bu çalışma 2014 yılında ticari bir firma ile yürüttüğümüz ve sonuçları oldukça umut var olan bir ARGE çalışmasıydı. Ürün denemeler sonucu piyasada satışa sunulmuştu. Hala satışta ve oldukça talep gören de bir ürün. Burada da yine faydalı mikroorganizmaları görüyoruz.  Azospirillum, Rhizobium, Azotobacter ve Acetobacter gibi azot tutucu bakteri içeren mikrobiyal gübrenin sera domates yetiştiriciliğinde bitki gelişimi, verim ve meyve kalitesi üzerine olan etkilerini araştırmıştık. Azot tutucu mikroorganizmalar atmosferde bulunan ancak bitkilerin kullanmadığı atmosferik azotu, amonyuma dönüştürme suretiyle fiske ederler. Böylece bitkiye azot sağlayarak, protein sentezinde kullanabileceği amonyumu verirler; büyüme ve gelişmeyi teşvik ederek verimi arttırırlar. Denemede kullanılan mikrobiyal gübre konsorsiyumu damla sulama sistemi ile uygulanmıştı.  Çalışmamızdan elde edilen sonuçlar, azot tutucu bakteri uygulamasının sera domates üretiminde bitki gelişimi ve verimi arttırdığını göstermişti. Nitekim bu konuda yapılan birçok çalışma azot tutucu bakterilerin patojenlere karşı dayanıklılık sağladığını, büyüme periyodunu kısalttığını, bitki gelişimini teşvik ettiğini, çiçeklenme, meyve tutumu, verim ve/veya kaliteyi ve meyve iriliğini arttırdığını göstermiştir. Böyle bir sonuç tabiki her üreticinin isteyeceği bir sonuçtur. Kullanan seracı üreticilerimiz de var tabi ki. Zaten bilinçli üreticiler bu tür uygulamaları tercih etmektedirler. Ancak birçok üretici biyogübrelerin nasıl kullanılacağını veya faydalarını tam olarak bilmiyor. Bu konuda eğitim ve yayım çalışmaları şart. Piyasadaki ürünlerin kalite farklılıkları da üreticilerin güvenini azaltabiliyor. Bu bağlamda da sertifikasyon ve denetim mekanizmaların önemi ortaya çıkıyor. Bunun dışında, kimyasal gübreler genelde hızlı sonuç verirken, biyogübrelerin etkisi daha uzun vadede ortaya çıkmaktadır. Tabi işin ekonomisi de var. Bu tür ürünlerin pahalı olması da üreticilerin kararını etkileyebiliyor. Bu noktada da devlet destekleri üreticilerin mikrobiyal gübre kullanımı üzerinde etkili olabilir. Sonuçta sürdürülebilir tarım politikaları için bunlar şart.  Zaten ticari gübrelerin olumsuz etkilerini düşünecek olursak, bu olumsuz etkileri azaltmak ve toprak verimliliğinin sürdürülebilirliğini biyolojik bir yöntemle korumak için besin elementi döngüsünde mikroorganizmalardan yararlanma kaçınılmaz olmaktadır.

Soru 6-Organik fide üretim tekniklerinin geliştirilmesine yönelik çalışmalarınızda, faydalı mikroorganizmaların farklı yetiştirme ortamlarındaki performansını incelediniz. Bu tür biyolojik yaklaşımların organik üretimdeki pratik değerini nasıl görüyorsunuz?

Cevap 6-Ülkemizde organik fide üretimi tam olarak ticarileşmiş durumda değil maalesef. Sertifikalı organik fide üreten bir fide üreticisi firmamız yok. Sözleşmeli bir şekilde fide firması ile anlaşarak, tamamen organik tarım yönetmeliğine bağlı kalacak şekilde ve bakanlık onaylı yetkilendirilmiş kuruluşların denetiminde; yönetmelik gereği organik tohum kullanarak, organik yetiştirme ortamı ve organik besleme yapılarak organik fide üretilebilmektedir.  Üretici kendisi fidesini üretmek isterse de aynı şeyler geçerli. Sadece organik tohum bulamadığı durumda bazı esneklikler mevcut. Bu sektör giderek gelişmekte. Önceden organik tohum üretimimiz de yoktu ama artık var. Organik fide için de talep çok olursa fide firmaları bu konuda gerekeni yapacaktır diye düşünüyorum. Tabiki organik fide üretiminde kısıtlayıcı faktörler çok. Bu açıdan fide gelişimini ve kalitesini artırmaya yönelik biyolojik ve sürdürülebilir bir uygulama olan faydalı mikroorganizma/mikrobiyal gübre kullanımının pratik değeri oldukça yüksektir. Bu mikroorganizmalar fide fire oranını azaltır, standart fide kalitesini arttırır, fidenin tarlada tutma başarısını arttırır vs. ama “doğru ürün-doğru uygulama-doğru ortam” üçlüsünün sağlanması şart. Aksi halde beklenen etki görülmeyebilir. Mesela, steril ortamlarda mikrobiyal aktivite bazen sınırlı kalabilir. Bazı fungisitler veya dezenfektanlar mikroorganizmaları öldürebilir. Ya da piyasadaki mikrobiyal gübrelerin canlılık oranı (cfu) ve tür içeriği çok farklılık göstermektedir, etkileri farklı olabilmektedir. Bu tür farklılıklarda ya da doğru yapılmayan uygulamalardan elde edilen başarısızlıklar mikrobiyal gübrelere bağlanmamalıdır. Bu nedenle üreticilerimizin mikrobiyal gübre kullanımında bilinçlendirilmesi gereklidir.

Soru 7-“Growing Media in Organic Seedling Production” gibi literatür inceleme çalışmanızda, torf (peat) dışı alternatiflerin artan öneminden söz ediyorsunuz.  Özellikle ortam seçimi ve çevresel sürdürülebilirlik bağlamında hangi alternatifler üzerinde duruyorsunuz?

Cevap 7-Ticari fide üretiminde en fazla kullanılan yetiştirme ortamı torftur; tek başına veya başka ortamlarla karışım halinde kullanılabilmektedir. Torf,  sulak alanlarda bitki materyali gibi organik maddelerin uzun yıllar kısmen ayrışmasıyla oluşan gözenekli bir materyaldir.  Tanımından da anlaşıldığı üzere torf yenilenebilir değil, oluşumu uzun yıllar sürmektedir. Çıkarımı sırasında da ciddi bir karbon salımı vardır (karbon ayak izi yüksek) ve habitat kaybı yani sulak alanların yok olma riski söz konusu. Bu nedenle, torf kullanımının azaltılması artık sadece teknik bir tercih değil, doğrudan çevresel sürdürülebilirlik meselesi. Bu yüzden özellikle Avrupa’da torf kullanımını azaltmaya yönelik ciddi politikalar var ve Türkiye’de de bu yönelim hızlanıyor.

Torfun yerine kullanılabilecek materyaller perlit, vermikülit, pomza, tüf gibi inorganik veya Hindistan cevizi torfu, ağaç kabuğu, odun lifi, pirinç kavuzu, biyogaz atığı, biyokömür, kompost, vermikompost (solucan gübresi) gibi organik ortamlar olabilir. Bu ortamlar da tek başına yada karışım halinde organik fide üretiminde kullanılabilir. Bu ortamlar içinde Hindistan cevizi torfu şuan için daha çok kullanılmaktadır. Ortam seçimi açısından bakacak olursak; su tutma kapasitesi yüksek, havalanması iyi, EC ve pH dengesi stabil, hastalık riski içermeyen, homojen ve tekrarlanabilir, bulunması ve taşıması kolay, ucuz olanlar; çevresel sürdürülebilirlik açısından da kullanıldıktan sonra atık oluşturmayan, temininde doğaya zarar vermediğimiz ve yenilenebilir olanlar tercih edilmelidir. Bu bağlamda, atıkların değerlendirilmesine hizmet etmiş olunacak ortamlar (bitkisel atık kompostu, kavuz gibi) da bu açıdan önem arz etmektedir. Böylece karbon emisyonu azaltılacak, yerel atıklar değerlendirilmiş olunacak ayrıca ithal girdiye bağımlılık da azaltılmış olunacaktır.  

Seçilen ortamların fide üretiminde tek başına yeterli gelmediği durumda hem fiziksel dengeyi hem de biyolojik aktiviteyi optimize edecek şekilde karışım halinde kullanılması daha uygun olacaktır. Örneğin Hindistan cevizi tordu-perlit-kompost veya pirinç kavuzu-kompost-biyokömür gibi. Uygun karışım oranının belirlenmesinde bazı araştırmacılar tarafından matematiksel modele dayalı yöntemler de geliştirilmiştir. Ama incelediğimizde üreticiler için fazla bilimsel kalmaktadır. Bu nedenle henüz pratikte kullanımını görmüyoruz ama umarım yakın zamanda bu tür çalışmalar yaygınlaşır ve pratikte kullanılabilir bir hale gelir. 

Soru 8-Topraksız domates yetiştiriciliğinde silisyum uygulamalarının tuz stresine etkisini incelediğiniz bir çalışmanız var; burada silisyumun bitki fizyolojisi üzerindeki rolünü özellikle tuz stresine karşı nasıl açıklarsınız?

Cevap 8-Topraksız tarımda kontrollü bir yetiştiricilik olduğu için tuz sorunu olmazmış gibi düşünülüyor. Oysa sera içinde yüksek sıcaklık ve yoğun evapotranspirasyonun varlığı, drenajın iyi olmaması, kalitesiz suların kullanılma zorunluluğu, deniz suyunun sulama suyuna karışması, kullanılan küçük kök hacimlerinde besin çözeltisinin içerdiği tuzların hızla birikimi ile topraksız yetiştiricilikte de tuzluluk sorunu ortaya çıkabilmektedir. Bu sorunu giderebilmek için üretim aşamasında ara yıkamalar, tuzlu ve temiz suyun münavebeli kullanımı, uygun sulama ve gübreleme rejimleri gibi çözüm yolları mevcuttur. Ancak tuzluluk sorununa karşı alınabilecek bu önlemlerin kolay ve pratik olduğunu söylemek güçtür ve genellikle pahalı ve geçici çözümlerdir. Ayrıca sulama sularının tuzlanması nedeni ile meydana gelen tuzluluğun giderilmesi pek de mümkün olmamaktadır. Oysa tuza dayanıklı çeşitlerin ıslahı daha kalıcı ve tuzluluğun zararlı etkilerini azaltan tamamlayıcı bir çözümdür. Nitekim tuza tolerant çeşit ve anaçlı bitki kullanımı çözüm yolu gibi görünse de ekonomik anlamda sorun yaratabilmektedir. Bu durumda zaten gübre olarak kullanılması gereken ama hep göz ardı edilmiş silisyum (Si) gibi kimyasalların uygulanması tuz stresine dayanımı arttırmada alternatif ve ekonomik bir yöntem olarak karşımıza çıkmaktadır. 

Silisyumun bitki fizyolojisine etkisi büyük. Daha çok kullanım amacı bitkinin hastalıklara dayanımını arttırmak üzerine olmuştur. Birçok araştırma verim ve bitki gelişimini artırıcı etkileri de bulunduğunu doğrulamıştır.  Silisyum bitkilerin biyotik ve abiyotik stres faktörlerine karşı dayanıklılığını arttırmaktadır. Silisyumun bu etkileri stres faktörlerine maruz bitkilerde antioksidatif savunma mekanizmasının çalışmasını teşvik ederek, bitki gövdesini kuvvetlendirerek, fotosentezi ve su kullanma etkinliğini artırarak, bitkilerde lipit peroksidasyonunu ve membran geçirgenliğini azaltarak sağladığı bilimsel çalışmalarla kanıtlanmıştır. Bu nedenle üreticilerimiz bitkisel üretimde silisyuma bir şans tanısınlar, faydalarını göreceklerdir. Ancak kullanılan silisyumun formu çok önemli. Potasyum silikat mı, sodyum silikat mı, veya başka bir form mu kullanılacaksa bu formuna göre gübreleme rejimi değişecektir. Dikkat etmek gerekir.

Soru 9-Son yıllarda örtüaltı yetiştiriciliğinde yaygınlaşan aşılı fide kullanımının; hastalık direnci, verim ve stres toleransı üzerindeki etkilerini nasıl değerlendiriyorsunuz? Kendi çalışmalarınız ışığında, özellikle topraksız tarım ve sürdürülebilir üretim sistemlerinde aşılı fidelerin gelecekteki rolü sizce nasıl şekillenecek?

Cevap 9-Aşılı fideler muazzam bir şeyler. Her derde deva diyebiliriz. Benim doktora konum aşılı fideler üzerineydi. Çok zevkli bir konuydu ve bu konuda çok çalışma yaptım. Konu o kadar geniş bir konu ki o kadar çok detayı var ki nereden başlayacağımı bilemedim. Düşünün, aşılı fideler ile ilgili dersim var ve 14 hafta ders anlatıyorum. Burada özetlemek zor olacak. Öncelikle, son yıllarda yaygınlaştı diyemeyiz. Ülkemizde ticari anlamda kullanımı 2000li yıllarda yaygınlaştı. Sorunuzu cevaplayabilmek için önce aşılı fideyi anlatmam gerekiyor. Aşılama benzer yapıya sahip iki bitki parçasının birleşerek, tek bir bitkiymiş gibi büyümelerine devam etmesini sağlayan bir vejetatif çoğaltım şeklidir. Aşılı bitkilerde iki kısım vardır: üretilmek istenen çeşit “kalem” olarak adlandırılmakta ve bitkinin toprak üstü kısmını oluşturmakta, kök kısmını ise “anaç” oluşturmaktadır. Aşılı fidelerin önemi/gücü işte bu anaçlara bağlıdır. Aşılı fidede anaçlar genellikle yabani türler, melezler az oranda da kültür çeşitleri olabiliyor. Anaçlar yoğun kök yapısı yanında kökler üzerinde daha fazla sayıda ve uzunlukta emici tüylere sahiptirler. Böylece daha fazla su ve besin maddesi alabilmekte ve güçlü iletim sistemleri ile de üst akşamlara iletebilmektedirler. Ayrıca bitki büyüme düzenleyicilerinin sentezinin ve/veya taşınımının etkisiyle aşılı bitkilerde anaçlar bitki gelişimi, çiçeklenme ve verim, meyve kalitesi, stres koşullarına dayanım üzerine olumlu etki yapabilmektedir. Gerçekten de bu etkileri uygun anaç/kalem kombinasyonu kullanıyorsanız rahatlıkla elde edebiliyorsunuz. Burada kritik nokta uygun anaç ve kombinasyon. Tabiki yetiştirme koşulları, üretim sistemi, besleme, kültürel işlemlerin vs de beklenen sonuçlar üzerinde etkili olduğu unutulmamalıdır.  

Aşılı fidelerde anaçlar stres faktörleri altında etkilerini daha net göstermektedirler. Topraksız tarımda da hastalık gibi biyotik, tuzluluk, yüksek sıcaklık gibi abiyotik stresler kaçınılmazdır. Bu stres faktörleri altında yüksek verim elde etmek istiyorsak bunun sürdürülebilir, çevreci, pratik ve etkin yollarından birisi aşılı fide kullanımıdır. Gelecekte de seralarda gerek topraklı ve gerekse topraksız tarımda kullanımı devam edecektir. Sürdürülebilir tarım için de elzemdir. Burada üzerinde durulması gereken konu anaç tohumlarında dışa bağımlılık ve yüksek fiyatlarıdır. Yerli anaç tohumlarına ihtiyacımız vardır. Bu konuda çalışmalar yapılıyor ama yeterli değil. Daha fazla yapılacaktır. Benim hep yapmak istediğim ise, bir mobil uygulama olmalı, üretici/araştırmacı her kimse koşullarını sisteme girmeli, mesela yetiştirmek istediği bitki türünü, toprak tipi, üretim tipi, iklim verileri, sorunu vs vs. girildikten sonra tek tuşla uygun anaç/kalem kombinasyonlarını veren bir uygulama hazırlamak.  Pek kolay değil ama bakalım…

Soru 10-Ege Üniversitesi’ndeki örtüaltı yetiştiriciliği laboratuvar ortamları ile ticari sera uygulama sahaları arasındaki en büyük farklar nelerdir? Akademik bulguların saha uygulamalarına entegrasyonu nasıl sağlanabilir?

Cevap 10-Çalışma alanımız açısından seralara bizlerin laboratuvarı diyebiliriz ama onlar gerçek anlamda birer sera. İzmir-Bornova'da Ege Üniversitesi Ziraat Fakültesi Bahçe Bitkileri Bölümüne ait uygulama ve araştırma alanında 4 adet seramız var. Bir tanesi 830 m2 çift çatılı plastik örtülü sera, diğeri 400 m2 yüksek plastik tünel. Her ikisinde de ısıtma ve sulama otomasyon sistemi mevcut. Bu iki serada sadece topraksız tarım çalışmalarını yürütmekteyiz. Sera içleri bu şekilde dizayn edilmiştir. İçlerinde su kültürü, katı ortamda saksı kültürü, açık ve kapalı sistem topraksız tarım uygulamaları var.  Bir diğer çift çatılı plastik seramız 530 m2 olup, burada da topraklı tarım çalışmalarımızı yürütmekteyiz. Ayrıca 310 m2 bir fide yetiştirme seramız var. Yine çift çatılı, plastik örtülü ve doğalgaz ısıtmalı. Bunun yanında tohum çimlendirme ünitemiz, tohum ekim ve aşılı fide yapabileceğimiz alanlarımız da mevcut. Yani bir laboratuvardan da ötesi. Biz ekip olarak bu seralarda öğrencilerimizle birlikte bizzat çalışmaktayız. Üreticilerimizin yaptığı gerçek üretim desenlerinin aynılarını yapmaktayız. Ticari sera uygulamaları ile aynı diyebiliriz. Tabiki bizim seralarımızda amacımız ticari bir kazanç değil. Biz araştırmalarımız odağında bitkiler yetiştirmekteyiz. Seramızın içi bu nedenle çok parsellere ayrılmış durumda. Ticari bir sera olsaydı bu kadar çok parsel, çukur, pompa, bölünmüş sulama sistemi görmezdiniz. Seralarımız çok modern seradır diyemem ama ortalamanın çok üstünde bir yapıda. Çok emeklerle, projelerle kurulmuş ve işletilmektedir.  

Biz ekip olarak çalışmalarımızda hep üreticilerin sorununa yönelik çalışmalara yöneldik. Hep sahanın içinde olduk ve sorunları belirleyip bunların çözümüne yönelik çalışmalar yaptık. Sonuçların üreticilere ulaşılması konusunda da elimizden geleni yaptığımıza inanıyorum. Kendi adıma “bilim bilim içindir” değil “bilim toplum içindir” yaklaşımını benimsediğimi söyleyebilirim. Gerçekten akademik bulguların saha uygulamalarına entegrasyonu önemli. Bana göre kullanılmayan bilgi bilgi değildir. Bu nedenle, bilimsel sonuçların üreticilerimizin anlayacağı şekilde basitleştirilmesi, güven oluşturacak şekilde yayınlanması önemli. Akademik çalışmalar genelde kontrollü koşullarda yapılıyor, istatistiksel sonuçlar ve teknik bir dille sunuluyor. Oysa üreticiler “Ne zaman, ne kadar, nasıl uygulayacağım?” sorusuna yanıt bulmak istiyor. Bu nedenle araştırma sonuçlarında uygulama dozu, zamanlama, ekipman ihtiyacı ve olası riskler net şekilde sunulmalı, elde edilen sonuçlar pratik üretim protokollerine dönüştürülmelidir. Çiftçi, makaleye değil gözüyle gördüğüne inanır. Bu nedenle “göster–kanıtla” yaklaşımı benimsenmeli. Üreticilerin kendi alanlarında karşılaştırmalı üretimler yapmak işe yarayacaktır.  Bu açıdan yerel çalışmalar da önem kazanmaktadır. Akademi ile üretici arasında doğrudan bağ çoğu zaman zayıftır. Bu boşluğu ziraat mühendisleri, tarım danışmanları, girdi tedarik firmaları, kooperatifler giderebilir. Bu aktörler, akademik bilgiyi sadeleştirip sahaya uyarlayan tercümanlar olarak görev yapmalıdır. Çünkü bilimsel dil ile saha dili çok farklıdır. “Bitki gelişiminde istatistiksel olarak anlamlı artış gözlenmiştir.” akademik yayın ifadesi çiftçiye hiçbirşey ifade etmeyebilir. Ama “ %15 verim artışı sağlanmıştır veya 5 gün erkencilik olmuştur” demek daha anlaşılır olacaktır. Ayrıca üretici için en kritik soru “Bana ne kazandıracak?”.  Bu yüzden her öneri maliyet, verim ve risk odağında sunulmalı. Saha entegrasyonunda geri bildirim de çok önemlidir. Akademik bilgiler sürekli geri besleme döngüsünde olmalıdır. Akademi – saha - geri bildirim - yeniden araştırma modeli kullanılmalı, bilgi güncellenmeli. Bu modelde üretici de sürece dahil olur.  İşe dijital dünya boyutundan bakarsak da üreticiler için kısa videolar, koşullara göre bilgi verecek mobil uygulamalar,  sosyal medya grupları gibi araçlara da ihtiyaç vardır. Bu konuda da bizlere büyük rol düşmektedir.

Soru 11-Gelecekteki projelerinizde veya araştırma ağırlıklarınızda hangi konuları hedefliyorsunuz? Özellikle sürdürülebilir üretim, mikroorganizmalar ve topraksız tarım alanında ne tür yenilikler öngörüyorsunuz? 

Cevap 11-Uzmanlık alanım sebze yetiştirme ve ıslahı alanında örtü altı sebze yetiştiriciliği konusundadır. Yaklaşık 30 yıldır bu konuda çalışmaktayım. Sağlığım elverdiği sürece yine bu konuda çalışmalarıma devam edeceğim. Tabiki konumda gelişmeleri ve teknolojiyi yakından takip ediyorum. Tarım durağan bir konu değil, her yeni gün başka şekilde evriliyor. Ben de bu değişime ayak uyduracak çalışmalar ile ilerleyeceğim. Günümüzün önemli konusu küresel iklim değişikliği ve yükselen sıcaklıklar, bir yanda tuzluluk, kuraklık bir yanda seller. Çalışma konularımla ilişkili olarak iklim değişikliğinin bitkilere olan etkileri ve bu etkileri giderebilecek uygulamalar üzerinde çalışıyorum zaten. Malum, artık teksel değil çoklu stres koşulları ile karşı karşıyayız. Bu çoklu stres faktörlerine karşı çoklu uygulamalar örneğin dayanıklı anaç kullanımı + faydalı mikroorganizma kullanımı + dışarıdan uygulanabilecek bitki stimülatörleri beraber kullanmak gibi çalışmalar zaten planlarım dahilinde. 

Topraksız tarım açısından ise artık topraksız tarım kentsel tarım, dikey tarım, bitki fabrikaları, biti küpleri şeklinde bina içlerinde, evlerde yapılıyor. Bu konuda danışmanlıklarımız olsa da üniversitemizde bir bitki fabrikamız yok, bunu kurmayı hedefliyorum. Ayrıca tamamen organik sertifikaya uygun organik hidroponik (bioponics)  sistemler hızla ilerliyor. Bu konularda çalışmalara devam edeceğim. Tabi halihazırda yapılan deniz altında topraksız tarım çalışmaları beni çok heyecanlandırıyor. İtalya'da yapılan bu çalışmayı ülkemize de taşımayı düşündük. İtalyan ekip ile görüştüğümde desteklerini aldım ama maalesef planlanan gerçekçi projemizde bir çok bürokratik engele takıldık. Şimdilik askıya aldık ama hala gönlümde yatıyor. 

İkinci sorunuza gelince, sürdürülebilir üretim, mikroorganizmalar ve topraksız tarım artık birbirinden ayrı değil; tam tersine hızla entegre bir üretim modeline dönüşüyor. Bir topraksız tarım sevdalısı olarak gelecek tarımında topraksız tarımın kaçınılmaz olduğuna inanıyorum. Bana göre önümüzdeki dönemde yenilikler daha çok topraksız tarımda “kontrollü sistem + biyolojik zeka” birleşimi üzerinden şekillenecek. Bu bağlamda yapay zeka destekli karar sistemleri, sensör teknolojisi, nesnelerin interneti, besin döngüsününü mikroorganizmalar ile desteklemek, bitki türüne ve koşula göre çoklu mikroorganizmaları belirlemek ve sürdürülebilirliğin en güçlü yönü olan döngüsel üretim sistemleri kullanmayı yenilikçi yaklaşımlar olarak görüyorum. 

Son olarak eklemek istediğiniz var mı? Bu güzel röportaj için teşekkürlerimi sunuyorum. Keyifli bir söyleşi oldu. Umarım okuyuculara bir katkımız olmuştur. Çalışma konum ile ilgili olarak kime ne faydam dokunacaksa hazır olduğumu belirtmek isterim. 

Hocam, değerli vaktinizi ayırdığınız ve sorularıma anlamlı cevaplar vererek gösterdiğiniz yardımseverliğiniz için çok teşekkür ederim. Çalışmalarınızı anladığım kadarıyla büyük bir ilgiyle ve takdirle takip edeceğim. Sağlık, mutluluk ve başarı dolu bir yaşam diliyor, işlerinizde kolaylıklar temenni ediyor, saygı ve sevgilerimi sunuyorum.